Cemil Meriç Konuşuyor Üzerine
Okuru ikna etmeye çalışmaz, onu sarsmaya ve uyandırmaya çalışır. Belki de yeni neslin ondan rahatsız olmasının sebebi tam olarak budur: Cemil Meriç gerçeklik ile okurun karşısına çıkar ve düşün der. Her şeyi olduğu gibi kabul etme, düşün, araştır.
Betül ZEYREK

Günümüzde yeni nesil gençlerin ismini duymadığı, duyup tanımadığı, hatta tanımak istemediği; kimi zaman da gözlerine batan bir isimdir Cemil Meriç. Peki neden? Neden fikirleri bu kadar rahatsız edicidir yeni nesil için? Bu soruya net, tek bir sebep göstermek zor. Belki de Cemil Meriç, çağın hızına ayak uydurmayan cümleleriyle; düşünmeyi erteleyen değil, zorunlu kılan tavrıyla rahatsız ediyordur okurunu. Ben bu sorunun kesin cevabını hâlâ veremiyorum. Ama şunu biliyorum: Cemil Meriç’i daha yakından tanımak ve anlamak gerekiyor. Özellikle de günümüzde onu daha iyi anlamak gerekiyor.
Kendini tanıttığı cümle ile ondan bahsetmek daha doğru olur. Fakat tam olarak onun şahsi hayatından bahsetmiyorum bu yazıda. Şahsi hayatından bahsetmek istesem sanırım çok uzun bir araştırma ve çok uzun bir yazı yazmam gerekir. Ben naçizane düşünce yapısından çok kısa bahsedeceğim, verdiği röportajlarından yararlanarak kendi süzgecimden geçirdiğim sadelikle bahsedeceğim aslında. Yoksa koskoca fikir adamı Cemil Meriç, öyle iki sayfalık yazı ile bahsedilip geçilemez.
- “Kimim ben?”
- “Hayatını Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi.” (286 syf)
Bazı düşünürler vardır; sustuklarında bile konuşmaya devam eder. Cemil Meriç, Türkiye düşünce hayatında bu sessiz konuşkanlığın en belirgin isimlerinden biridir. Onu okurken hissettiğiniz şey bir fikir adamının görüşleri değil onun düşünce yapısının derinliğini keşfetmektir.
Cemil Meriç hayatı boyunca ideolojilere hep mesafeli durmuştur. Çünkü ona göre düşünce sloganla, fikir ise kör bağlılıkla kirletilir. Bu düşünce yapısı onu ne sağın ne de solun taraftarı yapmıştır. Hatta her iki alanın da konforunu bozmuş ve Meriç’i bu tavrı entelektüel bir yalnızlığa mahkûm etmiştir.
Ayrıca Meriç; Batı’yı toptan reddeden bir Doğuculukla da, sorgusuz sualsiz yücelten bir taklitçilikle de arasına mesafe koyar. Asıl itirazı, düşünmeden alınan ve kullanılan, kabul edilen kavramlaradır. Ona göre kavramlar masum değildir; her biri bir medeniyetin yükünü taşır. Bu yüzden, başka bir dünyadan ödünç alınan her kelime, düşünce dünyamızda yeni bir kırılma yaratır. Meriç’in bu konudaki hassasiyeti, bugün hâlâ güncelliğini koruyan bir uyarıdır, anlayabilene, algılayabilene.
Cemil Meriç’i anlamaya çalışmak, yalnızca birkaç kitabını okumakla ya da onun hakkında yazılan metinleri okumakla tamamlanabilecek bir süreç değil. Onu okuduğunuzda kendinizden uzaklaşmak yerine kendi düşünce dünyanıza dönersiniz. Bu yüzden kitaplarını keşfetmeden önce onun düşünce dünyasına hazırlık mahiyetinde bir metni okumak önemlidir. Cemil Meriç Konuşuyor tam da bu noktada bir “ön hazırlık”, bir “ilk temas”, hatta bir ilk tanışma örneğidir.
Ben kendi okuma serüvenimde Bu Ülke’yi üç kez okumuş olmama rağmen, hâlâ “tam olarak anladım” diyemiyorum. Daha doğrusu, idrak ettiğimi sanmıyorum. Çünkü Cemil Meriç’te her cümle, her paragraf, hatta bazen tek bir kelime bile bir cevher gibi adeta. Bunun için onu okurken dikkatli okumanız, derinlemesine düşünmeniz ve okurken dahi araştırmalar yapmanız gerekebilir. Aksi takdirde okuduklarınız havada kalacak ve zihni boşluklar oluşturacaktır.
Bu eser, Cemil Meriç’i tanıyabilmek adına önemli bir kaynak niteliğindedir. Armağan, eserin girişinde şu dikkat çekici ifadeleri kullanır: “1964 yılında Dönem dergisinde yapılmış olan, bildiğimiz ilk röportajından başlayarak elden geldiğince titiz bir tarama yapılmış ve Cemil Meriç’in gizli kalmış sofrası, okuyucunun istifadesine açılmıştır. Kuşkusuz dağınık bir yelpazedeki yayın organlarına verilmiş olan röportajların derlenmesi işi, tek hamlede tüketilemez.” Bu ifade bile, kitabın alelade hazırlanmış bir derleme değil; aksine uzun soluklu, bilinçli ve sabır gerektiren bir emeğin ürünü olduğunu göstermektedir.
Mart 2018’de Ketebe Yayınları tarafından İstanbul’da yayımlanan Cemil Meriç Konuşuyor, klasik anlamda bir röportaj kitabı değildir. Soru-cevaplardan oluşsa da metnin asıl gücü, Cemil Meriç’in düşünce dünyasını dağınık hâlinden kurtarıp bir bütün halinde zihinsel çerçeve içinde sunmasıdır. Mustafa Armağan burada yalnızca soruları soran kişileri ve yazıları almamıştır; Cemil Meriç’in fikriyatını görünür kılmaya çalışan dikkatli bir editör ve düşünsel bir rehberdir. Sorulan sorular cevap almak için değil de düşünceyi derinleştirmek için sorulmuş gibidir. Cemil Meriç’i tam anlamıyla kavramanın kolay olmadığı, bu kitabın satır aralarında da açıkça hissedilir.
Bu yönüyle Cemil Meriç Konuşuyor, okuru yormayan ama yüzeyde de bırakmayan bir anlatım sunar. Meriç’in aydın sorumluluğuna, Batılılaşma meselesine, ideolojiye bakışına, Doğu-Batı ikilemine dair görüşleri; doğrudan teorik metinler yerine, konuşmalar üzerinden okura aktarılmıştır. Bu da okurla düşünür arasında daha samimi, daha insani bir bağ kurulmasını sağlamıştır.
Cemil Meriç Konuşuyor, aynı zamanda bir kültürel hafıza metnidir. Doğu’nun unutulmuş birikimine, ihmal edilmiş metinlerine ve görmezden gelinen fikri yapılarına sık sık değinir. Meriç, Doğu’yu romantize etmez; fakat onu yok sayan bir zihniyetle de mücadele eder. Bu yönüyle kitap, bir medeniyet savunusundan çok, bir hafıza çağrısıdır, geçmişini, zaten olan fakat zamanla kaybedilen fikriyatını, özünü hatırlatmaya çalışır.
Cemil Meriç’in dili bu eserde verdiği röportajlarındaki metinlerde de serttir; fakat bu sertlik bir öfkenin değil, bir fikrî disiplinin sonucudur. Cümleleri çoğu zaman keskin, hatta sarsıcıdır. O, düşünceyi hafife alan her tavra karşı mesafelidir. Okuru ikna etmeye çalışmaz, onu sarsmaya ve uyandırmaya çalışır. Belki de yeni neslin ondan rahatsız olmasının sebebi tam olarak budur: Cemil Meriç gerçeklik ile okurun karşısına çıkar ve düşün der. Her şeyi olduğu gibi kabul etme, düşün, araştır. Kendine ait bir fikrin olsun, duruşun, davan olsun der. Günümüz gençleri de tam olarak bundan rahatsız. Maalesef ki gençlerin fikirleri yok. Hayatı amaçsızca yaşayıp olan bir fikri sorgulamadan peşine takılıp gidiyorlar. Sarsılmaları gerek, uyudukları uykularından uyandırılmaları gerek, hepimiz uykumuzdan uyanmalıyız artık.
Bugünün dijital çağında, düşüncenin hızla tüketildiği, fikirlerin sloganlara indirgendiği bir ortamda Cemil Meriç Konuşuyor, sabır isteyen dikkatli bir okuma sonunda tam ve doğru anlaşılabilir. Ancak bu sabır, karşılığını fazlasıyla verir. Kitap, okurunu yalnızca Cemil Meriç’le değil, kendi düşünce dünyalarıyla da yüzleştirir. Bu kitap bir fikrin oluşmasına temel oluşturabilir niteliktedir. Gereken önem verilir ve anlatılmak istenen anlaşılabilirse tabii.
Bütün röportajları güzel ama 282. sayfada yer alan konuşanın Hüseyin Arslan olduğu “Arafta bir yalnızım” başlıklı röportaj ayrı bir güzel. Sanırım Cemil Meriç’i en çok yansıtan konuşma bu bence. Ayrıca Cemil Meriç bu röportajı için “Beni en iyi anlatan röportaj…” dediği de kayıt altına alınmış.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Cemil Meriç Konuşuyor, Cemil Meriç’i tanımak isteyenler için sağlam bir başlangıç, onu yeniden okumak isteyenler için ise güçlü bir hatırlatmadır. Bu kitap, Cemil Meriç’i yalnızca bir düşünür olarak değil; bir duruş, bir ahlak ve bir hesaplaşma biçimi olarak anlamaya davet eder. Ve okurunu şu sorularla baş başa bırakır:
Biz bugün hangi düşüncelerden kaçıyor, hangi sorularla yüzleşmekten korkuyoruz?
Biz, bugün hangi kavramlarla düşünüyor; kimin kelimeleriyle konuşuyoruz?
