Bütün güvenli yolların sonu ona çıkar, bütün saadetler ancak onunla mümkündür. Kamil olan bütün mutluluklar sadece onunla varlık bulur. Elbette aşk onun varlığıyla kaimdir. Böylesi bir gerçek varken fani ve aldanacağımız kalpleri evimiz, yurdumuz bilmek nedendir? Nedendir kendimizi yorgun ve mecalsiz sarp yokuşlarda kaybedişimiz?
Öznur GÖRÜR KISAR

Ya açma sineni yekten bir güvenle şeksiz, şüphesiz.
Ya hazırlıklı ol insanoğlunun akıl almaz çalımlarına.
Ya incecikten tüten gönül dumanının dağılmaya muhtaç o küçük hücresinde kendine yenilecek ve sırrını yitireceksin.
Ya için için yansın o ateş kavrulsun seninle. Kâh ağlatsın, kâh güldürsün, mecnun eylesin, lakin kalsın seninle.
Ya söyleyeceğin sözün baş döndüren cazibesi sarsın seni. Ellerinle ver ölüm fermanını muhatabına.
Ya halin üzere yaşa, coşkun içre akan ırmaklar kadar çağlayan sevinçlerini, baş döndüren sevda hallerini.
Ya aşikâr eyle gör güvendiğin dağlar nasıl yıkılıyor birer birer.
Ya salimen kabullen, bu dert senin derdin, ortak eyleme ona hiçbir beşeri.
Ya göze al senden uçup giden kelamın türlü şekillerde cefa ile sana geleceğini.
Ya nefessiz naçar kal, derdin seni boğsun dermandan içre.
Ya bir çift gözün ellerine bırak, savunmasız gönül şarkını.
Söyleyenler bildi hangi hal buldu onları. Söylemeyenler naçar kaldı derdiyle. Lakin kalpleri ağrımadı bu denli.
Elbet insan dediğin ne tamamen bir aldanış, ne toptan bir kötülük olamaz.
Kimi seni yaz sıcağında bir yayla serinliğinde selamete erdirir. Kimi gönlünü en latif hal ile soluklandırır, dünya cennetine kavuşturur.
Görmez olur gözlerin dost güzelliğinden gayrını.
Nimettendir.
Rabbinin rızıklarını yemeden, içmeden mi sanırsın sadece?
Gönlünü bir lahza dinlendirip teslim ettiğin, gözyaşına ortak eylediğin dost makamı rızıkların en güzeli değil midir?
Bir maden işçisi dikkatinde ve titizliğinde yol yürüdüğümüz ve yoldaş bildiğimiz gönlümüzün en tenha kuytu köşelerini açabiliyorsak, şükrolsun. Şükrolsun dünyanın bütün aldatıcılığı ve cefasına rağmen dost bildiğimiz insanlarla bizi kardeş kılana.
Ehlinde olmayan altın da, söz de, saz da, şiir de, aşk da zayi olur. Sözü, sevdayı, hali, ahvali, derdi tereddütsüz emanet edeceğimiz dostlar bulmak mesele.
Dünya yüzünde böylesi dostlara rastlamak olası olsa da bazen bir türlü bu türden dostlara ulaşmak nasip olmaz. Olsa da muhabbet dolu dostlara fısıldayacaklarımız sınırlıdır. Onların elleri bizim yaralarımıza, gönül sızılarımıza bir yere kadar şifa olur.
Dostların ve yarenlerin en güzeline, sığınılacak yegâne limana, dünya işlerinde, zorlu yokuşlarda nefessiz kaldığımızda varacağımız yegâne menzile varmaktır muradımız. Ondan gayrına kalbimizi mutmain bir şekilde açamayacağımız aşikârdır.
Bütün güvenli yolların sonu ona çıkar, bütün saadetler ancak onunla mümkündür. Kamil olan bütün mutluluklar sadece onunla varlık bulur. Elbette aşk onun varlığıyla kaimdir. Böylesi bir gerçek varken fani ve aldanacağımız kalpleri evimiz, yurdumuz bilmek nedendir? Nedendir kendimizi yorgun ve mecalsiz sarp yokuşlarda kaybedişimiz?
