Cemil Meriç çok büyük bir gayretin ve azmin tecessüm etmiş hali. Hayatı boyunca hakikatin peşinde koşturmuş bir çilekeş denebilir onun için. Bu çileli yol yürüyüşün semerelerini kendisinden sonraki nesillere bıraktığı apaçık bir hakikat. Biz de ardında bıraktığı bu birikimden faydalanma nimetine ermiş bir nesil olduğumuz için kendimizi talihli sayabiliriz.
Mustafa Nezihi PESEN

Kendimizi, kendi hikâyemizi doğru dürüst anlatmayı, hakkıyla ne kelama ne de yazıya dökmeyi çok uzun bir süredir başaramıyoruz. Kendimizle ilgili her işi ve alanı yanlı ve taraflı anlatmaktan kurtulabilmiş değiliz. İstisnalar var ama henüz çoğunluğumuz yanılgı içinde. Debelenip duruyoruz. Yukarda bahsettiğim yanlı ve taraflı olma durumu maalesef kendi yanımızı ve tarafımızı tutacak şekilde gerçekleşmiyor. Bizi öyle yalanlara inandırmışlar ki çoğu zaman ve külli manada medeniyet ve hayat maceramızı onların istediği tarafa ve yana bakarak konuşup yazıyoruz. Böylece onların yanında ve tarafında konumlanmış oluyoruz. Niyet ve isteğimizin tam tersi bir tavır alış söz konusu yani.
Cemil Meriç çok büyük bir gayretin ve azmin tecessüm etmiş hali. Hayatı boyunca hakikatin peşinde koşturmuş bir çilekeş denebilir onun için. Bu çileli yol yürüyüşün semerelerini kendisinden sonraki nesillere bıraktığı apaçık bir hakikat. Biz de ardında bıraktığı bu birikimden faydalanma nimetine ermiş bir nesil olduğumuz için kendimizi talihli sayabiliriz. Evet, Cemil Meriç külliyatı, bu azimli ve namuslu adamın külli bakışa ulaşma çabasının gurur verici numuneleri. Burada onun bir kitabına göz gezdirerek bu meseleyi teşehhüd miktarınca irdelemeye ve bazı mütalaalarda bulunmaya çalışacağız. Batı’nın bize ‘giydirdiği deli gömlekleri’nden sıyrılmak için bir cehdü gayret olarak da okunabilir bu satırlar. O bunu “-izm”ler için söylemişti malum olduğu üzere. Fakat en büyük, çok katmanlı ve karmaşık izmin “Batı-merkezci anlayış” olduğunu belirterek yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Yoksa Batı’nın uydurduğu bu büyük ve etkili yalandan kurtulabilmemiz mümkün değil.
Cemil Meriç büyük bir entelektüel ve çok farklı düşünce dünyalarını ihata edici bir kültür adamı. Fakat onun en büyük özelliklerinden biri meseleleri didik didik eden bitimsiz bir tecessüse sahip olmasıdır. Neredeyse doyumsuz denebilecek bu tecessüs sayesinde çok velûd ve muhkem denebilecek bir söz ustasına dönüşmüştür. Adeta kelimelerin, ıstılahların dikkatli ve titiz arkeoloğu kesilerek ve düşüncelerin seyrinin uzun yüzyıllara yayılan değişim ve dönüşüm macerasını ruhi-uzvi-hayati bir adanmışlıkla takip ederek Cemil Meriç olmuştur.
İşaret edip üzerine bir kaç kelam edeceğimiz kitapta da onun bu belirgin ve mümeyyiz vasıflarını göreceğiz. Fakat maalesef bu kitap bugün artık müstakil olarak elimizde değil. Kitap 1981 yılında Umran Yayınları tarafından basılmış. Kitabın ismi de içeriği kadar çarpıcı: Bir Facianın Hikâyesi. Cemil Meriç bütün bir çağı-çağın ruhunu, geçmişi ve geleceği ihata edecek şekilde ele alıp anlamaya ve anlatmaya çalışırken onun kanının deveranını, heyecanlarını, üzüntü ve sevinçlerini, geleceği inşa çabalarını hissederiz. Çünkü çok iyi bir anlatıcı olmakla kalmayıp satırlara, kelimelere, düşüncesinin akışına, sorgulamalarına ve cevap arayışlarına, vardığı neticelere biz okuyucularını da ortak etmesini bilmektedir. Hal böyle iken yani o bütün varlığıyla, tabir caizse etiyle kemiğiyle kendini ortaya koymuşken uzun süredir kitaplarının basıldığı İletişim Yayınları’nın, Cemil Meriç’in bu hakkaniyetli entelektüel birikimine ve kendisini mukim kıldığı Türkiye gerçeğine uzak durmasını ve neredeyse tam tersi bir istikamette yol tutturmasını kaderin garip bir ironisi ve Türkiye solunun-liberallerinin-batıcılarının tutarsızlığı ve gözlerini hakikatlere kapatması olarak mı bakmalıyız? Çok uzun senelerdir üzüntüyle ve bazen de öfkeyle şahit olduğumuz bu çarpıklık, tutarsızlık, hamiyetsizlik, hakikate değil kendilerine giydirdikleri deli gömleklerine meftunluk Meriç’in en çok yakındığı entelijansiya yozlaşmasına, tefessühüne somut ve can sıkıcı bir misal olarak önümüzde durmaktadır. Demek ki Bir Facianın Hikâyesi bugün de devam etmektedir.
1981’de yani 12 Eylül’ün hemen arifesinde okuyucuyla buluşan Bir Facianın Hikâyesi bildiğimiz kadarıyla bir daha müstakil olarak basılmamış. Şimdilerde bazı değişikliklere uğratılmış şekliyle Meriç’in Kırk Ambar olarak sonradan derlenmiş eserinin ikinci cildinde yer alıyor. Bence bu tarz müdahaleler yazara ve orijinalitesine halel getiriyor, zarar veriyor. Çünkü yazarın teşekkül ettirdiği biçime, bu biçim ve dizilişle güttüğü gayeye uymayan bir derleme, bir telif tarzı ortaya konmuş oluyor. Hatta bu bazen amaçlanan anlam dünyasını okuyucuya ulaştırma gayretine aykırı ve muhalif bir tarza da bürünmüş olabilir. Cemil Meriç eserlerinde yapılan takdimler, tehirler, yer değiştirmeler, intikaller emek verilmiş bir çabanın neticesi olarak görünebileceği gibi okuyucunun aklına asıldan, kaynaktan, müellif tarafından hedeflenen amaçlardan bir sapma olup olmadığı sorusunu da getirmektedir.
Cemil Meriç -ancak PDF formatında okuyabildiğim- bu eserinde öncelikli olarak çok iyi bildiğimiz ve çok başarılı olduğu, çeşitli ıstılahları tarihi arka planlarını da sarih bir şekilde vererek tecrih ve teşrih masasına yatırır. Hem kitabın girişinde hem de sayfalar ilerledikçe müellifin insanımızla, toplumumuzla, geçmişimizle, tarihimizle nasıl güçlü bir bağ kurduğuna, telifin de ülfetten geldiğine şahit oluruz. Batının çıkmazlarını ve dünyanın başına sardığı belaları ifşa ettikten sonra Osmanlı’nın son yüzyıllarını anlatmaya başlar. Geçişleri, modernleşmeyi, batılılaşmayı, direnmeleri, çaresizlikleri kavramlara, olaylara ve dönemlere değinerek, vurgular yaparak anlaşılır ve etkileyici bir dille anlatır. Kitaba nasıl ulaşılabileceğine yukarda işaret ettiğimden kitabın başlıklarını ve içeriğini meraklı ve ilgili okuyucu asıl kaynağından okuyup faydalanabilir. Ben bir iki meseleye daha değinip aradan çekileceğim.
Hayatı, olayları, siyaseti, dünyanın gidişatını, düşünce tarihini, tarihi ve nerdeyse bütün ilim-bilim dallarını Batı-merkezli bir tarzda okuma, ele alma, değerlendirme hastalığı, kompleksi; akademide, edebiyatta, sinemada, siyasette, bilimde çok büyük oranda yürürlükte maalesef. Cemil Meriç gibi isimler bize önemli pencereler açtılar. Batının soluğunu solumayacağımız yeni pencerelere, yeni imkân alanlarına işaret ettiler. Kökten bir değişim için, asıllarımıza kendi gözlerimizle ve kavramlarımızla bakabileceğimiz asil bir konum-alış için bize öncülük ettiler. Son yüzyılların değişimini, çelişki ve gayretlerini Sedad Zeki’nin evrak-ı metrukesinden bize aktardığı bu eser de bir hazine niteliğinde. Akıcı, çarpıcı, etkileyici, yürek paralayan, ciğer delen bir tarih ve tarih felsefesinin yer aldığı bu eserde biz de Cemil Meriç’le birlikte tarihimizin en uzun yüzyılında nasıl büyük acılar çektiğimize ve düşmanlarımızın bugün de başvurdukları hilelere, tuzaklara, yalanlara, zulüm ve katliamlara şahit oluruz. Mazinin bugünle ve gelecekle iç içe geçtiği bu şiirsel ve tarihi hakikat manifestosunu gençlerimize de okutmak boynumuzun borcudur vesselam.
“Kapitülasyon tilkinin aslana kurduğu tuzak. Aslan çoktan öldü, tilki hâlâ ayakta.”
