Hayatında edindiği prensipleri sıralarken, bunlar arasında diğer insanlara ve çevresine yaptığı iyiliklerin hiçbir zaman boşa gitmediğini ve kendisine çok daha fazla olarak geri döndüğünü belirtti.
Mucahid YILDIZ

”Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe nail olamazsınız.”
Ramazan Bayramı’nda bir Alman ahbabımız bizi ziyarete geldi. Kendisine baklava türü ceviz sarma ikram ettik. Diyette olduğunu söyledi, ancak dayanamayıp tadına bakmak istedi. Bir iki derken beşi buldu. Afiyet şifa olsun. Sohbetimiz, niçin Ramazan Bayramı kutlanıyor, başka hangi bayramlarımız var sorularına cevap vermek suretiyle devam ediyordu. Kurban Bayramı’nı da hasbelkader anlatırken, Hz. İbrahim a.s.’ın Allah için yapması gereken fedakarlıkların en hassası olan canından da çok sevdiği evladını, Hz. İsmail a.s.’ı kurban etmeye hazır olduğundan bahsettik.
Alman dostumuz, kendisinin kâinatın bir yaratıcısı olduğuna inandığını, ancak bir Katolik olarak kendisine İncil’den anlatılanların çelişkilerle dolu olduğunu söyledi. Bu yüzden bütün dinlerin üstünde bir inanca sahip olduğunu, İslam’ın da bu dinler arasında yer aldığını söyledi. Aslında İslam hakkında en ufak bir bilgisi olmadığı aşikardı. Zira batıda İslam’a karşı yapılan menfi yayınlar dolayısıyla araştırma zahmetine bile girmediği belliydi.
Hayatında edindiği prensipleri sıralarken, bunlar arasında diğer insanlara ve çevresine yaptığı iyiliklerin hiçbir zaman boşa gitmediğini ve kendisine çok daha fazla olarak geri döndüğünü belirtti. Sahip olduğu değerleri anlattıkça, biz de kendisine bu söylediklerinin tamamının İslam’ın temel prensiplerini teşkil ettiğini, onun dinler üstü olarak kabul ettiği bu inancın İslam’dan gayrı başka bir şey olmadığını bildirdik. Ve İslam’ın Hz. Muhammed s.a.v. efendimize bütün dinleri tamamlamak üzere geldiğini ifade ettik.
Burada gayet açık bir şekilde görülmektedir ki, insandaki infak etme hissiyatı yaratılışının bir gereğidir. Yani insanlığın belirginleşmesinin en bariz halidir infak etmek. İnfak Arapça aslı itibariyle malumdur ki, harcamak, tüketmek manalarını taşıyor. Kuran’daki ifadesiyle Allah rızası için vermektir. Bu arada şuna da acizane dikkat çekmek isterim; memleketimizde lisanımıza yapılan ağır darbeler, insanlarımızın Kur’an kaynaklı birçok kelimeyi unutmalarına ve böylece hayatlarından uzaklaştırmalarına sebep olmaktadır. Maalesef bu lisan cinayetine bizim taraftakiler de farkında olmadan ya da olarak ortak olmaktadırlar.
İnfak insanın yalnızca malıyla yapabileceği bir güzel ibadetten ibaret değildir. Başkalarına güler yüz göstermek, yolda insanlara ve tüm canlılara mâni olabilecek onlara eziyet verebilecek bir engeli bertaraf etmek de infaktır.
Orman yangınında susuz kalmış bir yılana su veren itfaiyeci kardeşimiz infak etmektedir. Çöplerden kâğıt toplayan bir kardeşimizin iki tekerlekli arabasıyla bayırı çıkmakta zorlandığında yardımına koşan kişi, Allah rızası için infak etmektedir. Ve bunun gibi sayabileceğimiz çok güzel misaller mevcuttur.
En zor yapılan infak ise bir insanın, ‘mal canın yongasıdır’ sözüne mağlup olmadan ihtiyaç sahiplerine sevdiği şeylerin en âlâsından verebilmesidir. Muhakkak bu ibadetler değeri nispetinde Cenab-ı Mevlamız tarafından takdir edildiği surette mükafatlandırılacaktır. Bu fedakarlığı yapabilenler hem dünyada hem de cennette iyiliğe nail olanlardır.
Alman ahbabımızla sohbetimizde kurban konusunu işlerken, buralarda et yüzü görmeyen olmadığından kurban bedellerimizi ihtiyaç sahiplerinin yaşadığı ülkelere gönderdiğimizden bahsettik. O da kendi yaptığı bağışları asla herhangi bir kurum aracılığıyla göndermediğini söyledi. Zira batıdaki bu tür yardım kurumlarının idari masraflar adı altında, toplanan yardımların yarısına yakınını kendi kasalarına aktardıkları söylenmektedir. Kızılhaç, Caritas gibi Almanya’daki yardım kuruluşları, resmî açıklamalarında ise topladıkları bağışların en fazla yüzde 15’ini idari masraflara harcadıklarını bildiriyorlar.
Şayet insanlar yaptıkları yardımları, infakı birtakım yardım müesseseleri vasıtasıyla yapıyorlarsa, verdikleri sadakaların, zekât ve kurbanların nasıl nereye gittiğini titizlikle takip etmeleri şarttır. “Saldım çayıra, Mevlam kayıra” umursamazlığı ile hareket etmek büyük bir gaflettir.
Rabbim cümlemizin her türlü infakını kabul eylesin, sevdiğimiz şeylerden feragat edebilen bahtiyar kullarından eylesin. Vesselam.
