Cemil Meriç hakkında kullandığı “Fıtratın üç yüzü de keskin bir zekâ ve kābiliyet silâhı” tabiri; “şiir”, “sanat” ve “ilim” dallarının her üçünde de başarılı olabilecek bir öğrenci portresini özetler. Meriç de bilindiği üzere şiir de yazmış, sanat ve ilim dallarıyla ilgilenmiştir. Şiirde sabitkadem olmamışsa da, bu durum başarısız olacağından değil, fıtratının araştırmaya daha meyyal olmasından kaynaklanmış olmasındandır denilebilir. Nitekim hâzık bir muallim olarak Tarık Mümtaz’ın isabetli tanıklığı ortadadır.
Yusuf Turan GÜNAYDIN

Cemil Meriç’ten matbu bir eserde ilk kez söz eden yazar herhâlde Tarık Mümtaz Göztepe (1891-1977) olsa gerektir. 1935 yılında Hatay’da sürgündeyken kaleme aldığı eserinin “İskenderun’da Gazetecilik Hayatı” başlıklı bölümünde Arapça, Türkçe, Ermenice, Fransızca birçok süreli yayını kısa kısa tanıtırken bir de Antakya Lisesi öğrencilerinin çıkardığı “Yeni Lise” adlı bir yayından bahseder. İşte bu yayın vesilesiyle üç kabiliyetli öğrencisini de zikretmiştir. Bu öğrencilerden biri de Hüseyin Cemil Yılmaz’dır.
“Çizgiler ve Bilgiler”
Tarık Mümtaz Yüzellilikler’e dâhil edilip sürgüne gönderildikten ve Bulgaristan, Romanya, Almanya, İtalya gibi memleketleri dolaştıktan[1] sonra nihayet -o tarihlerde Türkiye sınırlarına dâhil olmayan- Hatay’a yerleşir ve burada yayıncılıkla ve muallimlikle iştigal eder. Burada, gençlik yıllarından beri içinde bulunduğu yayın dünyasının bir ferdi olarak dikkat çekici çalışmalar yürütür. Bu arada içinde talebe Cemil Meriç’in adını zikrettiği bir kitap da yayımlar.
“Hususî Forma”sını 1936’da Halep’te Maarif Matbaası’nda bastırdığı kitabın 1935 yılında bastırdığı ana metni, Çizgiler ve Bilgiler: Müstakil İskenderun İli 1935 adını taşır.[2] İç kapakta “Birinci Cilt” kaydı varsa da ikinci cildi basılamamış gözükmektedir. Kitap eski harflerle Türkçe olarak yayımlanmıştır. Müellifin kitabında kullandığı imza ise “Tarık Yazganalp”tır.
“Suriye Zimâmdârlariyle Bazı Meşâhirinden Birkaç Sîmâ” alt başlığı sadece Hususî Forma’da yer alırsa da kitabın muhtevası hakkında daha net bir izlenim verdiği için zikre değer gözüküyor. Hakikaten kitapta İskenderun’da yaşayan ve görev yapan birçok simanın biyografilerine yer verilmiştir. Fakat Tarık Mümtaz, bununla da yetinmeyip onların karikatür tarzı el çizimi resimlerini de yayımlamıştır. Resimleri bizzat çizmiştir elbette.
Kitap 29 Haziran 1938 tarihli 3527 sayılı yasa ile Yüzellilikler’in affedilmesi ve Tarık Mümtaz’ın da Türkiye’ye dönmesinden üç yıl kadar önce basılmıştır (1935-1936). Cemil Meriç o tarihlerde Antakya Sultânîsi’nde öğrencidir ve henüz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değildir. Bilindiği üzere Hatay, Fransa’yla imzalanan anlaşma sonucu 23 Haziran 1939 tarihinde anavatana bağlanmıştı.
“Hüseyin Cemil Yılmaz”
Tarık Mümtaz, bir talebe dergisi olan Yeni Lise’den “Yarına emniyetle bakan genç ve susamış çocuklardan Yunus Nadi Koçak’la arkadaşı Cemil Kânî’nin elbirliğiyle çıkardığı, talebe mecmû‘ası. İstikbâl va‘deden bu mecmûa iki nüsha çıkmış ve mekteb idâresi, tedrîsâta mâni olur fikriyle devâmına müsâade etmemiştir.”[3] şeklinde bahsetmiş ve hemen peşinden daha lise yıllarında kabiliyetini keşfettiği öğrencilerinden üçü için birer ara başlık açmıştır. Burada, başta “Hüseyin Cemil Yılmaz” olmak üzere Sadi Cemal[4] ve Kemal Sülker (1919-1975) hakkındaki müspet kanaatlerini serdetmiştir.
Cemil Meriç’ten söz ettiği paragraflarda oldukça veciz ifadelerle talebesini şöyle tanıtıyor:
“Hüseyin Cemil Yılmaz
Fıtratın üç yüzü de keskin bir zekâ ve kābiliyet silâhı…
Nazım, fen ve ‘ilimde hangi tarafa dönerse bir gün o tarafta bir ehrâm gibi yükselip salâbetli kāidelerine yerleşecek gümrâh istidâd.
Alabildiğine taşkın olan zekâsiyle vefâsı at başı berâber giden iki asîl cündîdir. Candan dileğim şudur ki bu kahraman şövalyeler, biri birlerinden bir tek adım geri kalmadan kemâlin son hedefine kadar yan yana yürüsünler.” (s. 212).
Buradan, Cemil Meriç’in o yıllarda “Yılmaz” soyadını kullandığını öğreniyoruz. Türkiye’de 21 Haziran 1934’te çıkan Soyadı Kanunu sonrası Antakya’da da bu yönde bir uygulamaya gidilmiş olmalıdır. Nitekim Tarık Mümtaz da kitabının kapağında geçtiği üzere “Yazgan Alp / Yazganalp” soyadını kullanmıştır.
Cemil Meriç’le birlikte adları anılan diğer iki öğrenciden Sadi Cemal Adana Lisesi’nde öğrencidir.[5] Kemal Sülker[6] ise Meriç gibi yine Antakya Lisesi’ndedir. 12. sınıftayken, milliyetçi tutumu vb. sebeplerle Antakya Lisesi’nden diploma alamadan okulu terk etmek zorunda kalan Cemil Meriç’in lise öğrenimine İstanbul’da Pertevniyal Lisesi’nde devam ettiği ve o sırada Nâzım Hikmet ve Kerim Sadi başta olmak üzere dönemin solcu aydınlarıyla tanıştığı bilinir. Bu bapta bir anahtar ismin de Kemal Sülker olabileceğini düşünebiliriz. Yani aynı yıllarda Antakya Lisesi’nde arkadaş olan Sülker’le Cemil Meriç’in İstanbul’da sol fikriyatı benimsemede de yolları kesişmiş olmalıdır. Çünkü Sülker Antakya’da başlayan lise öğrenimini İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi’nde tamamlamış, 1938 yılında İÜ Hukuk Fakültesi’ne kaydolmuştur.
Tarık Mümtaz’ın Takdirkârlığı
Tarık Mümtaz iyi bir tahsil görmüş ve iyi yetişmiş bir münevver olarak yaverlik yıllarında Ümit [7]adlı edebî bir gazete çıkarmış bir şahsiyettir. Çıkardığı dergide Fuat Köprülü, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali gibi münevver ve edebiyatçılar kalem oynatmıştır. Dolayısıyla muallimlik yıllarında öğrencilerini iyi gözlemleyişi ve onlara karşı takdirkâr bir tutum sergilemesi anlaşılabilir bir durumdur.
Cemil Meriç hakkında kullandığı “Fıtratın üç yüzü de keskin bir zekâ ve kābiliyet silâhı” tabiri; “şiir”, “sanat” ve “ilim” dallarının her üçünde de başarılı olabilecek bir öğrenci portresini özetler. Meriç de bilindiği üzere şiir de yazmış, sanat ve ilim dallarıyla ilgilenmiştir. Şiirde sabitkadem olmamışsa da, bu durum başarısız olacağından değil, fıtratının araştırmaya daha meyyal olmasından kaynaklanmış olmasındandır denilebilir. Nitekim hâzık bir muallim olarak Tarık Mümtaz’ın isabetli tanıklığı ortadadır.
“Gümrah istidat” ve “taşkın zekâ” tavsiflerine hakkıyla uyan Cemil Meriç, Tarık Mümtaz’ı mahcup etmemiş bir talebesi olarak da görülebilir. Tarık Mümtaz ise bu bapta daha lise yıllarında keşfettiği öğrencilerini, Antakya’da devrin birçok “kelli-felli” simaları arasında zikretmekten çekinmeyen iyi bir muallim görünümündedir.
Bir de Cemil Meriç’in kendi kalemiyle bir portresini resmetmiş olsaydı, tarihe düşülmüş bu not, eksiksiz bir tanıklık olma hüviyetine sahip olacaktı…
[1] Bu ülkelerdeki sürgün yıllarını çok kapsamlı bir şekilde anlatmıştır: Gurbet Cehennemi: Mütareke Sonrası Hâtırat, yay. haz. Hasan Afşın Günaydın, Kopernik Yayınları, 1. bs., İstanbul 2018.
[2] Kitap Selma günaydın tarafından çeviriyazı metin olarak hazırlanmış ve fakat bastırılamamıştır.
[3] Tarık Mümtaz Yazgan Alp, Çizgiler ve Bilgiler 1935, C. I, baskı yeri ve tarihi belirtilmemiş; “Husûsî Forma”sı ise Halep’te Maarif Matbaası’nda basılmıştır. 16 [Hususî Forma] + 224 [Ana metin] + 32 s. [Traits et Connaissances başlıklı Fransızca eki].
[4] Hakkında bilgi bulamadık.
[5] Tarık Mümtaz Çizgiler ve Bilgiler’deondan şöyle bahsediyor:
“Sa‘dî Cemâl
Ayntâb Lisesine tahsile giden Antakyalı gençlerdendir. Antakya’da Karagöz gazetesinde yazdığı “Be yahu” redîfli manzûmeleriyle dikkat celbeden bu genç, Ayntâb’da Işkın adlı edebî bir mecmûa tesîsi için ihtirâslı bir gayret göstermiş ve mecmûanın teessüsünde âmil olmuştur. Işkın, mahrûmiyetlere rağmen Türkiye’nin her tarafına dağılan Antakya Türk talebelerinin güzel yazılariyle bir sene intişâra muvaffak olmuştur. Adana Lisesinin son sınıfındadır.”
[6] “Kemâl Sülker
Antakya Lisesi’nin dokuzuncu sınıfında iken Karagöz’de “Be yahu” redîfli manzûmeleriyle, Yenigün’de ince görüşlü portreleriyle mizâhta kābiliyet gösteren bir genç.
Bugün İstanbul’da Kabataş Lisesi’nde şâir Fârûk Nâfiz’in rahlesinde feyz alan bu gencin daha kuvvetli bir varlıkla yurt matbûâtına hizmet edeceği umulur.”
[7] Ümîd, On Beş Günde Bir Defa Neşr Olunur Mecmûa-i Edebiyyedir, Sâhib-i imtiyaz ve müdîr-i mes’ûlü: Târık Mümtaz, 1335/1919 – 1337-1921 arasında 20 sayı çıkmıştır.
