Hürriyet Hararetli Bir Kavramdır, Terletir

Hayat, bir nevi arama ve anlama çabasıdır. Rahmin rahim atmosferinden sınanma sahasının kaotik vadilerine inişinin şaşkınlığını hayat boyu atamaz üzerinden insanoğlu. Kayıtlarından kurtulup serazat hareket etmenin imkânlarını arar durur. ‘Yakin’e ulaşıncaya kadar sürer çabası.

Kemal MANSUR

İnsanın/hayatın ne olduğu üzerine düşünülmeden onunla ilgili hiçbir meseleyi doğru konuşamayız. Özgürlük gibi artık çığırından çıkmış bir mesele söz konusu olduğunda temel taşlarını daha özenli döşeme zarureti doğuyor.

İnsan, sınırlı imkânlarla donatılan, sonluluğa mahkûm bir varlık. Lakin aynı zamanda irade sahibi. İmkân-irade dengesi çok önemlidir. Sınırlı imkân, kontrolsüz irade ile buluştuğunda ortaya meleklerin itirazında şahit olduğumuz “korkular” çıkıyor. İrade, mutlak iradeyle uyumlu yürüdüğünde, insan kendisi ve çevresiyle barış/selam içerisinde dengeli örnekler sergiliyor. Özeti bu.

Hayat, imkânsızlıkları rafine söylemlerle hayalleştirme sanatıdır bir yanıyla.

İnsanın, olmak istediğiyle olduğu arasındaki makası daraltma, başaramadığında tefsir etme/gerekçelendirme çabasıdır bir yönüyle de. Adem’in cennette yaşadığı gerçeğin yerkürede amaç edinilmesi ama araçların sınırlılığından dolayı encamında tahassürle ayrımına varılan bir sanrıdır hayat.

Sınırsız ruhun sınırlı beden imkânlarına direndiği, cesedin ruhu ürkütmemek için halden hale girdiği bir serencamdır hayat. Kul/abd olsun için ruh üflenen balçık parçası hayal etme yetisi bahşedilen yegâne varlık olarak biteviye bir arayış/gelişim/dönüşüm içerisindedir.

Hayat, bir nevi arama ve anlama çabasıdır. Rahmin rahim atmosferinden sınanma sahasının kaotik vadilerine inişinin şaşkınlığını hayat boyu atamaz üzerinden insanoğlu. Kayıtlarından kurtulup serazat hareket etmenin imkânlarını arar durur. ‘Yakin’e ulaşıncaya kadar sürer çabası.

Gel gör ki kendi gayreti ile bir türlü kendini tanımlayamadığı gibi, gezegende yerini bulmayı da başarabilmiş değil. Akıl, sezgi, arzu, güç, tecrübe döngüsünde ürettiği değişik kombinasyonlar üzerinden anlam haritaları üreterek özgünlüğünü ortaya koyma çabasında olagelmiştir. Bunun bir sonucu olarak birçok farklı pratikler ortaya çıkmıştır tarihi süreç içerisinde. İradeli bir varlığın seyr-ü seferinin bunun gayrı olması beklenemezdi zaten.

Kayıtları sevmez insan. Ama toplu yaşadığı yerkürede kendi gibi özgürlüğe meftun milyonlarcasının ağırlandığını birkaç tecrübenin ardından fark eder ve kısa zamanda bir “denge” oyunu oynamaya aşina hale gelir. Bu anlamda özgürlük, rezerv güç potansiyeline dayalı olarak “baskılama”-“direniş gösterme” oyununa dönüşüverir. Fertler için geçerli olduğu gibi topluluklar için de geçerlidir bu durum.

Güçlü olan gruplar baskıladıkları daha zayıf gruplar üzerinde her zaman etki sahibi olmuşlardır. Güçlü grubun norm ve değerleri, diğerleri üzerinde etki oluşturmuş genel anlamda. Bu zaviyeden baktığımızda günümüz güçlülerinin küreselleştirdikleri değerleri ile bütün bir insanlık üzerinde etki uyandırdıklarına şahit oluyoruz. Mevzu ettiğimiz özgürlük kavramı da bu bağlam içerisinde güncellenerek insanlığa servis edilmiş aktüel bir kavramdır. Güç ilişkilerinden özgürleşmiş bir kavram değil!

İnsanın bir aşkın referansa/habere dayanmaksızın kendini tanıma/tanımlama çabası “aklı” tek başına merkeze alan bir çabayı üretmiştir. Ancak aklın etkilerden azade mutlak bir otorite olmadığı zamanla iyice billurlaşmıştır. Çünkü insani yetilerden biri olan akıl, diğerlerinde olduğu gibi pratik içerisinde birçok etkiye açıktır. Verili/sınırlı şartlar muvacehesinde hüküm süren akıl, özellikle modern zamanlarla birlikte maddi olanın dışında her şeyi dışlayarak azgınlaşmıştır.

Modern akıl insanın anlama çabasına yardımcı olmak, doğruya ve güzele yolculuğunda yar olmak yerine katı bir gerçeklik iddiasıyla buyurgan olmayı seçmiştir. Bunun bir neticesi olarak insanı kutsal kitapların ve kadim öğretilerin elinden alarak yeniden kurgulama yoluna gitmiştir. Bu demden itibaren, imkânları gün be gün artan modern aklın insanı/bireyi bunalımdan bunalıma, çılgınlıktan çılgınlığa savrulmuştur.

Bu anlamda özgürlük algısı modern, buyurgan, azgın aklın istikametini bir türlü sağlayamayan bireye sunduğu bir uyuşturucudan öte anlam ifade etmemektedir. Çünkü fizik metafizikten, beden ruhtan, anlam değerden kopunca insan ruhu kör ve sağır hale geldi. İnsan ve normalleri yeniden tarif edildiğinden bilgi-algı-duygu anarşisi içerisinde insan, canının her istediğine “özgürlük” dedi!

Din/aşkın haber olmadan hayatın şumullü anlaşılması ve doğru kurgulanması mümkün değildir. Hayatın mahiyeti hakkındaki doğru ve kesin bilgiyi din verir. Çünkü din, aklın erişemeyeceği boyutlara da sirayet edip aşkın değerleri va’zederek bütüncül bir perspektif sunar. Öncesi, bugünü, yarını ile ilgili net bilgiyle mücehhez kılar insanı ve saadete varmanın haritasını iliştirir eline.

Aslında var olan tüm ideoloji ve düşünce sistemleri hayatın ne olduğuna dair bir tanım üzerine oturur. Ancak ideoloji ya da düşünce sistemlerinin hayatı bütüncül bir yaklaşımla tanımlaması mümkün değildir. Çünkü her biri evrene ve insana belli bir zaviyeden bakar. Bu bakış birçok etmenin iştirak ettiği kesbi bir karaktere sahiptir. Ortaya serilen teori ve söylemler bu anlamda hakikatten çok aktüel gerçekliği ifade eder. Bu zaviyeden baktığımızda ideolojilerin hayata, dolayısı ile özgürlüğe bakışı kısır kalmaya mahkûmdur.

İnsan zaman ve mekânın bir ürünüdür. Aslında “Kalu-Bela”dan getirdiği temel ruhsal kodları aynıdır insanların. Kur’ân’ın söz konusu ettiği o pür insanlık seremonisinde her biri aynı değerler seti ile mücehhez kılınmıştır. Ancak bedene büründüğü yerkürede iradeli bir varlık olmasının bir gereği olarak seçim yapma hakkı-sorumluluğu ile yüz yüze kalmış ve bunun bir neticesi olarak inanç ve pratiklerde ayrışmalar yaşamıştır.

İhtiyar sahibi olmak halife/insan için temelde yükseltici/gönendirici bir unsur olmakla birlikte iradesini doğru kullanamaması sonucu alçaltıcı bir unsura da dönüşebiliyor. “Doğru” ya da “yanlış” değerlendirmelerini bir yana bırakacak olursak insanın seçim yapma özgürlüğünü tespit ve teyit etmemiz gerekir.

Seçim yapma özgürlüğü ile özgür biçimde seçim yapma arasındaki nüansa dikkat etmek zorundayız. Kanaatimce meselenin püf noktası burasıdır. İnsanın tercih yaptığı zemin aklını, duyularını sağlıklı kullanabildiği bir zemin olmalı. Bugün modern illüzyon sahnesinde gördüğümüz şey, insanların seçim yapacak duyu ve duygularının korkunç bir kurgusal etkiyle yönlendirilmesi gerçeğidir. Düşünmenin, akletmenin gerektirdiği dingin zemin, ayartıcı müthiş bir reklam/propaganda faaliyetiyle ortadan kaldırılıyor. Kapitalist sistemin birer tüketicisine indirgenen insanlara haz ve propaganda zerk ediliyor. Her şeyin çabuk üretilip tüketildiği çılgın bir dünya. Burada özgürlükten bahsedemeyiz. Burada insanların tercih zeminlerini tarumar eden bir köle sisteminin varlığını görmek durumundayız.

Bireyin tercih etme özgürlüğünün önündeki bu handikapları görmeden kavramsal anlamda değerlendirmeler sistemin sahiplerinin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz. İşe, insanlık mücadelesi vermekle başlamak zorundayız. “İnsan”ın olmadığı yerde insanî özellikler birer tecimsel metaya dönüşmekten öte gidemez. “Zann” üzere kurulu şeytani kurguyu, “beyyine” üzere kurulu gerçeğin gücüyle aşmaya çalışmalıyız.

Davamız, insanları kula kulluktan kurtarmak olmalıdır. Bunun için İslam’ın zaten sahip olduğu evrensel insani değerlerini her düzeyde bir yeniden anlama çabasına girişmemiz lazım. Özgür tercihleriyle övünen kölelere gerçeğin aydınlığını gösterebilmek için, kurgusal alanın dışında bir anlama çabasına girmek durumundayız. Gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

Lokal özgürlük tartışmalarına girmek yerine enerjimizi insanın “sanal” kölelikten kurtulması davasına teksif etmeliyiz.