Bağımlılık, çoğu zaman ani bir kırılma noktasıyla değil; küçük davranış değişimleri, duygusal dalgalanmalar ve ilişkisel kopuşlarla ilerleyen uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta ebeveynler, süreci başlatan ya da durduran değil, sürecin yönünü belirlemede kritik role sahip aktörlerdir.
Ercan Mayaer / MBA
İnsan ve Medeniyet Hareketi Sosyal İnovasyon Birimi Başkanı

Özet
Bağımlılık, çoğu zaman yalnızca madde kullanımına indirgenirken, aslında erken dönemde doğru müdahale gerektiren gelişimsel bir süreçtir. Bu çalışma, ebeveynlerin bağımlılık riskiyle karşılaştıklarında en çok zorlandıkları noktayı ele alıyor: erken fark etmek ile doğru müdahale etmek arasındaki farkı ayırt edebilmek.
Nasıl ki dünyanın en iyi terzisi bile ölçü almadan nitelikli bir elbise dikemezse, bağımlılıkla mücadelede de her vakaya aynı müdahaleyi uygulamak etkili sonuç vermez. Kişinin yaşı, gelişimsel özellikleri, aile dinamikleri ve çevresel koşullar dikkate alınmadan yapılan müdahaleler – ne kadar iyi niyetli olursa olsun – süreci ağırlaştırabilir, hatta aile-çocuk ilişkisini zedeleyebilir.
Makale, ebeveynleri suçlayıcı bir dilden bilinçli biçimde kaçınarak, onları doğru bilgi ve destekle güçlendirilebilecek temel aktörler olarak konumlandırıyor. Erken dönemde fark edilmeyen küçük risklerin ilerleyen süreçlerde çok daha büyük bedellere dönüşebileceği gerçeğinden hareketle, “ölçü almadan yapılan her müdahalenin” – iyi niyetli bile olsa – ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. Türkiye’de koruyucu ve önleyici hizmetleri merkeze alan güncel politikalarla uyumlu biçimde, ebeveynlerin erken farkındalık, doğru yönlendirme ve destek mekanizmalarına erişimdeki kritik rolünü tartışıyor.
Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, ebeveynlik, erken fark etme, doğru müdahale, koruyucu ve önleyici hizmetler, terzi metaforu
Giriş
Elif Hanım, 15 yaşındaki oğlu Mert’in odasında sigara paketi bulduğunda panik yaşadı. Hemen telefonunu kontrol etti, arkadaşlarıyla görüşmesini yasakladı ve onu sert biçimde uyardı. Üç ay sonra Mert, evden kaçtı. Elif Hanım danışmanlık merkezine geldiğinde şunu söyledi: “Her şeyi doğru yaptığımı sanıyordum. Erken fark ettim, hemen müdahale ettim. Ama galiba her şeyi daha da kötüleştirdim.”
Elif Hanım’ın yaşadığı bu süreç, bağımlılıkla mücadelede en sık karşılaşılan tuzaklardan birini gösteriyor: erken fark etmek ile doğru müdahale etmek arasındaki farkı anlayamamak. Uluslararası araştırmalar, riskli davranışların erken dönemde tanınmasının önemli olduğunu ortaya koyarken, aynı çalışmalar müdahalenin niteliğinin de en az zamanlaması kadar belirleyici olduğunu vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü, çocuk ve ergenlerle yürütülen önleyici müdahalelerde “orantılılık” ilkesine özel bir vurgu yapıyor (WHO, 2014): müdahalenin yoğunluğu ve biçimi, kişinin yaşı, psikososyal gelişimi, aile içi ilişkileri ve çevresel koşullarla uyumlu olmalı.
Bağımlılık, çoğu zaman ani bir kırılma noktasıyla değil; küçük davranış değişimleri, duygusal dalgalanmalar ve ilişkisel kopuşlarla ilerleyen uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta ebeveynler, süreci başlatan ya da durduran değil, sürecin yönünü belirlemede kritik role sahip aktörlerdir. Ancak çoğu ebeveyn, Elif Hanım gibi, “ne yapmalıyım?” sorusunun cevabını ararken yalnız kalıyor.
Bu noktada güçlü bir metafor yardımımıza koşuyor: terzinin ölçü alma süreci. Nasıl ki dünyanın en iyi terzisi bile ölçü almadan nitelikli bir elbise ortaya koyamazsa, bağımlılıkla mücadelede de her vakaya aynı müdahale biçimini uygulamak etkili sonuçlar doğurmaz. Ölçü almadan dikilen bir elbise ya dar gelir ya da bol; benzer şekilde ölçüsüz müdahaleler de kişinin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalır ya da süreci daha da zorlaştırır.
Terzi Metaforu: Ölçü Almanın Önemi
Terzilikte ölçü almak, yalnızca sayısal veriler toplamak değildir. İyi bir terzi, müşterisinin beden yapısını, duruşunu, hareketlerini, elbisenin kullanım amacını ve beklentisini birlikte değerlendirir. Omuz genişliğini bilmek yeterli değildir; kişinin omuzları öne mi eğik, dik mi duruyor, bu elbiseyi günlük mü yoksa özel bir etkinlikte mi giyecek – bunların hepsi ölçünün parçasıdır. Aynı beden ölçülerindeki iki kişiye dikilen elbiseler bile, bu nüanslar göz ardı edildiğinde birinin üzerinde kusursuz otururken diğerinin üzerinde rahatsız edici olabilir.
Bağımlılık riskine yönelik “ölçü almak” da tam olarak bunu gerektirir. Bir ergenin geç saate kadar dışarıda kalması, tek başına ele alındığında yalnızca bir davranış gözlemidir. Ancak bu davranış hangi bağlamda ortaya çıkıyor? Çocuk evde kendini güvende hissetmiyor mu? Arkadaş çevresinde kabul görme arayışında mı? Anne-baba arasında süregelen çatışmalardan kaçıyor mu? Yoksa bu, gelişimsel bir dönemin doğal bir parçası mı ve çocuk aslında sağlıklı bir özerklik arayışı içinde mi? Aynı davranış, farklı bağlamlarda tamamen farklı anlamlar taşır.
Ölçü almanın bir diğer boyutu da zamanlamadır. Terzilikte ölçü almak aceleye getirildiğinde hata payı artar; müşteri ayakta dururken, yorgunken ya da gergin pozisyonda ölçüldüğünde sonuç yanıltıcı olur. Ebeveynlerin bağımlılık riskiyle karşılaştıklarında yaşadıkları panik, tam olarak bu hataya yol açar. Korku ve kaygı duygularıyla verilen ani tepkiler, çocuğun davranışını doğru biçimde değerlendirmeyi zorlaştırır. Araştırmalar, ebeveynlerin aşırı kontrolcü ya da cezalandırıcı tutumlarının, özellikle ergenlik döneminde riskli davranışları azaltmak yerine artırabildiğini gösteriyor (Ryan vd., 2010). Bunun temel nedenlerinden biri, çocuğun kendini anlaşılmamış hissetmesi ve aile içi iletişimin zayıflamasıdır.
Terzi metaforunun belki de en önemli yönü şudur: Her elbise kişiye özeldir. Standart bedenler, seri üretim için işlevsel olabilir; ancak kaliteli terzilikte tek tip çözüm yoktur. Bağımlılıkla mücadelede de “herkese uyan tek beden” yaklaşımı işe yaramaz. İki ergen de aynı maddeyi denemiş olabilir, ancak biri meraktan bir kez denemiş ve bırakmışken, diğeri evdeki şiddet ortamından kaçmak için kullanmaya devam ediyor olabilir. İlkine sert bir uyarı yeterli olabilir; ikincisine ise psikolojik destek, aile danışmanlığı ve güvenli bir ortam gerekir. Aynı müdahaleyi ikisine de uygulamak, birinde işe yararken diğerinde tamamen etkisiz kalır – hatta zararlı bile olabilir.
Ölçü almak, aynı zamanda dinamik bir süreçtir. Terzi, prova sırasında ölçüyü yeniden değerlendirir ve gerekli düzeltmeleri yapar. Vücut değişir, duruş değişir, ihtiyaçlar değişir. Benzer şekilde ebeveynlerin de müdahale sürecini sabit bir plan olarak değil, gözlem, iletişim ve geri bildirimle sürekli güncellenen bir süreç olarak ele alması gerekir. Bugün işe yarayan bir yaklaşım, üç ay sonra aynı etkiyi yaratmayabilir. Çocuğun gelişimsel dönemi değişiyor, arkadaş çevresi değişiyor, okul ortamı değişiyor. Ebeveynin “ölçüsü” de bu değişimlere ayak uydurmalıdır.
Peki ölçü alınmadan ne olur? Terzinin ölçü almadan diktiği elbise ya dar gelir ya da bol. Dar elbise hareketi kısıtlar, nefes aldırmaz, kısa sürede yırtılır. Bol elbise ise işlevsizdir, takılır, düşer, kişiyi güvensiz hissettirir. Bağımlılık müdahalelerinde de aynı dinamik işler. Çocuğun ihtiyacından fazla sıkı müdahaleler – sürekli kontrol, aşırı denetim, özgürlüğü tamamen kısıtlama – çocuğu boğar ve savunmaya iter. “Bol” müdahaleler ise – sorunun küçümsenmesi, “herkes yapar” yaklaşımı, sınır koyulmadan geçiştirme – riski büyütür ve çocuğu korumasız bırakır.
Uluslararası literatür, bağlamdan kopuk değerlendirmelerin özellikle aile temelli müdahalelerde etkisiz kaldığını ortaya koymaktadır (Velleman vd., 2005). Yalnızca davranışın kendisine odaklanıp, davranışın altında yatan nedenleri göz ardı etmek; müdahalelerin kısa vadeli ve yüzeysel kalmasına yol açar. Bu durum, terzi metaforunda ölçünün yalnızca omuzdan ya da belden alınmasına benzer: elbise dikilir, ama giyildiğinde işlevini yerine getirmez.
Türkiye’de koruyucu ve önleyici hizmetlere yönelik politika belgelerinde de bireyin ve ailenin ihtiyaçlarına göre uyarlanmış müdahalelerin önemi vurgulanmaktadır (T.C. Sağlık Bakanlığı, 2023). Ailelerin bilgilendirilmesi kadar, doğru değerlendirme yapabilme ve uygun destek mekanizmalarına yönlendirilebilme kapasitesinin artırılması, etkili müdahalelerin ön koşulu olarak ele alınmaktadır. Ancak bu kapasitenin gelişebilmesi için ebeveynlerin yalnızca “ne” yapmaları gerektiğini değil; “neden” ve “ne zaman” yapmaları gerektiğini de anlayabilmeleri gerekmektedir.
Sonuç olarak, terzi metaforu ebeveynlere şu temel mesajı sunmaktadır: Müdahale etmek bir ustalık işidir ve ustalık, ölçü almadan başlamaz. Ölçü alınmadan yapılan her müdahale, iyi niyetli olsa dahi kişinin ihtiyacını tam olarak karşılamayabilir ve uzun vadede daha ağır bedellere yol açabilir. Asıl mesele, hızlı davranmak değil; doğru ölçüyü alarak doğru müdahaleyi geliştirebilmektir.
Ebeveynler Nerede Zorlanıyor?
Ebeveynlerin bağımlılık riski karşısında yaşadığı en büyük güçlüklerden biri, iyi niyet ile etkili müdahale arasındaki farkı ayırt etmekte zorlanmalarıdır. Çocuğunu koruma isteği, ebeveynlik rolünün en doğal ve güçlü motivasyonlarından biridir. Ancak bu motivasyon, yeterli ölçü alınmadan harekete dönüştüğünde, sürecin yükünü hafifletmek yerine ağırlaştırabilir.
Etiketleme Tuzağı: “Bağımlı Olacak”
Ahmet Bey, 16 yaşındaki kızı Zeynep’in cüzdanında uyarıcı hap bulduğunda, durumu kesin bir bağımlılık vakası olarak yorumladı. Zeynep’e “bağımlı adayı” muamelesi yapmaya başladı, okuldan sonra eve kilitlendi, telefonu elinden aldı. Zeynep’in açıklamasını dinlemedi – arkadaşı baş ağrısı için vermişti ve Zeynep kullanmamıştı bile. Üç hafta sonra Zeynep, babasıyla konuşmayı kesti. Altı ay sonra gerçekten madde kullanmaya başladı.
Henüz risk düzeyinde olan bir davranışın, kesin ve değişmez bir sorun olarak ele alınması; çocuğun kendisini damgalanmış hissetmesine ve savunmaya geçmesine yol açar. Araştırmalar, erken ve ağır etiketlemenin özellikle ergenlerde riskli davranışları azaltmak yerine pekiştirebildiğini ortaya koyuyor (Ryan vd., 2010). Terzi metaforu üzerinden düşünüldüğünde, bu durum çocuğa henüz gerekmediği halde dar bir elbise giydirmeye benzer: hareket alanı kısıtlanır, rahatsızlık artar ve elbise işlevini yitirir.
Aşırı Kontrol: “Her Şeyi Bilmeliyim”
Ayşe Hanım, 14 yaşındaki oğlu Cem’in arkadaşlarıyla geç saatlere kadar dışarıda kaldığını öğrenince alarm durumuna geçti. Cem’in telefonunu her gün kontrol etmeye, sosyal medya hesaplarına girmeye, arkadaşlarını sorgulamaya başladı. Cem’e çıkma yasağı koydu. Cem, ilk iki hafta boyun eğdi. Sonra ikinci bir telefon aldı. Annesine yalan söylemeyi öğrendi. Artık nerede olduğunu, kiminle zaman geçirdiğini kimse bilmiyor.
Telefonların kontrol edilmesi, arkadaş çevresinin sert biçimde sınırlandırılması ya da sürekli sorgulayıcı bir tutum benimsenmesi, ebeveyn açısından güven verici görünse de; çocuk açısından güven ilişkisini zedeleyici bir etki yaratır. Araştırmalar, güven temelli iletişimin zayıfladığı ailelerde riskli davranışların gizlenme eğiliminin arttığını gösteriyor (Ryan vd., 2010). Bu noktada ölçüsüz kontrol, terzinin elbiseyi sürekli daraltmasına benzer: elbise vücuda otursa bile nefes aldırmaz.
Duygusal Patlama: “Öfkeyle Hareket Etmek”
Mehmet Bey, oğlu Burak’ın arkadaşlarıyla birlikte sigara içtiğini öğrendiğinde çok öfkelendi. Burak’ı herkesin önünde azarladı, “beni mahvettin” dedi, “artık sana güvenemem” diye bağırdı. Sonra üç gün konuşmadı. Burak, babasından özür diledi ama içten içe kırgındı. “Bir kere denedim, kimseyi öldürmedim” diye düşünüyordu. Aradan altı ay geçti, Mehmet Bey oğlunun hâlâ sigara içtiğini bilmiyor. Çünkü Burak artık babasıyla hiçbir şey paylaşmıyor.
Korku, öfke, suçluluk ya da utanç gibi duygular; ebeveynlerin çocuğu dinlemeden karar vermesine yol açar. Oysa bağımlılık riski taşıyan gençler için en önemli koruyucu faktörlerden biri, anlaşıldıklarını ve yargılanmadıklarını hissetmeleridir. Ölçü almadan yapılan duygusal müdahaleler, çoğu zaman iletişim kanallarını kalıcı biçimde kapatır.
Küçümseme: “Bir Şey Olmaz”
Sevgi Hanım tam tersini yaptı. 15 yaşındaki kızı Selin’in arkadaşlarıyla alkol aldığını öğrendiğinde, “herkes deniyor, geçer” dedi. “Biz de gençtik” diye geçiştirdi. Altı ay sonra Selin, haftada üç gün içmeye başlamıştı. Sevgi Hanım fark ettiğinde iş işten geçmişti. “Erken müdahale etsem belki durur” diye düşündü. Ama artık çok geçti.
Sorunu küçümseme ya da erteleme eğilimi, terzinin ölçü almaktan kaçınmasına benzer: sorun yokmuş gibi davranıldığında elbise dikilmez, ancak zaman ilerledikçe beden değişir ve müdahale etmek daha zor hale gelir. Erken dönemde alınmayan ölçünün, ilerleyen süreçlerde çok daha fazla kaynak, zaman ve emek gerektirdiği bu noktada net biçimde görülür.
Yalnızlık: “Kimseye Soramıyorum”
Fatma Hanım, oğlunda bir değişiklik fark etti ama ne yapacağını bilemedi. Okul psikoloğuna mı gitmeli? Çocuk psikiyatristine mi? Yoksa abartıyor muydu? Kimseye soramadı, çünkü “kötü anne” olmaktan korkuyordu. Altı ay boyunca bekledi. Sonunda okul aradı: oğlu uyuşturucu kullanırken yakalanmıştı.
Türkiye’de ebeveynlerle yapılan saha çalışmalarında, ailelerin büyük bir kısmının “doğru olanı yapma” konusunda kararsızlık yaşadığı ve çoğu zaman profesyonel destek almadan süreci yönetmeye çalıştığı görülüyor. Oysa ulusal ve uluslararası politika belgeleri, ebeveynlerin yalnız bırakılmaması gerektiğini; doğru yönlendirme ve danışmanlık hizmetlerine erişimin koruyucu bir unsur olduğunu vurguluyor (UNODC, 2018; T.C. Sağlık Bakanlığı, 2023). Bu destekler, ebeveynlerin ölçü alabilmesini kolaylaştıran bir prova alanı işlevi görür.
Bu bölümde ele alınan zorlanma alanları, ebeveynlerin yetersizliğinden değil; bağımlılığın karmaşık ve duygusal açıdan zorlayıcı doğasından kaynaklanır. Terzi metaforu, bu noktada ebeveynleri rahatlatıcı bir mesaj sunar: Ustalık, hata yapmamak değil; ölçüyü yeniden alabilme ve elbiseyi yeniden düzenleyebilme becerisidir. Ebeveynlik de benzer biçimde, tek seferlik doğru bir müdahale değil; öğrenilen, geliştirilen ve zamanla olgunlaşan bir süreçtir.
Pratik: Ölçü Nasıl Alınır?
Buraya kadar anlattıklarımız önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Peki ebeveyn olarak nasıl doğru ölçü alırım? Teoride her şey güzel, ama pratikte ne yapmalıyım? İşte somut adımlar:
1. Durun, Gözlemleyin, Acele Etmeyin
Çocuğunuzda riskli bir davranış fark ettiğinizde ilk içgüdü hemen harekete geçmektir. Ancak terzinin ilk yaptığı şey ölçü almak, dikmek değil. Siz de önce durun.
Örnek: 15 yaşındaki kızınız son bir aydır çok geç saatlere kadar odasında, gözleri kızarmış, iştahsız. Ne yaparsınız?
Yanlış yaklaşım: “Uyuşturucu mu kullanıyorsun?” diye bağırarak odaya girmek.
Doğru yaklaşım: Bir hafta boyuncu gözlemleyin. Ne zaman başladı? Sadece geceleri mi yoksa gün içinde de mi? Başka değişiklikler var mı – okul notları, arkadaş ilişkileri, uyku düzeni? Bu bilgileri kaydedin. Acele karar vermeyin.
2. Bağlamı Okuyun: Davranış Tek Başına Hiçbir Şey İfade Etmez
Terzinin vücudu ölçerken duruşa, kullanım amacına bakması gibi, siz de davranışın bağlamını okuyun.
Sorular sorun (kendinize):
- Bu davranış ne zaman başladı? (Okul değişikliği, taşınma, ayrılık, kayıp sonrasında mı?)
- Evde bir gerginlik var mı? (Anne-baba çatışması, kardeş kıskançlığı, maddi sorunlar)
- Çocuğun arkadaş çevresi nasıl? (Yeni arkadaşlar mı, eski arkadaşlarla bağ koptu mu?)
- Gelişimsel olarak nerede? (Ergenlik başlangıcı mı, sınav stresi mi, kimlik arayışı mı?)
Örnek: Ahmet’in 14 yaşındaki oğlu Can, son iki haftadır sürekli arkadaşlarıyla dışarıda. Ahmet paniklemeden önce bağlamı okuyor: İki hafta önce ailenin küçük oğlu dünyaya geldi. Can, evde ilgiyi kaybettiğini hissediyor olabilir mi?
Ahmet, Can’la sakin bir ortamda konuşuyor: “Bebeğin gelişiyle sen kendini nasıl hissediyorsun?” Can ağlıyor: “Artık kimse benimle ilgilenmiyor.” Bu, madde kullanımı değil, duygusal bir ihtiyaç. Doğru ölçü alındı.
3. Çocuğunuzla Konuşun, Sorgulamayın
Ölçü almak, sorgulama değil, dinleme sürecidir. Terzi müşterisine “ne istiyorsun?” diye sorar, emirle ölçü almaz.
Sorgulama dili: “Neredeydin? Kiminle? Ne yaptınız? Neden geç kaldın? Doğruyu söyle!”
Dinleme dili: “Seni son zamanlarda biraz dalgın görüyorum. İçinde bir şeyler mi var? Seninle konuşmak istiyorum, ama hazır hissettiğinde. Ben buradayım.”
Fark nerede? Birincisi çocuğu köşeye sıkıştırıyor, ikincisi kapı açıyor. Terzi de müşterisini rahat bırakır ki doğal duruşunu görsün.
4. Sınır Koyun, Ama Esnek Olun
Ölçü almak, “her şeye evet” demek değildir. Terzi de müşterinin “kolları yere kadar uzun olsun” isteğini makul sınırlara çeker. Siz de sınır koyacaksınız, ama çocuğun gelişimine uygun.
Örnek: 16 yaşındaki kızınız arkadaşlarıyla bir partiye gitmek istiyor. Reddedip kapatmak yerine:
“Partiye gidebilirsin, ama saat 23:00’te evde olmalısın. Nerede olduğunu bilmeliyim. Alkol ya da madde varsa hemen ayrıl ve beni ara, seni alırım. Sana güveniyorum, ama güvenlik kuralları var.”
Bu yaklaşım hem sınır koyuyor hem de çocuğa güven veriyor. Terzi gibi: elbiseyi daraltmadan nefes almasını sağlayan bir kesim.
5. Profesyonel Destek Almayı Ertelemeyin
Terzi, karmaşık bir kumaşla karşılaştığında ustasına danışır. Siz de zorlandığınızda profesyonel yardım alın. Bu, başarısızlık değil, ustalıktır.
Ne zaman profesyonel destek almalı?
- Çocukta ani ve süregelen davranış değişiklikleri varsa
- Aile içi iletişim tamamen kopmuşsa
- Okul performansı ciddi düşüşe geçmişse
- Madde kullanımı net biçimde tespit edildiyse
- Ebeveyn olarak ne yapacağınızı bilemiyorsanız
Örnek: Sevgi Hanım, kızı Elif’in odasında esrar kokusunu fark etti. Hemen okul psikoloğuna randevu aldı. Psikoloğun desteğiyle önce kendisi eğitim aldı, sonra Elif’le birlikte aile danışmanlığına başladılar. Üç ay sonra Elif madde kullanmayı bıraktı. Sevgi Hanım: “Tek başıma yapamazdım. Destek almak beni güçlendirdi.”
Profesyonel destek almanın yerleri:
- Okul rehberlik servisleri (ilk başvuru noktası, ücretsiz)
- AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri – ücretsiz)
- Çocuk ve ergen psikiyatristleri
- Aile danışmanlık merkezleri
- Yeşilay danışma hattı: 171 (ücretsiz, gizli)
6. Kendinizi Affetmeyi Öğrenin
Terzi de ilk ölçüsünde hata yapabilir, prova sırasında düzeltir. Siz de mükemmel olmak zorunda değilsiniz.
Örnek: Mehmet Bey, oğlu Burak’a aşırı sert davrandığını fark etti. Burak’la oturup konuştu: “Oğlum, o gün çok öfkeliydim ve yanlış davrandım. Seni dinlemedim. Özür dilerim. Senin için en iyisini istiyorum ama bazen nasıl yapacağımı bilemiyorum. Benimle yeniden konuşur musun?”
Bu yaklaşım, ebeveynin hatasını kabul etmesi ve ilişkiyi onarmaya çalışmasıdır. Terzi de provada yanlışı fark edince diker, düzeltir. Burada da öyle.
7. Sürece Odaklanın, Sonuca Değil
Terzinin işi bir günde bitmez: ölçü, kesim, dikiş, prova, düzeltme, tekrar prova… Bağımlılıkla mücadele de böyledir. Bugün attığınız bir adım, yarın tekrar gözden geçirilecek.
Hatırlatma: Bağımlılık önleme bir maraton, sprint değil. Her gün yeni bir ölçü alma fırsatıdır. Çocuğunuz bugün size yalan söylediyse, yarın doğruyu söylemesi için kapıyı açık tutun. Bugün sınırı aştıysa, yarın neden aştığını birlikte konuşun.
Özetle: Ölçü Almanın 7 Altın Kuralı
- Acele etmeyin, gözlemleyin
- Bağlamı okuyun
- Dinleyin, sorgulamayın
- Sınır koyun, ama esnek olun
- Profesyonel destek alın
- Kendinizi affetmeyi öğrenin
- Sürece odaklanın, sonuca değil
Terzi metaforu size şunu hatırlatır: Ölçü almak sabır ister, dikkat ister, emek ister. Ama doğru alınan bir ölçü, çocuğunuzun hayatına tam oturan bir koruma sağlar.
Sonuç
Elif Hanım’ın hikayesine geri dönelim. Danışmanlık desteği aldıktan sonra, oğlu Mert’le yeniden konuşmaya başladı. Bu sefer sorgulamadı, dinledi. Mert, sigarayı arkadaşları arasında “dışlanmamak” için denediğini anlattı. Elif Hanım, ilk tepkisinin Mert’i ne kadar korkuttuğunu ve uzaklaştırdığını fark etti. “Seni korumak istiyordum ama yanlış yaptım” dedi. Altı ay süren bir süreçte, Mert sigara içmeyi bıraktı. Elif Hanım: “Ölçüyü doğru aldığımda, her şey değişti” diyor.
Bağımlılıkla mücadelede “tek reçete” olmadığını artık biliyoruz. Her vaka, kendi bağlamı, ihtiyacı ve öyküsüyle farklıdır. Terzinin müşterisine özel elbise dikmesi gibi, ebeveynler de çocuklarına özel müdahaleler geliştirmelidir. Bu, ebeveynlere aşırı sorumluluk yüklemek değil; doğru zamanda, doğru desteğe erişebilmelerinin önemini vurgulamaktır.
Erken dönemde alınmayan ya da yanlış alınan her ölçü, ilerleyen süreçlerde daha fazla kaynak, zaman ve emek gerektiren müdahalelere yol açar. “1 birimlik ihmal 10 birimlik bedel” gerçeği, bağımlılık sürecinin temel dinamiğidir. Ancak bu, ebeveynleri korkutmak için değil; güçlendirmek için söylenir. Çünkü zamanında ve doğru alınan ölçü, çoğu zaman küçük ama etkili dokunuşlarla sürecin yönünü değiştirebilir.
Türkiye’de koruyucu ve önleyici hizmetleri merkeze alan güncel politikalar, ebeveynlerin desteklenmesini ve yalnız bırakılmamasını hedefliyor. Okul rehberlik servisleri, AMATEM’ler, aile danışmanlık merkezleri ve Yeşilay gibi yapılar, ebeveynin “ölçü almasına” yardımcı olan araçlardır. Bu destekleri kullanmak, ebeveynin zayıflığı değil; çocuğu için en iyisini istediğinin göstergesidir.
Son olarak, terzi metaforu ebeveynlere şunu hatırlatır: İyi bir elbise, iyi bir niyetle değil; doğru alınmış bir ölçüyle başlar. Ebeveynlik de böyledir – mükemmel olmak değil, öğrenmek ve geliştirmek önemlidir. Hata yaptığınızda düzeltebilirsiniz. Ölçüyü yeniden alabilirsiniz. Çocuğunuzla iletişimi yeniden kurabilirsiniz.
Bağımlılıkla mücadele, ebeveynleri suçlamadan, korkutmadan ve yalnız bırakmadan; onları bilgiyle, destekle ve doğru yönlendirmeyle güçlendiren bir yaklaşım gerektirir. Ve unutmayın: Dünyanın en iyi terzisi bile ölçü alır. Siz de alabilirsiniz.
Kaynaklar
Ryan, S. M., Jorm, A. F., & Lubman, D. I. (2010). Parenting factors associated with reduced adolescent alcohol use: A systematic review of longitudinal studies. Australian & New Zealand Journal of Psychiatry, 44(9), 774–783. https://doi.org/10.1080/00048674.2010.501759
T.C. Sağlık Bakanlığı. (2023). 2024–2028 Uyuşturucu ile Mücadele Ulusal Strateji Belgesi ve Eylem Planı. Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu. https://dosyamerkez.saglik.gov.tr/Eklenti/49633/0/2024-2028-uyusturucu-ile-mucadele-ulusal-strateji-belgesi-ve-eylem-planipdf.pdf
United Nations Office on Drugs and Crime. (2018). International standards on drug use prevention (Second updated edition). https://www.unodc.org/unodc/en/prevention/prevention-standards.html
Velleman, R., Templeton, L., & Copello, A. (2005). The role of the family in preventing and intervening with substance use and misuse: A comprehensive review of family interventions, with a focus on young people. Drug and Alcohol Review, 24(2), 93–109. https://doi.org/10.1080/09595230500167478
World Health Organization. (2014). Guidelines for the identification and management of substance use and substance use disorders in pregnancy. https://www.who.int/publications/i/item/9789241548731
