Esma binti Ebu Bekir (Radıyallahü anhüma)
Efendimizin (s.a.v) halasının oğlu Zübeyr b. Avvâm ile evlenmiş ve ondan Abdullah, Urve, Münzir, Asım ve Muhacir adlarında beş erkek; Hadîcetü’l-kübrâ, Ümmü’l-Hasan ve Âişe adlarında üç kız çocuğu dünyaya getirmiştir. Kocası Zübeyir, Mekke devrinin sıkıntılı günlerinde Habeşistan’a hicret etmişse de Esma’nın bu hicrete katıldığına dair bir rivayete rastlanmamaktadır.
Ahmet POÇANOĞLU
Emekli Konya İl Müftüsü

31. HADİS
حديث أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِى بَكْرٍ – رضى الله عنهما – قَالَتْ: قَالَ النَّبِىُّ -صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ-: «إِنِّى عَلَى الْحَوْضِ حَتَّى أَنْظُرُ مَنْ يَرِدُ عَلَىَّ مِنْكُمْ، وَسَيُؤْخَذُ نَاسٌ دُونِى فَأَقُولُ: يَا رَبِّ مِنِّى وَمِنْ أُمَّتِى فَيُقَالُ: هَلْ شَعَرْتَ مَا عَمِلُوا بَعْدَكَ وَاللَّهِ مَا بَرِحُوا يَرْجِعُونَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ»؟ فأقُولُ: سُحْقًا سُحْقًا لِمَن بَدَّلَ بَعْدِي فَكَانَ ابْنُ أَبِى مُلَيْكَةَ يَقُولُ: اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ أَنْ نَرْجِعَ عَلَى أَعْقَابِنَا أَوْ نُفْتَنَ عَنْدِينِنَا
Esma binti Ebu Bekir (Radıyallahü anhüma) hadisi
Rasulullah (s.a.v) şöyle dedi: Ben havuz başında olacağım hatta sizden bana gelmekte olanları gözetlerken benim önümde birtakım insanlar yakalanacak. Bunun üzerine ben “Ya Rab (Onlar) benden ve benim ümmetimdendir” derim. Bana “Sen onların senden sonra neler yaptıklarını biliyor musun? Vallahi onlar senden sonra ayak topukları üzerine dönmekten hiç mi hiç vazgeçmediler” denilir. Ben de “Benden sonra yolunu değiştiren uzak olsun, uzak olsun! diyeceğim”.
Bu hadisi Esma’dan (r. anha) rivayet eden Abdullah bin Ebu Müleyke şöyle derdi: Ya Rabbi! Topuklarımız üzerine dönmekten yahut dinimizde fitnelere uğratılmamızdan sana sığınırız.
(Buhari:6592, Müslim:2293)
Bu Hadisten Öğrendiklerimiz
“Muhakkak biz sana Kevser’i verdik.” ayetiyle Rasulullah’a (s.a.v) verilen Kevser, kelime olarak çoklukta ifratı -mübalağayı- ifade eder. Kelime Arapçada iyilik ve güzellikteki çokluğu ve bolluğu anlatmaktadır.
Kevser’e, “Hz. Peygamber’e cennette bahşedilen nehir” anlamı verildiği gibi daha yaygın olarak kelime, Rasulullah’a lütfedilen nübüvvet, hikmet, ilim, ümmetin çokluğu, tevhit, manevi nimetler şeklinde de tefsir edilmiştir. Aynı zamanda Kevser, Hz. Peygamber’e (s.a.v) özel olarak cennette verilmiş bir nehirdir. Öyle bir nehir ki bütün cennet ırmakları kendisinden doğan büyük bir nehri ifade etmektedir.
“Kevser, cennette bir nehirdir ve iki kıyısı altındandır. Suyu, inci ve yakutlar üzerinde akar. O suyun rengi sütten/ kardan daha beyaz ve baldan daha tatlıdır” (Sünen-i İbn-i Mâce, Zühd, 39)
Kevser hakkında bir diğer görüş, O’nun cennette bir havuz olduğu görüşüdür. Nitekim bu hususta Hz. Peygamber’in “Kevser, kıyamet günü ümmetimin kendisine doğru geldiği ve kaplarının sayısı gökteki yıldızların sayısı kadar olan bir havuzdur…” (Müslim, Salat, 53) hadisi de buna delalet eder. Kevser’in bir havuz olması, onun bir nehir olduğuna dair rivayetlerle bir arada değerlendirildiğinde, söz konusu nehirlerin bu havuza döküldüğü veya bu nehirlerin o havuzdan doğup akıp gittiği şeklinde düşünülebilir.
Naslara baktığımızda öyle bir havuz görürüz ki, “Kokusu miskten daha hoştur”, “Baldan daha tatlıdır”, “Suyu kardan daha soğuktur”, “Bardakları da gökyüzünün yıldızları gibi çoktur”, “Muhakkak ki o havuzda semanın yıldızları sayısınca ibrikler vardır”, “Her kim ondan içerse, o kimse artık ebediyen susamaz”, “İki tarafında inciden oyulmuş kubbeler vardır”, “Kevser, Allah Teala’nın ona (Rasulüne) ihsan buyurmuş olduğu çok hayırdır. Birçok kimse, Kevser’in cennette bir nehir olduğunu söyleseler de cennetteki o nehir de Allah Teala’nın ona ihsan buyurduğu hayırdandır.”, “…cennette bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır…” (Muhammed Suresi: 15) ayetinin tefsirinde de Kevser’e dair değerlendirmeleri görmekteyiz.
Rasulullah (s.a.v) “Havuzun başına bizden önce varacak olan öncümüzdür.”, “Bizim hak yolundaki hizmetlerinize şehadet edecektir”, “Bizi abdestten dolayı yüzlerimizin nuru, el ve ayaklarımızın parlaklığından tanıyacaktır”.
Havuzun başına ilk gelecek kişilerin nitelikleri hakkında farklı rivayetler mevcuttur. Bazılarına göre bunlar dünyada sıkıntılı bir hayat geçirmiş olan fakir muhacirlerdir. Diğer rivayetlere göre ise havuzun başına ilk gelecek insanlar Ensar topluluğu ile Kur’ân ve Sünnet’e bağlı olanlardır.
Rasulullah (s.a.v) efendimiz, “Bunlar benim ümmetimdendir” dediği halde kendisine, “Sen onların senden sonra neler yaptığını bilmezdin…” diye anılanlara veya Rasullulah’ın “Muhakkak ben havuzumdan birtakım adamları develerin yanından yabancı deve kovar gibi koyacağım.” dediği havuzun başından kovulanlara gelince hakikaten küfre dönen mürtedlerdir. İslam’dan değil de istikâmetten dönmüş asi mürtedelerdir de denilmiştir. Bunlar salih amelleri kötülüklerle değişenlerdir ve bid’atler çıkaranlardır. Zira Allah’ın dininde bid’at çıkaranlar, kendilerini Allah’a ortak ve benzer yapan kişidir. Çünkü Şâri ile beraber şeriat koyup ihtilafa kapı açmaktadırlar. Resulullah’ın (s.a.v) ardından dinde bidat çıkaranlar, zulümde ileri gidenler, haksız yere mal yiyenler, büyük günahları açıkça işleyenler, yabancı develerin sürüden kovulduğu gibi Kevser havuzundan kovulacak olanlardır. İslam ümmeti, tarih boyunca O havuzun çevresinde birleşme umudu ve özlemiyle var olmuş, Allah yolunda malını ve canını harcamıştır. İşte bu sebeple hadisin ravisi Ebu Müleyke, “Ya Rabbi! Topuklarımız üzerine dönmekten yahut dinimizde fitnelere uğratılmamızdan sana sığınırız.” dua etmiştir. Biz de hem Ebu Müleyke gibi hem de Resulullah (s.a.v) dua ettiği gibi Kevser havuzunda birlikte olmak umudu ve özlemiyle “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!” diye dua edelim.
ESMA BİNT-İ EBÛ BEKİR (Radıyallahü anha) أسماء بنت أبي بكر
İslam dinine Hz. Ebu Bekir ve ailesinin çok önemli hizmetleri olmuştur. İşte onlardan bir tanesi de Esma’dır (r. anha). Tam ismi Esma bint-i Abdullah Ebu Bekir es-Slddîk İbn-i Ebû Kuhâfe Osman bin Âmir bin Amr bin Ka’b bin Sa’d bin Teym bin Mürre bin Ka’b bin Lüeyy bin Gâlip’tir.
Hicretten yirmi yedi yıl önce, Hz. Peygamber’in bi’setinden 17 yıl önce Mekke’de doğdu. Esma doğduğunda babası Hz. Ebu Bekir 21 yaşındaydı. Annesi Kuteyle (Katle) bint-i Abdüluzzâ’nın sonraları Müslüman olduğu sanılmaktadır. On yaş büyük olduğu Hz. Âişe ile baba bir kardeş, Abdullah İbn-i Ebu Bekir’in ise öz kız kardeşidir. Esma (r. anha) ilk Müslümanlar içinde on sekizinci sırada yer almaktadır. Efendimizin (s.a.v) halasının oğlu Zübeyr b. Avvâm ile evlenmiş ve ondan Abdullah, Urve, Münzir, Asım ve Muhacir adlarında beş erkek; Hadîcetü’l-kübrâ, Ümmü’l-Hasan ve Âişe adlarında üç kız çocuğu dünyaya getirmiştir. Kocası Zübeyir, Mekke devrinin sıkıntılı günlerinde Habeşistan’a hicret etmişse de Esma’nın bu hicrete katıldığına dair bir rivayete rastlanmamaktadır.
Peygamberimize (s.a.v) hicret izni verilince Hz. Ebu Bekir’in evine gitmiş, hicret edeceğini söylemiş ve kendisinin de yanında olacağını müjdelemişti. Hz. Esma da oradaydı. Babasının hicret gibi mühim bir hadisede peygamberimizle birlikte olacağını öğrenince; hemen harekete geçmiş, peygamberimizle babasına yol azığı hazırlanmasına yardımcı olmuştur. Gerekli azık hazırlanmış. Fakat azık torbasını ve su kabını bağlamak için bir ip bulunamamıştı. Hz. Esma hemen belindeki kuşağını çıkarıp, ortadan iki parçaya ayırmış, bir parçasıyla yemek kabının, diğeriyle de su kabının ağzını bağlamıştı. Peygamberimiz (s.a.v), Esma’nın bu samimi davranışı sebebiyle; bir müjde verdi, “Ey Esma, sana cennette iki kuşak verilecek.” buyurdu. Onun için kendisine “İki Kemer Sahibi” yahut “İki Kuşaklı” manasında “Zat’ün-Nitakayn” denmiştir. Peygamber (s.a.v) ve Hz. Ebu Bekir’in üç gün saklandıkları Sevr mağarasına geceleri yemek ve şehirdeki haberleri götürenlerden birisinin de ismi Esma’dır (r. anha).
Hicret sırasında Rasulullah ile Hz. Ebu Bekir evden ayrıldıktan sonra aralarında Ebû Cehil’in de bulunduğu Kureyşli bir grup eve gelerek Esma’ya babasının nerede olduğunu sormuş, “bilmiyorum” diye cevap vermesi üzerine Ebu Cehil ona bir tokat vurmuş, bu sebeple de küpeleri yere düşmüştür.
Hz. Peygamber ile Ebu Bekir Medine’ye ulaştıktan bir müddet sonra Mekke’ye adam göndererek her iki ailenin de orada kalan fertlerini Medine’ye getirtmişlerdir. Bu sırada hamile olan Esma çetin bir yolculuktan sonra Kuba’ya vardıklarında Abdullah b. Zübeyr’i dünyaya getirmiş, muhacirlerin Medine’de doğan bu ilk çocukları Müslümanları çok sevindirmiştir. Zira Yahudilerin, Medine’ye göç eden Müslümanlara büyü yaptıkları ve bir daha çocuklarının olmayacağı, böylece nesillerinin tükeneceği yolunda bir söylentiyi yaymalarının ardından Abdullah’ın doğması bu söylentinin doğru olmadığını ortaya koymuştur.
Esma bint-i Ebu Bekir, oğlu Abdullah’ın doğumunu şöyle anlatır: Mekke’de oğlum Abdullah’a hamile kalmıştım. Doğum yaklaşmıştı ki Mekke’den Medine’ye hicret ettim, Kuba’ya indim. Abdullah’ı orada dünyaya getirdim. Doğunca, bebeği alıp Rasulullah’a (s.a.v) götürdüm, kucağına bıraktım. Rasulullah (s.a.v) bir hurma istedi, ağzında çiğneyerek ezdikten
sonra, çocuğun ağzına verdi. Abdullah’ın midesine ilk inen şey Rasulullah’ın (s.a.v) mübarek ağzından idi. Sonra (yumuşattığı o) hurma ile çocuğun damağını ovdu, hakkında bereketle dua etti ve Abdullah ismini verdi.”
Elimizdeki kaynaklarda, Esma’nın kocası Zübeyr ile Yermuk Savaşı’na katlılığını bildirmektedir. Bu savaşta İslâm ordusu içinde kadınların da bulunduğu ve ordunun arka tarafında bir tepe üzerinde mevzilenmiş olan bu kadınların kılıç kullanmak suretiyle savaşa iştirak ettikleri, hatta bu hususta erkeklerle yarıştıkları bilinmektedir.
Tefsirlerde Hz. Esma’nın yaşadığı bir olay sonrasında Müntehine Suresi’nin 8. ayetinin nüzul sebebi olarak şu hadise zikredilir:
“Resulullah (s.a.v) antlaşma yaptıktan sonra müşrik olarak Kureyş’in koruması altında bulunan annem beni arzu ederek görmeye gelmişti. Onunla ilgilenip iltifat göstereyim mi, diye Resulullah’a sordum. Bunun üzerine Allah (cc),
لَا يَنْهٰيكُمُ اللّٰهُ عَنِ الَّذٖينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدّٖينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ اَنْ تَـبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُٓوا اِلَيْهِمْؕ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطٖينَ
‘Allah, din konusunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlarla iyi ilişkiler içinde olmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Allah adaletli olanları elbette sever.’ ayetini indirdi ve Rasulullah da (s.a.v) bana ‘Evet ona sıla et yani alâkadar ol, iltifat ve ihsan eyle.’ buyurdu.”
Esma çok cesur bir hanımdı; Haccâc karşısında yenilgiye uğramak üzere olduğu günlerde teslim olup olmama hususunda fikrine başvuran oğlu Abdullah’a 100 yaşlarında olmasına rağmen bütün liderlere ve liderlik iddiasında bulunanlara örnek olan şu tavsiyelerde bulundu:
Evlâdım, şerefinle yaşa, izzetinle öl, fakat kesinlikle esir düşme! Sen kendini daha iyi bilirsin. Eğer doğru yolda olduğuna ve ona davet ettiğine inanıyorsan yolunda devam et. Çünkü bütün taraftarların bu uğurda öldü. Benî Ümeyye oğlanlarının boynunla oynamalarına izin verme. Şayet bütün bunları dünya için yapıyorsan sen ne kötü bir kulsun. Bu takdirde kendini de birlikte çarpıştıklarını da helâk ettin demektir. Ancak doğru yolda olduğunu, fakat taraftarlarının desteğini çekmesi yüzünden zayıf düştüğünü mazeret olarak ileri sürüyorsan bu ne hür insanların ne de din ehlinin yapacağı bir iştir. Allah aşkına dünyada daha ne kadar kalacaksın? Bu durumda ölüm daha güzeldir.
Esma bint-i Ebu Bekir, oğlunun 14 Cemâziyelevvel 73’te (1 Ekim 692) öldürülmesinden birkaç gün sonra Mekke’de vefat etti. Kadın muhacirler içinde en son vefat eden sahabi olarak bilinen Hz. Esma’nın ileri yaşlarında gözüne perde inmişse de akli dengesi hiç bozulmamış ve dişleri bile dökülmemiştir.
Esma (r. anha) Rasulullah’tan (s.a.v) 58 hadis rivayet etmiş; hadislerin 5’i sadece Buhari’de, 4’ü Müslim’de, 13’ü ise hem Buhari hem Müslim’de yer almıştır.
