Cemil Meriç’in Umrandan Uygarlığa adlı eserinde “Zavallı Türk intelijansiyası! Kimlerin peşinden gitmiş. Düşmanları dost, dostları düşman tanımış. Peygamber’in adını anmaya cesaret edemeyen bir Efganlıyı Peygamber kadar saygıya layık görmüş.” (Meriç, 1996, 77) şeklinde biten “Cemâleddin Efganî Dosyası” başlıklı bir yazısı vardır.
Muhammet Sani ADIGÜZEL
Prof. Dr., Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üni.

Cemil Meriç’in Umrandan Uygarlığa adlı eserinde “Zavallı Türk intelijansiyası! Kimlerin peşinden gitmiş. Düşmanları dost, dostları düşman tanımış. Peygamber’in adını anmaya cesaret edemeyen bir Efganlıyı Peygamber kadar saygıya layık görmüş.” (Meriç, 1996, 77) şeklinde biten “Cemâleddin Efganî Dosyası” başlıklı bir yazısı vardır. Daha önce Hareket dergisinde yayınlanan bu yazının, daha doğrusu “Dosya”nın tekemmül etmemiş olduğu gerekçesiyle Selâhattin Kılıçarslan [Hayreddin Karaman] tarafından bir yazı daha kaleme alınır:
Hareket’in 83. sayısında [Kasım 1972] üstad Cemil Meriç’in “Cemaleddin Efganî Dosyası” serlevhalı bir yazısı çıkmıştı. Üstad bu yazısında daha çok Efganî’nin Renan’a verdiği cevaba dayanarak onu ağır bir dille yeriyor ve mahkûm ediyordu. Bu yazı bazı dergi, gazete ve kitaplara aynen veya kısmen aktarıldı, birçok itham ve iddiâlara mesned kılındı, nihayet Efganî’nin tekfîrine kadar gidildi. Halbuki — kanaatimizce — dosya tekemmül etmemiş idi, bazı evrak (vesâik) noksandı, tekemmül etmemiş bir dosyaya istinad eden hükmün malûl olacağı da aşikâr idi.” (Kılıçarslan, 1974, 613).
Kılıçarslan “Giriş” bölümünde belirttiği gibi “Dosya”ya eksik bulduğu bazı bilgi ve belgeleri ekledikten, kendi ifadesiyle dosyayı tekemmül ettirdikten sonra şöyle bir sonuca ulaşır:
“Kırk iki yıl gece gündüz Müslümanların istiklâl, hürriyet, kalkınma ve birleşmeleri için çalışan, yer, yurt, mülk edinmeden dünyayı dolaşan, tahtlar yıkıp tahtlar kuran Âkifler, Aksekiler, Abduhler, İkballer, Numan Şiblîler ve daha niceleri üzerinde derin tesirler icrâ eden bir kişinin dosyasının eksik kalmasına ve hakkında yanlış hüküm verilmesine gönlümüz razı olmadığı için bu yazıyı kaleme aldık. Bir kişi hakkında nihaî hükme varmadan önce en azından eserleri ile leh ve aleyhinde yazılan ve söylenenlerin gözden geçirilmesi gerekir. İslâm’da tekfîr (birisine kâfir demek) hedefini bulmamışsa geri tepen bir silâhtır, sû-i zan ve gıybet haramdır, fâsıkın haberinin tetkik edilmeden kabulü yasaktır. Bizim Efganî ve Abduh ile alâkamız İslâm için çalıştıklarına inandığımız binlerce İslâm âlim ve mücâhidi ile alâkamızdan farklı değildir.” (Kılıçarslan, 1974, 619-620).
Kılıçarslan’ın “Âkifler, Aksekiler, Abduhler, İkballer, Numan Şiblîler ve daha niceleri derin tesirler icra eden” Efganî eleştirisine gönlü razı olmaz. Ebru Karadeniz ise, bu isimlere “daha niceleri” arasından bir isim daha ilave eder: Said Nursi. Nursi, Efganî için “İtttihad-ı İslâm meselesinde selefim.” demiştir. Karadeniz’in halefe beslediği muhabbeti seleften esirgeyen Meriç’i eleştiri yağmuruna tutar:
“Yazarın, “Cemaleddin Afganî Dosyası” başlıklı yazısında; Cemaleddin Afganî hakkında eksik malumatlı, yanıltıcı bilgilere -tabiri caizse kulaktan dolma bilgilere- inandığı görülmektedir. Meriç’in, Said Nursi’ye gösterdiği muhabbet bilinmektedir. Ancak Meriç, Said Nursi’nin “Afganî’yi, İtttihad-ı İslâm meselesinde selefim, diyerek sitayişle anar.” (Karadeniz, 2008: 50) olduğunu bilmemektedir. Afganî hakkında bu türden ithamlar yapmadan önce Meriç’in iyi bir araştırma yapması gerekirdi. Onun nasıl biri olduğu, öğrencisi Muhammed Abduh’a bakarak da çıkarılabilir. Ne yazık ki Meriç; Afganî’den bahsederken İran Şehinşahı’nın, yeniden dirilen İslam Hareketi’nin öncüsü isimlerinin en tehlikelisi olarak kabul ettiği Afganî’yi karalamak için finanse ettiği/edilen “Vesikalara” inanmıştır (Öz, 2010: 356). Renan Müdafası üzerinden Namık Kemal aracılığıyla Afgani’yi eleştirir. Meriç, yazısında bir olayı da dipnot olarak alır. Darülfünûn-ı Osmanî’nin açıldığı günkü konferansı anlatır. Bu olayda da aceleci davranmış, ayrıntıya inmeden Afganî’yi itham etmiştir. “Zamanın Şeyhülislamı, Cemaleddin’in fikirlerini, özel menfaatine aykırı gördüğü için fena hâlde kızıyor, zavallıyı gözden düşürmek için vesile arıyordu der Âkif. Şeyhülislam, aradığı vesileyi Afganî’nin Darülfünûn-ı Osmanî’nin açıldığı gün ‘fenlerin ve sanatların teşviki’ni yapması üzerine bulunur. Çünkü şeyhülislam, Afganlı’nın “Nübüvvet bir nevi sanattır.” dediği şayiasını yaymaktadır.” (Karadeniz, 2008: 50) Hatta Afganî’yi yermek için şu cümleleri yazar: “Namık Kemal müdafaanamesi taarruz, Cemaleddin’in mektubu teslimiyet. Namık Kemal, öfke ve küçümseyiş. Cemaleddin, terbiye ve makyavelizm.” (Meriç, 1996: 69)” (Karadeniz, 2018, 83-84)
Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi “Cemâleddin Efgānî” maddesini Hayreddin Karaman yazar. Karaman, “Amerika’dan İngiltere’ye kadar Batı’da, Mısır’dan Hindistan’a kadar Doğu’da yaptığı seyahatler, etkilediği şahıslar ve zümreler, karıştığı olaylar ve hareketler, geride bıraktığı eserler ve öğrencilerle XIX. yüzyıl İslâm dünyasının düşünce ve siyaset hayatında önemli yeri bulunan Efganî’nin hayat hikâyesinde hâlâ aydınlatılması gereken noktalar mevcuttur.” cümlesiyle başladığı söz konusu maddenin hayat hikâyesi kısmını “Efgānî yakalandığı kanserden kurtulamayarak 9 Mart 1897’de İstanbul’da vefat etti ve Maçka’da Şeyhler Mezarlığı’na defnedildi. Şimdiki içi boş kabri, 1926 yılında Charles Cron adlı bir Amerikalı tarafından yaptırılmıştır. 1944 yılında Afganistan hükümetinin isteği üzerine kemikleri nispet edildiği yere (Afganistan) nakledilmiştir.” cümleleriyle bitirir (Karaman, 1994).
Karaman’dan Kuran’a geçilebilir. Kuran, “Türk Adı ve Türklük Kavramı” adlı yazısında, “Efganî’nin öldüğü yıl doğan bir eserden söz eder: “Cenge Giderken”. Kuran’a göre “Cenge Giderken” yeni bir edebiyatın doğuşunu haber veren bir şiirdir:
“Osmanlı aydın çevresinde Türklük kavramının yayıldığı ve Türklükten ilham alan yeni bir edebiyatın doğduğu görülür. Mehmet Emin Yurdakul’un, 1897 Osmanlı-Yunan savaşı münasebetiyle yazdığı ve ilk olarak Selanik’te yayınlanan “Cenge Giderken” şiiri şu bunu açıkça belgeler:
“Ben bir Türküm, dinim, cinsim uludur
Sinem, özüm ateş ile doludur
İnsan olan vatanının kuludur
Türk evladı evde durmaz, giderim” (Kuran, 2013, 71)
Yurdakul bu şiiriyle Efganî’nin takdirini kazanır. Efganî’nin ondan asıl istediğiyse başkadır. Edebî inkılap yapan bu şiirin siyasi inkılap “inkılap” versiyonudur (Akçura, 1981). Türk inkılabının, bir başka deyişle, yeni Türk devletinin öncüleri arasına giren Efganî’nin “kavmini ileri süren” Yurdakul’dan istediği, daha sonra “kavmini ileri sürmeyi küfür gören” Ersoy tarafından yerine getirilir. Bir şiirinde, “Asım”da, “Arnavutluk” ne demek? Var mı şeriatte yeri? / Küfr olur başka değil, kavmini sürmek ileri!” (Ersoy, 2021, 550) diyen Safahat şairinin inkılap talebi şöyledir:
“– Şimdi Asım, edebiyatı bırak, bir tarafa;
Daha ciddi işimiz var, geçelim başka lafa.
Galiba söylediğim yoktu? Evet, hiç yoktu:
Mısır’ın en muhteşem üstadı Muhammed Abduh,
Konuşurken neye dairse Cemâleddin’le;
Der ki tilmîzine Afganlı:
– Muhammed, dinle!
İnkılâb istiyorum, başka değil, hem çabucak,
Öne bizler düşüp İslâm’ı da kaldırmazsak,
Nazariyyât ile bir şeyler olur zannetme…” (Ersoy, 2021, 804)
Karaman ve Karadeniz’den önce Efganî’yi savunan Ersoy’dan sonra tekrar Meriç’e dönülebilir:
“Vesikalara eğilmek, yerli ve yabancı tahriflerin, yerli ve yabancı tahriplerin, yerli ve yabancı cehaletlerin karışık bir yumak hâline getirdiği tarihi bütün ihtişamı ile tanımak, fetihlerin en büyüğü, cihatların en mukaddesi. Çehremi, benliğimi kim tanıtacak bana? Bu isli, bu sırları dökülmüş ayna mı tarih? Heyhat, atılacak her adım, bir uçuruma sürükleyebilir insanı, uçuruma yani yasak bölgelere. Kimse boğayı boynuzlarından yakalamağa cesaret edemiyor. Boğanın boynuzları: kanunlar. Düşünce bir serdengeçtilik. Düşman: kendimiz. Bu hadım edilmiş idrakle, bu “izinli” hürriyetle kalkınmak mümkün mü? “Zehi tasavvur-u bâtıl, zehi hayal-i muhâl”. Kimden korkuyoruz? Kendi boşluğumuzdan, kendi aczimizden, kendi sersemliğimizden. Bir medeniyet, bu çapta bir gafleti ancak tarihten silinerek ödeyebilir.” (Meriç, 2023, 474-475)
Meriç’in “Kimse boğayı boynuzlarından yakalamağa cesaret edemiyor. Boğanın boynuzları: kanunlar.” şeklinde yaptığı eleştirinin Kaşgârlı Mahmud’da bir karşılığı vardır. “Dîvânu Lugâti’t-Türk”teki “müŋüz”, “müŋüz müŋüz” maddeleri ve bu kelimeye örnek verilen “Süsege.n u.dka Teŋri müŋüz birme.s. Anlamı: Süseğen sığıra Allah boynuz vermez.” şeklindeki atasözü konuya açıklık getirir gibidir:
“müŋüz bütün hayvanların boynuzu.
müŋüz müŋüz bir çocuk oyununun adı. Irmak kıyısında diz çökerek otururlar. Bacaklarının arasını ıslak ve akıcı kumla doldururlar. Sonra elleriyle ona vururlar; birisi müŋüz müŋüz (der) ki “boynuz boynuz” demektir. Ona nē müŋüz diye sorarlar ki “hangi boynuz” demektir. O da boynuzlu hayvanları sırayla arkaya arkaya saymaya başlar. Diğerleri de tekrar eder. Hayvanları sayarken arada deve, eşek gibi boynuzu olmayan bir hayvanın adı geçer. Aralarından bunu söyleyeni suya atarlar. Atasözü: Süsege.n u.dka Teŋri müŋüz birme.s. Anlamı: Süseğen sığıra Allah boynuz vermez. Bu, insanlara eziyet edeceği bir şey isteyip de onu elde edemeyen için söylenir.” (Kaşgârlı Mahmud, 2014, 495)
Meriç, “Bu Ülke” adlı eserine, Daniel De Foe’nun “Hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyor diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa hem budala hem de alçaktır. Bir adamın “Benden başka herkes aldanıyor.” demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?” sözüyle başlar ve bu sözden önce de Nef’î’nin “Sihâm-ı Kazâ”sını zikreder (Meriç, 2008, 75). Yine aynı şekilde söz konusu eseri de “Batı’nın ve Batıcıların canevine atılan kaza okları.” olarak değerlendirir:
“Sonra Bu Ülke. Ve yuvaya dönen yolcu. Öfkeleri, acıları, inkisarlarıyla Cemil Meriç. Önce mefhumları aydınlatmaya çalıştım: Sağ-sol, ilerici-gerici. Sonra, felâketlerimizin kaynağına eğildim: uydurma dil. Batı’nın ve Batıcıların canevine atılan kaza okları. Bu Ülke yarım asırlık tetebbuun bir sanatçı mizacından süzülen usaresi. Bir mesaj, daha doğrusu bir çığlık… kesif, dertli, derbeder.” (Meriç, 2010, 542)
“Batı’nın ve Batıcıların canevine atılan kaza okları.”nın sahibi, Efganî yazısıyla ilgili kendisine yöneltilen eleştirilere cevap vermediğini belirtmiştir: “İyi niyet sahibi bazı yazarlar, Cemaleddin ile ilgili yazımı insafsız buldular. Cevap vermedim. Niyetim sadece vesikaları konuşturmaktı.” (Meriç, 2023, 229). Şayet cevap verseydi ne mi olurdu? “Sihâm-ı Kazâ” (Kaza Okları) hedefi tam isabetle vururdu:
“Bize kāfir dėmiş Müftī Efendi
Ṭutalum ben dėyem ana Müselmān
Varduḳda yarın rūz-ı cezāya
İkimüz de çıḳaruz anda yalan” (Nef’î, 2020, 271)
Kaynakça
Akçura, Yusuf (1981). Yeni Türk Devletinin Öncüleri. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
Ersoy, Mehmet Âkif (2021). Safahat. haz. Necmettin Türinay. Ankara: TBMM Yayınları.
Karadeniz, Abdurrahim (2008), Mehmet Akif Özel Sayısı. Ankara: Hece Yayınları.
Karadeniz, Ebru (2018) “Umrandan UygarlığaÜzerine” Türk Dili Dergisi. (Ocak). Yıl: 68, Sayı: 793.
Karaman, Hayreddin (1994). “Efgānî, Cemâleddin”. TDV İslâm Ansiklopedisi. C 10, İstanbul.
Kaşgârlı Mahmud (2014). Dîvânu Lugât’t-Türk.haz. (Ahmet B. Ercilasun, –Ziyat Akkoyunlu. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
Kılıçarslan, Selâhattin (1974). “Cemaleddin Efgani Dosyası Üzerine”. Hareket Dergisi. (Aralık). S 108.
Kuran, Ercüment, Türkiye’nin Batılılaşması ve Millî Meseleler. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
Meriç, Cemil (1972). “Cemaleddin Efgani Dosyası”. Hareket Dergisi. (Kasım). S 83
Meriç, Cemil (1996). Umrandan Uygarlığa. İstanbul: İletişim Yayınları.
Meriç, Cemil (2008). Bu Ülke. haz. Mahmut Ali Meriç. İstanbul: İletişim Yayınları.
Meriç, Cemil (2010). Kırk Ambar, Cilt 2, Lehçet-ül Hakayık. haz. Mahmut Ali Meriç. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Meriç, Cemil (2023). Kültürden İrfana. İstanbul: İletişim Yayınları.
Nef’î (2020), Sihâm-ı Kazâ. haz. Furkan Öztürk. İstanbul: Dün Bugün Yarın Yayınları.
Öz, Asım (2010), Cemil Meriç Özel Sayısı, Ankara: Hece Yayınları
Said, Edward (1982). Oryantalizm (Doğubilim) Sömürgeciliğin Keşif Kolu. çev. Nezih Uzel. İstanbul: Pınar Yayınları.
