Roger Garaudy’nin Görüşlerinde İktisadi Sistem ve İnfak

İslam ekonomisiyle ilgili görüşleri bu beklentisiyle paraleldir. Garaudy, Taberi’nin Kur’anda namaz ve zekat farzlarının büyük çoğunlukla birlikte anıldıklarına ilişkin tespitine yer vererek, bu durumun Allah’a karşı görevlerin topluma karşı görevlerden ayrılmaz olduğunu ortaya koyduğunu belirtir.

Fatma Sümer

Dr., Yeni Yüzyıl üniversitesinde Hukuk Fak.

Herhangi bir ekonomik sistemin dayatılmadığı İslam dininin kapitalizmle barışık olmadığını ancak sosyal devlet ve dayanışmayı ilkesel olarak benimsediğini düşünmeme yol açan sebepler var. Bu sebeplerin başında Kur’anı Kerim’de mal biriktiren ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayanların sert bir dille kınanması[1] ve fitre, fidye, zekat, sadaka gibi kurumlara verilen önem geliyor. Bu yazıda servet birikimine karşı daha radikal tutumlar geliştiren, bu meseleyi bireysel ahlakın ötesine taşıyarak toplumsal bir sorumluluk alanına dönüştüren düşünce ve aksiyon insanlarından, çağdaşım olması dolayısıyla daha kolay empati yapabildiğim ve başka bir ülkede ve daha kısa süreli de olsa siyasi danışmanlık vermiş ve siyaset araştırmaları yapan bir kurumda çalışmış biri olarak kendisinde özdeşlikler aradığım Garaudy’yi anacak ve onun dayanışma ve infak hakkındaki görüşlerini yazacağım.

Biyografisini ya da eserlerini birkaç satıra sığdırmamın mümkün olmadığı Garaudy, Sorbonne Üniversitesi ve Moskova Bilimler Akademisi’nden felsefe alanında doktor unvanı aldı. Komünist Parti’de, Parlamento ve Senato’da, akademide ve iletişim sektöründe emek verdi. Ütopyalara inandı ve Fransız Hükûmetinin Hitler’le anlaşmasını protesto ettiği için sürgüne gönderildiği kampta, kamp subayının emirlerine karşı geldiği için kurşuna dizileceği sırada, Müslüman askerlerin ateş etmeyi reddetmeleri üzerine kurtuldu. 1982 yılında 69 yaşında iken Müslüman oldu. Filistin zulmüne sahip çıkması ve Siyonizmi eleştirmesinden dolayı emek verdiği ortamlardan dışlandı, hatta cezalandırıldı. 2012 yılında vefat etti[2].

Garaudy, Müslüman olmadan önce de hayatını inançları ile uyumlu şekilde yaşayan tutarlı bir düşünürdü. Bu hususta kayıtlara geçen bir örnek, Fransa’da Komünist Parti milletvekili olduğu dönemde maaşını partiye vermesi ve kendisine bir fabrika işçisi maaşı verilerek geri kalanının ihtiyaç sahiplerine dağıtılmasını istemesiydi.[3]

 “O her zaman bir iş üzerindedir (Rahman/29)” ayet-i kerimesi Garaudy’nin aktivist ruhuna hitap etti, Müslüman olmasının ardından, düşünürün daha önce de dinamizm ve aktivizm içeren yaşam biçimine, bu ayet, yeni bir niyet kazandırdı. İslam’ın, kendisinde “kadercilik” taşımadığına, aksine insana yeryüzünde Allah’ın iradesini hüküm sürdürme sorumluluğu vererek onu yücelttiğine inandı[4]. Hatıralarında olması gereken İslam’ın bir ütopya olduğunu, ütopyası olmayan dünyanın ve ütopyası bulunmayan hayatın pek bir anlamı kalmayacağını belirtti[5]. Kaderci olmamak, düşünürü daha iyi bir dünya düzeni için araştırmaya ve çalışmaya sevk etmiş olmalıdır ki kitaplarında daha iyi bir düzen için değişim ve dönüşüm önerileri sundu.

Garaudy’nin çalışma konumuz hakkındaki düşüncelerinin birkaç bağlamda ele alınabileceği düşüncesindeyiz. Düşünür ilk olarak ele alacağımız görüşleriyle, dünya genelindeki gelir eşitsizliğini sorgulamış, batılı sistemlerin üretme ve tüketme amacına dayanan bir “büyüme modeli” üzerine kurulu olduğunu kabul ederek bu modeli eleştirmiştir.

İkinci sırada inceleyeceğimiz görüşleriyle düşünür, mülkiyet hakkı açısından Roma hukuku ve İslam hukukunun görüşlerine mukayeseli bir okuma getirmiştir.

Düşünürün üçüncü olarak ele alacağımız görüşleri ise İslam’da gelir adaletinin güvenceleri arasında değerlendirdiği infak ve zekat üzerinedir.

Dünya üzerindeki pekçok inanç sistemini incelemiş olan Garaudy, bu üç önemli tartışmayı, İslam ve Batı düşüncelerinin mukayesesi ile temellendirmeye çalışmıştır.

Garaudy Düşüncesinde İktisadi Sistem

Garaudy, Batı ekonomik düzeninin büyüme anlayışını, “yararlı, yararsız, zararlı veya hatta öldürücü herhangi bir şeyi giderek daha fazla ve giderek daha çabuk üretmekten ibaret”[6] olan bir sistem olarak tanımlar ve toplumda var olan adaletsiz ve eşitsiz dağılımın temel sebepleri arasında görür. Batı tipi büyüme modeli, insanlığı amaçsız bir yaşama sevk etmekte, Batı’nın kültür ve ideolojisi bu modeli haklı çıkarmaya çalışmaktadır. Bu sistem, acımasız bir beşerî ilişkiler anlayışına yol açmakta, sınırsız bir bireyciliğin, ticari şirketler arasında rekabet ve çekişmelerin, şiddet olaylarının vukuuna sebebiyet vermektedir. İnsani amaçlar ve aşkın değerlerden yoksun olan bu anlayış geleceğe ilişkin ümitsizlik doğurmaktadır[7]. 1996 yılında yazdığı İslam Dünyasının Yükseliş ve Çöküşleri isimli eserinin Giriş bölümünde, o günün dünyasında en ayrıcalıklı kesimlerin büyüme modelinin, en yoksun kesimlere iki günde bir Hiroşima’da ölenlere denk sayıda ölüme mal olduğunu belirtir. Her medeniyetin bu dünyanın ekonomi, kültür ve inanç alanına eşit fırsatlarla katkı sunabileceği bir düzen ihtimalini sorgular. Bu düzen için ekonomilerin dönüşümünü ve herkesin bütünle bir olabilmesi için bilinçlerin değişimini zorunlu görür[8].

Dolayısıyla Garaudy’ye göre Batı, teknik boyutta amaçsızca üretmekte, kültürel boyutta rekabet ve çatışma yaratmaktadır. İyi bir düzen ise ekonomilerin, tüm medeniyetlerin her türlü zenginliğini yansıtacağı şekilde dönüşmesi, bilinçlerin, bütün’le var olmayı amaçlayacak şekilde değişmesi ile mümkün olabilir.

İslam ekonomisiyle ilgili görüşleri bu beklentisiyle paraleldir. Garaudy, Taberi’nin Kur’anda namaz ve zekat farzlarının büyük çoğunlukla birlikte anıldıklarına ilişkin tespitine yer vererek, bu durumun Allah’a karşı görevlerin topluma karşı görevlerden ayrılmaz olduğunu ortaya koyduğunu belirtir[9].

Kanaatimizce düşünür, İslami hükümleri mülkiyet ve ekonomik sisteme ilişkin geçmişten gelen perspektifinin etkisiyle değerlendirmiş, İslam inancı da onun bu özgün bakış ve okumasına imkan vermiştir. Bununla birlikte vardığı noktada İslam’ın ekonomi anlayışının kapitalizmle de kollektivizmle de özdeşleşmeyeceğini belirtmiştir. Zira temel karakteristiği, birbirinden ayrılmaz şekilde hem ilahi hem insani olan daha yüce gayelere göre düzenlenmiş olmasıdır.[10] Büyüme modelinde üretim ve tüketim bizzat amaç olduğu halde İslam, aşkın amaçlar doğrultusunda büyümeyi değil dengeyi amaçlar. Aslında tarımsal feodal sistemin karşıtı olan ticari bir uygarlığın özelliklerini taşımasına rağmen, İslam’ın öngördüğü düzen, insanlığın uyanış ve yeniden gelişmesi için gerekli ekonomik ve sosyal koşulları birlikte yaratmaktadır[11].

Bu düşünceleriyle Garaudy insani değerleri, emeği ve ekolojik dengeyi koruyan bir denge ekonomisini savunmuştur. Düşünüre göre İslam’ın ilk yayıldığı dönemlerde vergi sistemi, mülkiyet rejimi ve site örgütlenmesi ile bu mümkün olabilmiştir[12].

Garaudy Düşüncesinde Mülkiyet

Garaudy’nin pekçok eserinde eleştiri konusu ettiği, Roma hukukunda mülkiyet hakkını tanımlayan Jus utendi et abutendi ilkesinin, düşünürün eserlerinin Türkçe çevirilerinde genellikle “kullanma ve kötüye de kullanma” olarak tercüme edildiği görülmüştür.[13] Salih Akdemir tarafından yapılan çeviride ise farklı olarak, ilkenin Türk hukukuna da aktarıldığı gibi “kullanma ve tasarrufta bulunma hakkı” ifadesiyle tercüme edildiği dikkat çekmiştir. Ancak tüm bu çalışmalarda Garaudy, söz konusu ilkede yer alan “tasarrufta bulunma” hakkını olumsuz bir bakış açısıyla değerlendirmiştir. Nitekim Garaudy, söz konusu ilkenin, Napolyon Kodu’nun ve bütün burjuva ekonomik sisteminin temelini oluşturduğunu ifade etmekte, malike gerçek bir “ilahi hak” tanıdığını, sınırsız şekilde mal biriktirilmesine izin verdiğini, mülkiyeti olan her şeyi hiçbir cezaya maruz kalmadan yok edebilmesine imkan sağladığını, bu yok etmenin cemiyeti yaşaması için zaruri olan mallardan mahrum bırakması halinde bile sorumluluğa yol açmadığını ifade etmektedir.[14] Garaudy’ye göre Batı’nın çevreye bakışı da bu ilkeye paralel olarak, tabiat üzerinde de mülkiyet hakkının kabul edildiği, tabiatın, sadece bir doğal kaynaklar deposu ve çöplük olarak görüldüğü, enerjinin azalmasına ve düzensizliğin artmasına katkı sağlayan bir anlayışa yol açmaktadır.[15]

Düşünür İslam’ın mülkiyete ilişkin kabullerinin, Roma hukukunun mülkiyet anlayışı ile taban tabana zıt olduğunu ifade eder.[16] Kur’an-ı Kerim’in pek çok yerinde mülkün Allah’a ait olduğu hususunun “Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır (örneğin Bakara/116)ayeti ile vurgulandığına dikkat çekerek, insanın, ilahi gayeyi hedeflemek kaydıyla, kendisine teslim edilen emanetten sorumlu olduğunu bilerek, hayata sevinç, ahenk ve güç veren ve sonuç itibariyle kendisini Allah’ın Halifesi görevini icra etmeye daha yeterli hale getiren bütün nimetlerden yararlanabileceğini dile getirir[17]. Garaudy’ye göre İslam, mülkiyeti, bir fert, grup ya da devletin hakkı değil, sosyal bir fonksiyon olarak ve bu doğrultuda mülkün sahibi olamayan bireyi, malın yönetiminde sorumlu bir vekil olarak görür[18].

Garaudy’nin çalışmalarında açıkça yer verdiği ve zaman zaman tekrarladığı düşüncelerinde, İslam’ın mülkiyet anlayışına ilişkin bazı temel prensipleri kabul ettiği kanaatindeyiz:  

Öncelikle İslam’da ihtiyaç duyulmayan şeylerin biriktirilmemesi esastır: Kuran, “malı toplayıp onu sayanı (el-Hümeze, 2)”, “cimri olup da kendini yeterli göreni (el-Leyl, 8)”, “toplayıp da saklayanı (el-Mearic, 18)”, “malı taparcasına sevenleri (el-Hicr, 20)” durmadan lanetler. Bu yolla gerçek hırsızlığın, ihtiyaç duyulmayan şeyleri lüzumsuz olarak toplamak olarak görüldüğü bir inanç esası ihdas edilmiştir[19]

Malın israfı ve tahrip edilmesi yasaktır: Garaudy’nin Roma Hukuku’ndaki mülkiyet anlayışının içerdiği tasarruf yetkisini, kötüye kullanma hakkı olarak değerlendirdiği yukarıdaki açıklamalarımızdan anlaşılmaktadır. Düşünür, İslam’ın Roma Hukuku’nda mülkiyet hakkının içerdiği tasarruf yetkisini de benimsemediği görüşündedir. Düşünüre göre mülkün tahrip edilmesi toplumun bu mülkten yoksun bırakılması, israf edilmesi ise Allah ve topluma karşı hırsızlıktır. Garaudy bu noktada Hz. Peygamber’in “İçinde bir adamın aç olduğu her toplumdan Allah korumasını çeker” sözünü aktarır[20]. Dolayısıyla israf ve tahribi, mülkün topluma dönmesini engellediği için reddeder.

Bireysel mülkiyete sınırlı olarak izin verilmiştir: Garaudy’ye göre İslam’da bireysel mülkiyet hakkı, sadece çalışma, miras veya hibe yoluyla elde edilen şeyler için tanınmıştır. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in “Allah, toprağı çalıştırandan başka hiç kimsenin onun maliki olmayacağını buyurmaktadır” hadisi şerifini hatırlatarak emeğin üstünlüğünü vurgular[21].

Allah’ın mülkünün idaresinin meşru prensibi çalışmadır[22]: Düşünüre göre mülkün atıl bırakılmasına izin verilmemiştir. Servetin lüzumsuz yere tahrip edilmesinin günah olması, emeğe saygı prensibini beraberinde getirir[23]. İslam, sadece toprak kölelerinin çalıştığı Hıristiyan Avrupa’nın Ortaçağ’ında, her insandan emeği ile yaşamasını istemiş ve başkalarını çalıştırarak ömür sürdürenleri kınamıştır[24].

Paranın emek sarf edilmeden artırılmasını hedefleyen faiz haramdır. Kur’an’da da yer aldığı üzere alım satım helal, faiz ise haramdır (Bakara/275).

Garaudy, zekat verme zorunluluğu, emeksiz kazanılan parayı ifade eden ribânın yasak olması ve serveti yığıp biriktirmenin kınanmasını İslam’a göre gelir adaletsizliğini engellemenin üç temel güvencesi olarak değerlendirmektedir[25]. Düşünüre göre İslam ekonomisinin bu temel kavramı sayesinde yeni politik yapılar kurulabilmiştir[26].   

Gelir Adaletinin Güvencesi: Zekat

İslam’ın şartlarından biri olan zekat, Garaudy’ye göre “Bütün mülkün Allah’a ait bulunduğunu ve bütün insanların kardeş olduklarını hatırlatan, kişinin servetinin bir kısmından mecburen vazgeçmesi anlamına gelen bir ibadet”[27] tir. Düşünürün çalışmalarında zekat ve sadakanın ayrılmaz şekilde birlikte ele alındığı görülmektedir. Örneğin düşünürün Bakara Suresinin 219. Ayetinde yer alan “Ne sarf edeceklerini sana sorarlar. İhtiyaçlarınızdan artanı verin de” ayeti ile Allah’ın iradesinin apaçık ifade edildiğini belirtirken her türlü infaktan söz ettiği düşünülebilir[28]. “Onları arındırmak ve temize çıkarmak üzere mallarından sadaka al!” (Tevbe, 103) ayeti ve zekat ve sadakanın kime verileceğini gösteren Tevbe Suresi’nin 60. Ayeti de aynı duruma işaret etmektedir: “Sadakalar (zekatlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir”.

Düşünür, yer yer İslam’ın zekata ilişkin esaslarını ayrıca değerlendirmiştir.

Öncelikle Garaudy’nin düşüncesinde zekat, bir vergidir. Bu hususu açıklarken El-Maverdi’nin, servetten, zekat dışında vergi alınmayacağı görüşünü hatırlatır.

Zekat, gelir üzerinden değil, servet üzerinden alınan bir vergidir.[29] Bu niteliği de tarihsel süreçte önemli bir yeniliktir. Nitekim Ortaçağ’da Batı’da sadece topraktan vergi alınmakta iken Haçlı Seferleri sonrasında Araplardan etkilenilmesinden dolayı kişi ve gelirler üzerine vergi ihdas edilmiştir.[30]

Zekatın amacı serveti “temizlemek”tir (Tevbe/103). Bu ayetle kastedilen servetin, herhangi bir şekilde karışan haram maldan zekatla arınacak olmasıdır.

Zekat, malın birikmesini, Kuranî tabirle, malın üst üste yığılmasını engeller[31].

Zekat, üretim araçları hariç tutularak servetin yüzde iki buçuğunun her yıl topluma dönmesini gerektiren bir uygulamadır. Garaudy kaba bir hesapla bu uygulamanın 40 yıl içinde toplam servetin topluma dönmesini sağlayacağını ifade eder. Dolayısıyla düşünüre göre zekat, servetin bir sonraki nesle geçmesini engelleyen, bu yolla özel mülkiyete engel olan bir uygulamadır. Düşünür, bu kural dolayısıyla hiç kimsenin sadece ailesinin mirasıyla geçindiği bir hayat sürdüremeyeceğini, herkesin emeğiyle çalışmak zorunda olduğunu ifade eder[32].

Bugünün İnfak Anlayışı

Garaudy’ye bugünden bakıldığında, onun İslam iktisadını kapitalizm veya kolektivizmin bir alternatifi olarak değil, mülkiyeti “sosyal bir fonksiyon” olarak tanımlayan tamamen özgün bir yol olarak konumlandırdığı görülmektedir. Garaudy, mülkiyet üzerinde sınırsız tasarruf yetkisinin bulunmadığı, mülkün asıl sahibinin Allah olduğu ve insanın sadece bir “vekil” olduğu ilkesini merkeze alır. Bu ilke çerçevesinde düşünüre göre mülk her zaman topluma dönmelidir.

Kavramsal olarak infak, her türlü dayanışma içerikli paylaşımı ifade eder. Garaudy’nin de eserlerinde zekat hükümlerini yorumlarken zaman zaman genel olarak infak üzerine yazdığı anlaşılmaktadır. Zekatı ise teknik bir yorumla ele alarak, bu kurum sayesinde herkesin kendi emeğiyle yaşamak zorunda kalacağını ve sermayenin belirli kişilerde birikmesinin önüne geçileceğini savunur.

İnfak, Roger Garaudy’nin düşünce dünyasında, sadece bireysel bir yardım faaliyeti değil; köklerini ilahi aşkınlıktan alan toplumsal bir direniş ve adalet mekanizmasıdır. İnfak, yoksulluğu hafifletmek üzere vücut bulan bir merhamet göstergesi değildir; bir adalet ilkesidir ve özel mülkiyeti sınırlamaktadır.

Uygulama yönüyle değerlendirildiğinde İslam dininin, ihtiyaç sahiplerine zekat verme yükümlülüğü getirmediği gibi, bu kişilerin fitre vermeme imkanlarını koruduğu görülmektedir. Ancak sadaka, malvarlığını da aşan geniş bir anlama sahiptir ve herkesin sadaka verme imkanı mevcuttur. Dolayısıyla infak, toplum bireylerini birbirleriyle her konuda dayanışmaya sevk eden bir uygulamadır.

Günümüzde, ülkemizde devletin herhangi bir dini benimsememesinin sonucu olarak, zekat, zorunlu değildir. Ancak farklı vergiler düzenlenmiştir ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından infak üzerine bilgilendirici çalışmalar yapılmaktadır. Mevcut düzende Diyanet İşleri Başkanlığı’nın her sene bir fitre asgari sınırı belirlemesi, hukuki açıdan da tartışılması gereken dikkat çekici uygulamadır. Bu uygulamanın, yönlendirici niteliğinden dolayı gelir adaleti açısından sorun arz edebildiği kanaatindeyiz. Kamusal bir zorunluluk arz etmeyen fitrenin asgari sınırı, ülke insanından zorunlu olarak alınan vergi miktarı da düşünüldüğünde, büyük şehirler ve diğerleri arasındaki geçim farkı hesaba katılmadan belirlenen fitreyi, gerçekle bağdaşmayan sembolik bir uygulamaya dönüştürmektedir. Bu tekil uygulama, infak konusundaki bakış açımızın bir yansıması olabileceği için yeniden gözden geçirilmelidir. Nitekim bir hukuk sistemi kendi içinde bütüncül olmalı ve denge taşımalı, inanç eksenli uygulamalar sistemlere sembolik olarak eklemlenerek hybrid ve işlevsiz hale getirilmemelidir. Hem bilinçler hem kurumlar birlikte aynı ideale hizmet etmeli, Garaudy’nin de dediği gibi, dünyanın ve insanın değişeceğine inanılmalıdır.

Kaynaklar

Cemal Aydın, “Roger Garaudy”, DİA, Gözden Geçirilmiş 2. Basım, C. Ek 1, Ankara, s. 463.

Diyanet meali, https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf.

Cemal Aydın, “Roger Garaudy”, DİA, Gözden Geçirilmiş 2. Basım, C. Ek 1, Ankara.

Roger Garaudy, İnsanlığın Medeniyet Destanı, 2. Baskı, Çev.: Cemal Aydın, İstanbul, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 2007.

Mehmet Sulhan, “Roger Garaudy’ye Göre İslam’da Temel İbadetler ile İslam’ın Ana Kaynakları: Kur’an ve Hadis”, Marifetname 12/2 (Aralık 2025).

Roger Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği,Çev.: Cemal Aydın, İstanbul, Pınar Yayınları, 2000

Roger Garaudy, İslâm’ın Vadettikleri, Çev.: Salih Akdemir, 5. Baskı, İstanbul, Pınar Yayınları, 1995

Roger Garaudy, İslam Dünyasının Yükseliş ve Çöküşleri, Çev.: Cemal Aydın, İstanbul, Timaş, 2018.


[1] “Mal toplayan ve onu durmadan sayan, insanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline!” Hümeze/1-3, “Altın ve gümüş biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele!” Tevbe 34. Bkz.: Diyanet meali, https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf.

[2] Cemal Aydın, “Roger Garaudy”, DİA, Gözden Geçirilmiş 2. Basım, C. Ek 1, Ankara. Garaudy’nin yayınlanmış 56 eseri mevcuttur. Bu eserlerin listesi ve bir incelemesi Garaudy’nin İnsanlığın Medeniyet Destanı isimli eserine Cemal Aydın tarafından yapılan çevirinin 197 ve devamı sayfalarında yer almaktadır. Bkz.: Roger Garaudy, İnsanlığın Medeniyet Destanı, 2. Baskı, Çev.: Cemal Aydın, İstanbul, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 2007.

[3] Mehmet Sulhan, “Roger Garaudy’ye Göre İslam’da Temel İbadetler ile İslam’ın Ana Kaynakları: Kur’an ve Hadis”, Marifetname 12/2 (Aralık 2025), 677.

[4] Garaudy, İnsanlığın Medeniyet Destanı, s. 106.

[5] Sulhan, s. 671.

[6] Roger Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği,Çev.: Cemal Aydın, İstanbul, Pınar Yayınları, 2000, s. 117.

[7] Roger Garaudy, İslâm’ın Vadettikleri, Çev.: Salih Akdemir, 5. Baskı, İstanbul, Pınar Yayınları, 1995, s. 14.

[8] Roger Garaudy, İslam Dünyasının Yükseliş ve Çöküşleri, Çev.: Cemal Aydın, İstanbul, Timaş, 2018, s. 13-14.

[9] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 121.

[10] Garaudy, İslamın Vadettikleri, s. 67.

[11] Roger Garaudy & Faik Bercavi, İslamiyet ve Sosyalizm, Çev.: Hasan Erdem, 3. Baskı, İstanbul, Rebeze Kitaplığı, s. 20.

[12] Garaudy & Bercavi, İslâmiyet ve Sosyalizm, s. 22.

[13] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 119. Garaudy & Bercavi, İslâmiyet ve Sosyalizm, s. 24.

[14] Garaudy, İslamın Vadettikleri, s. 64.

[15] Garaudy, İslâm’ın Vadettikleri, s. 14.

[16] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 119. Roger Garaudy &Faik Bercavi, İslamiyet ve Sosyalizm, s. 24.

[17] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 119-120.

[18] Garaudy, İslamın Vadettikleri, s. 64.

[19] Garaudy, İslamın Vadettikleri, s. 64-65.

[20] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 120.

[21] Garaudy, İslamın Vadettikleri, s. 65.

[22] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 120.

[23] Garaudy & Bercavi, İslâmiyet ve Sosyalizm, s. 24.

[24] Garaudy & Bercavi, İslâmiyet ve Sosyalizm, s. 24.

[25] Garaudy, İslam Dünyasının Yükseliş ve Çöküşleri, s. 31-32.

[26] Garaudy & Bercavi, İslâmiyet ve Sosyalizm, s. 24.

[27] Garaudy, İnsanlığın Medeniyet Destanı, s. 104.

[28] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 126.

[29] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 121.

[30] Garaudy & Bercavi, İslâmiyet ve Sosyalizm, s. 22-23.

[31] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 121.

[32] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 121.


[1] Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, s. 121.