Cemil Meriç ve Çeviri

Cemil Meriç dil sınırını başarıyla aşmış fakat talihi fiziki sınırları aşmasına imkân vermemiştir. Öğrendiği dilin dünyasında fiilen bulunmamış olan Cemil Meriç, hayat ve kitaplar arasında, gündelik hayatın dili olan Türkçe ile kitapların dili olan Fransızca arasında bir tür linguistik arafta kalakalmıştır.

İbrahim DEMİRCİ

Aylık edebiyat dergisi Hece, özel sayılarının 19’uncusunu Cemil Meriç’e ayırmıştı. Ocak 2010’da yayımlanan bu özel sayı, Mart 2015’te ikinci baskısını yaptı. Hece, Cemil Meriç için “bir entelektüel tedirgin” sıfatını uygun görmüştü. Cemil Meriç (Reyhanlı 12 Aralık 1916-İstanbul 13 Haziran 1987) hakkında en kapsamlı ve ciddi çalışmalardan birine imza atmış olan Dücane Cündioğlu’nun tercih ettiği sıfatlar, daha farklı oldu: “Bir Mabed Bekçisi, Bir Mabed İşçisi, Bir Mabed Savaşçısı”.[1]

Hece’nin özel sayısı için yaptığım çalışmaya “Cemil Meriç’in Diline İlişkin Bazı Dikkatler” başlığını koymuştum. Bu sınırlı çalışmada, daha çok Cemil Meriç’in çevirileri üzerinde durmuşum. O yazıdan bir bölümü aktarayım:

Hernani çevirisinde gördüğümüz, “Boynumuz kıldan ince, nedek!” (s. 99) cümlesindeki “nedek” kelimesi, ölçü ve kafiye hatırına yapılmış sevimli iki istisnadan biridir. Öteki istisna, Marion de Lorme’da “Sen sahiden çıldırmışsın L’Angely!” diyen Kral’a “Fransa hükümdarı ferman ettikten kelli.” diye karşılık veren L’Angely’nin sözünde karşımıza çıkar.[2]

Cemil Meriç Türkçesinde “avamî dil” neredeyse hiç görülmez. Nâdir istisnalardan biri Bu Ülke’nin sonuna eklenen “Kanaviçe” bölümünde Marquie de Sade için yazılan satırlarda karşımıza çıkar: “… Sadizmin isim babası. Şımarık, küstah, edepsiz. Evlenir. Baldızına balta olur. Sokak sürtükleriyle hayâsız maceraların kahramanı. Hapse tıkılır, kaçar, yeni rezaletler icat eder. 1775’te baldızıyla İtalya’ya gider. Dönüşte hapsedilir. Bir yolunu bulup hapishaneden tüyer; yeniden kaçar, yeniden enselenir…”[3]

“Aşağıdaki dizeleri de Marion de Lorme çevirisinin güzelliğini sezdiren tadımlık bir örnek olarak okuyabiliriz: 

Didier:

“Binbir çehresi vardır ölümün. Darağacı

Onlardan biri. Evet, ipte sallanmak acı.

Sanki ilmik ölümün nefesi, siz: mumsunuz.

Boğazınızı kavrar kavramaz, merhumsunuz!

Ama ne çıkar? Görmeyecek olduktan sonra,

Ha taşında övgünüz yazılı bir mezara

Koymuşlar na’şınızı, ha geceleri rüzgâr

Biteviye sallayıp durmuş, yahut kargalar

Didiklemiş… Dert mi bu?

Saverny:

Filozofsunuz.

Didier:

İster

Akbabalar yesin etimi, ister böcekler,

Bana ne! Onu vücut düşünsün. Mezarın, buz

Gibi soğuk kapağı kapanırken, ruhumuz

Uçar gider!…”[4]

Bu çeviride Cemil Meriç’in uçup giden “ruh”un karşısına “beden/ceset” yerine “vücut” kelimesini koymuş olmasına takılmıştım. “Batı, vücudun faaliyetleriyle ruhunkileri birbirinden ayırmaya çalışmıştı. (…) Batı, vücut teknikleriyle uğraşmamış. İnsanın emrindeki en tabiî âlet: vücut. Batılı bu aleti pek az tanıyor. İnsan vücudunun yeniden keşfi, insan ruhunun da yeniden keşfi olacaktır. Batı’nın bu konuda rehberi: Doğu.”[5] Bu cümleleri ve benzerlerini okuyunca, Cemil Meriç’in “beden” kelimesinin kolları ve bacakları dışarıda bırakan “gövde” anlamını hesaba katarak “vücut” demeyi tercih ettiğini düşündüm.”[6]

On beş yıl sonra Cemil Meriç’in çeviri çalışmalarına yeniden eğilirken Habil Sağlam’ın bir makalesine rastladım: “Platonik Bir Mütercim Olarak Cemil Meriç’in Portresi”[7].

Habil Sağlam, bu titiz ve güzel çalışmasını şöyle bitirmiş: “Sınır aşımı, bazen sınır ihlalidir dil öğrenmek. Cemil Meriç dil sınırını başarıyla aşmış fakat talihi fiziki sınırları aşmasına imkân vermemiştir. Öğrendiği dilin dünyasında fiilen bulunmamış olan Cemil Meriç, hayat ve kitaplar arasında, gündelik hayatın dili olan Türkçe ile kitapların dili olan Fransızca arasında bir tür linguistik arafta kalakalmıştır. Tercüme uğraşı bu iki dünyanın birbiriyle temas kurmasına imkan sağladığı için, Cemil Meriç açısından zihinsel denge unsuru olarak hayati bir işlev görmüştür.”

“Gündelik hayatın dili olan Türkçe ile kitapların dili olan Fransızca” ifadesi Cemil Meriç için geçerli olmasa gerek. Çünkü o bütün dillere kitaplar ve tarih üzerinden bakıyordu; “umran” ve “irfan” kelimelerini iki kitabının ismine almış olması bile bunu göstermeye yeter.

İletişim Yayınları tarafından, “Cemil Meriç Bütün Çevirileri” dizisinde, sırasıyla şu kitaplar yayımlandı:

  1. Honoré de Balzac, Altın Gözlü Kız / On Üçlerin Romanı III. 4. bs., 2025.
  2. Honoré de Balzac, Ferragus / On Üçlerin Romanı I, 3. bs., 2024.
  3. Honoré de Balzac, Otuzundaki Kadın, 4. bs., 2022
  4. Honoré de Balzac, Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti, 2. bs., 2025.
  5. Victor Hugo, Marion de Lorme, (Mahmut S. Kılıççı ile), 1. bs., 2020.
  6. Maxime Rodinson, Batı’yı Büyüleyen İslâm, 2. Bs., 2024.
  7. Victor Hugo, Hernani, 1. bs. 2022.
  8. Thornton Wilder, San Luis Rey Köprüsü (Köprüden Düşenler), (Lamia Çataloğlu ile), 1. bs., 2023.
  9. Uriel Heyd, Türk Milliyetçiliğinin Temelleri / Ziya Gökalp’in Hayatı ve Eserleri, 1. bs., 2023.

Bu son kitapta “Ziya Gökalp’in” dendiğini görünce şunu düşündüm: Cemil Meriç’in tecessüsü Köktürk alfabesine, Orhun Yazıtlarına uzanabilmiş olsaydı “Ziya Gökalp’ın” demeyi tercih ederdi.   

Oğlu Mahmut Ali Meriç’in yayıma hazırladığı bu kitaplarda çevirilerin ilk baskıları esas alınmıştır.

Cemil Meriç’in Balzac’tan çevirdiği Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti romanı 1946 yılında İnkılâp Kitabevi tarafından yayımlanmıştı. Cemil Meriç, bu çeviriyi yeniden yayımlarken kitabın adını şöylece kısalttı: İhtişam ve Sefalet / Vautrin (Ötüken Y., 1973).

Dr. Umut Can Gökduman, araştırma görevlisiyken kaleme aldığı “Yeniden çeviride yan metinsel ögeler: Yeniden çevirmen olarak Cemil Meriç’in Balzac çevirisi üzerine bir inceleme” başlıklı çalışmasında kitabın üç baskısını kapağından içeriğine kadar karşılaştırmış, çevirilere ilişkin eleştirileri de nakletmiştir.[8]  

Gökduman’ın “Kitap bölüm başlıkları” tablosunun 2. Maddesinde “İhtiyatkârlıkta Aşk Neye Malolur?” ifadesinin 1973 Ötüken baskısında “İhtiyarlıkta Aşk” yapılmış olduğunu belirtirken “İhtiyatkârlıkta” kelimesinin sadece bir “dizgi yanlışı” olabileceğini hesaba katmamasına üzüldüm. Daha üzücü olan da bu ihtimali, Mahmut Ali Meriç’in de İletişim Yayınları’nın da görmemiş, görememiş olmasıdır. 1946 baskısındaki “Malolur”u 2019’da “Mal Olur” yapmayı akıl etmişler ama “İhtiyatkârlık”ı “İhtiyarlık” yapmayı akıl edememişler. Tuhaf bir durum!

İhtişam ve Sefalet çevirileri arasındaki farklar üzerine Umut Can Gökduman’ın tesbitleri ve Dücane Cündioğlu ile Habil Sağlam’dan yaptığı nakiller, önemli ve değerlidir. Hem Türk Dili ve Edebiyatı hem Fransız Dili ve Edebiyatı araştırmacıları, bu çeviri farkları üzerinde daha ayrıntılı çalışmalar yapabilirler.

Cemil Meriç’in çevirilerine düştüğü dipnotlar, işini yaparken gösterdiği dikkat ve titizliği göstermesi bakımından bütün çevirmenlerin örnek alması gereken harika birer örnektir. Sadece birini Gökduman’ın makalesinden aktarmakla yetiniyorum: “Balzac bochettine kelimesini kullanıyor ki, ne Akademi’nin, ne Littré’nin lügatlerinde ne de Larousse Pour Tous’da bulabildik. Marpuç olduğu karine ile anlaşılıyor.” (Meriç, 1946, s. 64; Meriç, 2019, s. 75).

Halil Açıkgöz, Cemil Meriç ile Sohbetler adlı eserinin 10 Kasım 1976 tarihli ilk metninden bir alıntı: “Cemil Hoca’nın daha önce Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti adıyle Balzac’tan tercüme ettiği kitabını Ötüken Yayınevi yeniden basıyor. Tashîhlerini de Bekir Oğuzbaşaran (Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. sınıf talebesi) ile birlikte yapıyoruz.” [9]

Yazarın bu iki cümlede yüklemleri “basmıştı, yapmıştık” yerine “basıyor, yapıyoruz” şeklinde kullanmış olması, okuyucuyu yanıltabilir. Bilindiği gibi Ötüken, İhtişam ve Sefalet’i, o tarihten üç yıl önce, 1973 yılında okuyucuya sunmuştu.

Halil Açıkgöz’ün Kasım 1976-Temmuz 1983 tarihleri arasında kaydedilmiş notlarını içeren kitabında çevirilere ve çevirmenlere ilişkin çok sayıda tesbit, tahlil ve tenkidin de bulunduğunu belirttikten sonra Uriel Heyd adının sadece bir kez anıldığını söyleyeyim. Cemil Meriç, 22 Ekim 1978 sohbeti sırasında şöyle der: “Uriel Heyd sâdece Gökalp’ı tedkik etmiş, gerisini görmemiş.” (s. 341). [Kelimeyi ben vurgulu yazdım, bu yazının başında sözünü ettiğim “Köktürk alfabesine, Orhun Yazıtlarına uzanamama” eleştirisini geri mi almalıyım, yoksa “Burada Halil Açıkgöz’ün ‘tashih’i var.” mı demeliyim?]   

Uriel Heyd (Köln 26 Temmuz 1913-Kudüs 13 Mayıs 1968), TDV İslâm Ansiklopedisine alınacak kadar önemli sayılan bir araştırmacı. Onun doktora tezinden hareketle kaleme aldığı Foundation of Turkish Nationalism: The Life and Teachings of Ziya Gökalp (London 1950) adlı eserini Cemil Meriç, Türkçeye çevirmeye değer bulmuş ve kitap, 1980 yılında Sebil Yayınevi tarafından Ziya Gökalp’in Hayatı ve Eserleri adıyla okura sunulmuş, kapakta yazar ile çevirmenin adı birlikte verilmiş: “uriel heyd’den cemil meriç”. Fakat kapağı açınca karşınıza “Ziya Gökalp / Türk Milliyetçiliğinin Temelleri” başlığı çıkmaktadır! Eserin adı, İletişim Yayınları baskısında değişmiş, aslına daha uygun bir hâle getirilmiş: Türk Milliyetçiliğinin Temelleri / Ziya Gökalp’in Hayatı ve Eserleri. Bu eserin üç ayrı çevirisi daha vardır: 1. Türk Ulusçuluğunun Temelleri, çeviren: Kadir Günay, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1979. 2. Türk Milliyetçiliğinin Kökleri, çeviren: Adem Yalçın, Pınar Yayınları, İstanbul, 2001. 3. Türk Milliyetçiliğinin Kökenleri, çeviren: A. Göke Bozkurt, İlgi Kültür Sanat, İstanbul, 2010.[10]

Cemil Meriç çevirileri arasında en kötüsü ve en özensiz basılmış olanı bu kitaptır. Daha 8. Sayfada “irtica kuvvetleri” yerine “iltica kuvvetleri”, “en güçlüsü” yerine “en küçlüsü” ile karşılaşılır. Kaynak metin olarak kullanıldığı anlaşılan Sebil Yayınevi basımında bu tuhaflık görülmez. Gökalp’ın atalarının geldiği “Çermik”, sadece bir kez doğru yazılmış olmasına karşılık üç kez “Çelmik” şeklinde dizilip basılmış, bu tuhaflık iki yayınevinin de dikkatinden kaçmış. 24. sayfada “Siz hepiniz yan yolda kalsanız” dizesini görünce, doğrusunun “Siz hepiniz yarı yolda kalsanız” olacağını düşündüm. Metni okuyan herhangi biri de sanırım böyle düşünür. Hatanın kaynağı yine Sebil baskısıydı (s. 23).

Uriel Heyd, Ziya Gökalp’ın Küçük Mecmua’yı kapattıktan sonra hangi yayın organlarında yazdığını şu cümleyle ifade eder: “Bundan sonra yazıları İstanbul’da Yeni Mecmua, Cumhuriyet, Ankara’da Yeni Türkiye, Hâkimiyet-i Milliye gibi dergi ve gazetelerde çıkar.” Fakat kitaplarda “Ankara’da” kelimesi nasılsa dizilmemiş, böylece Ankaralı iki mevkute de İstanbullu yapılmıştır (s. 30 / s. 31). 

Sebil baskısında “Mizaç itibariyle kollektivisti” biçiminde karşımızda çıkan cümle, İletişim baskısında “Mizaç itibariyle kolektivisti” biçiminde değiştirilmiş ama “kolektivistti” yükleminin eksik yazılmış olduğu fark edilmemiştir. (s. 37 / s. 37).

Sebil baskısında 38. sayfada yer alan “Cemiyetten anladığı, gerici ve hâkim sınıfın mefkûre ve hisleri değil, halkın mefkûre ve hisleriydi.” cümlesi, neden ve nasıl olduysa İletişim baskısında “Cemiyetten anladığı, gerici ve hâkim sınıfın mefkûre ve hisleri değil, halkın mefkûre ve histerisiydi.” kılığına sokulabilmiştir (s. 37). Örnekleri çoğaltabilirim ama bu kadarla yetineyim.

Cemil Meriç, bu Uriel Heyd çevirisinde yazarın koyduğu dipnotları ve Gökalp’ın manzumelerinden seçilmiş örnek mısraları yok saymayı tercih etmiştir. Bu tercihine ilişkin herhangi bir açıklama da yapmamıştır.

Habil Sağlam’a göre Cemil Meriç’in kendi eserlerinde de çeviri, önemli bir yer tutmaktadır: “Victor Hugo’dan ya da Balzac’tan yaptığı kitap boyutundaki tercümelerin haricinde, kaleme aldığı telif eserler de baştan başa tercümelerle örülmüştür. Cemil Meriç’in eserlerine kuş bakışı bakan bir kişi metinlerine yayılmış onlarca farklı isimden birçok irili ufaklı çeviriyle karşılaşacaktır. Edebiyat geleneğimizde tercüme ile telif eser arasındaki sınırların muğlak oluşu gibi onun düşüncesinde de ithalat ile imalat her daim iç içe geçmiş haldedir. Üzerine fikir yürütmekte olduğu mesele etrafında diyalog halinde olduğu düşünürlere tercümanlık eder, dolayısıyla tek yönlü bir anlatım tekniğindense sık sık farklı görüşlere söz hakkı tanıyan polifonik bir yazım tarzını benimser.”[11]

Son söz olarak şunu söyleyeyim: Cemil Meriç hem müellif hem mütercim olarak dürüst bir münekkidin dikkatini ve hassas bir şairin rikkatini zihninde ve kalbinde ömrü boyunca muhafaza etmiştir. Ancak, bilhassa son yıllarında bu dikkat ve rikkatte irtifa kaybı olmuştur.     


[1] Bir Mabed Bekçisi – Roman ve Balzac; Şiir ve Hugo – (Eylül 2006), Bir Mabed İşçisi – Bir Cumhuriyet Aydınının Serencâmı – (Ekim 2006), Bir Mabed Savaşçısı – Bir Münekkidin Nârâsı – (Şubat 2007) Kitapların yeni baskıları Kapı Yayınlarınca yapılmaktadır.

[2] Victor Hugo, Marion de Lorme, MEB, İstanbul, 1966, s. 145.

[3] Bu Ülke, s. 326

[4] Victor Hugo, Marion de Lorme, MEB, İstanbul, 1966, s. 130.

[5] Bir Dünyanın Eşiğinde, İletişim Y., 12. Bs., İstanbul, 2009, s. 25

[6] Hece 157, 2. bs., s. 318-319, 2015, Ankara.

[7] Cemil Meriç Kitabı / “Bu Ülkeyi Yeniden Düşünmek”, s. 227-248, Haz. Asım Öz, Zeytinburnu Belediyesi, Şubat 2018, İstanbul.

[8] RumeliDE Journal of Langue and Literature Studies 2019. Ö5 (August), s. 334-345.

[9] Halil Açıkgöz, Cemil Meriç ile Sohbetler, s. 14,Seyran İktisadi İşletmesi, İstanbul 1993.

[10] Bu dört çevirinin karşılaştırılması, çeviri yöntemleri ve çevirmen tutumları hakkında ilginç ve öğretici veriler sunabilir.       

[11] Cemil Meriç Kitabı / “Bu Ülkeyi Yeniden Düşünmek”, s. 234, Haz. Asım Öz, Zeytinburnu Belediyesi, Şubat 2018, İstanbul.