Sosyal Adalet ve Yoksulluk

Sosyal adalet gereği insan, hayvanlara eziyet etmemeli; onlara merhamet ederek korumalı, ekolojik dengeyi bozmamalı, yaşadığı çevreyi kendi evi gibi temiz tutmalı ve korumalıdır. Tabii ki bütün bunlar bireyin tek başına başarabileceği şeyler değildir. Bunun için eğitim-öğretimin icra edildiği resmi ve gayri resmi her platformda sosyal adalet ve toplumsal duyarlılık bilinci geliştirilmeli ve bu minval üzere en üst perdeden çalışmalar yapılmalıdır.

Özkan KERİMOĞLU

Dr., Gümüşhane Üni.

Bütün ilahi, beşeri dinlerde, siyasi, ekonomik ve felsefi sistemlerde temel amaçlardan biri insanın mutluluğu meselesidir. İnsanı ve onun mutluluğunu önceleyen sistemler, bu konuda gerekli tedbirleri kendi önceliklerine göre almaya gayret etmişlerdir. İnsanın mutluluğuna katkı sağlayan ve onu engelleyen faktörler tespit edilerek genel hatlarıyla ilkeler belirlenmiş; bu doğrultuda akademik çalışmalar ve yasal düzenlemeler yapılmıştır. İnsanın mutluluğuna doğrudan etki eden temel faktörlerin başında, hiç şüphesiz ki ekonomi gelmektedir. Gelir dağılımı, alım gücü, refah seviyesi, temel ihtiyaçların karşılanması, fakirlik ve yoksulluk sınırı, geçim sıkıntısı gibi ifadeler günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir. İnsanın mutluluğunu ekonomi kadar etkileyen bir başka konu da adalet, yani sosyal adalet meselesidir.

Yüce Allah, insanın da içinde yaşayıp varlığını devam ettirdiği ve bir parçası olduğu bu kâinatı belli bir denge ve ölçü dahilinde yaratmıştır. Adetullah/Sünnetullah diye isimlendirilen nizamı bozmadan ve belirlenen kurallara uygun yaşamak dünya ve ahiret saadeti için en temel ön şarttır. İnsan, kendisiyle, hemcinsleriyle, çevre ve hayvanlarla uyumlu yaşamak zorunda olan bir varlıktır. Müesses nizamı kendi şahsi menfaat ve çıkarı için bozmaya kalktığı her hamle; düzensizliği, kaos ve kargaşayı, adaletsizliği, yoksulluğu ve dolayısıyla mutsuzluğu meydana getirecektir. Bu gerek bireysel gerek toplumsal gerekse uluslararası ilişkilerde geçerlidir ve bugün canlı örneği fazlasıyla, maalesef yaşanmaktadır.

Aslında bugün insanoğlunun yaşamış olduğu birçok olumsuz şeyin temelinde Allah’ın evrenin yaratılışında koyduğu düzenin ifsat edilmesi; kişisel, bölgesel, ulusal açgözlülükler, doymak ve kanaat bilmeyen hırsların, arzuların kontrol edilememesi vardır. Ulusal ve uluslararası arenada siyasi, ekonomik, sosyal hedefler belirlenirken hakkaniyet ve adalet duygusunun hesaba katılmaması, yaşanan bu kaosun temel nedenleri arasında yer almaktadır. Hâlbuki sosyal adaletin sağlanmasında; hakkaniyet, acıma, merhamet, dayanışma, paylaşma, adalet, birlik-beraberlik, sorumluluk, hesap verebilirlik, dürüstlük gibi faziletlerin aktif bir şekilde tatbiki olmazsa olmaz şartlardandır.

Sosyal adalet duygusu, insanın kendi iç dünyasından dış âlemdeki en uç mecraya duyarlı yolculuğu ve sorumluluğu ihtiva etmektedir. İnsanın kendi nefsinin ve bedeninin meşru isteklerini karşılaması sosyal adalet kavramının bir gereği olduğu gibi, ailesinin ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılaması da bu duygunun gereğidir. Aynı şekilde elinin ulaşabildiği ve gücünün yettiği ölçüde; dinine, ırkına, coğrafyasına, diline, teninin rengine bakmaksızın ihtiyaç sahibi bütün insanlara acıması, merhamet etmesi, yardım etmesi, zayıfı, yetimi gözetmesi de bu duygunun gereğidir.

Sosyal adalet gereği insan, hayvanlara eziyet etmemeli; onlara merhamet ederek korumalı, ekolojik dengeyi bozmamalı, yaşadığı çevreyi kendi evi gibi temiz tutmalı ve korumalıdır. Tabii ki bütün bunlar bireyin tek başına başarabileceği şeyler değildir. Bunun için eğitim-öğretimin icra edildiği resmi ve gayriresmi her platformda sosyal adalet ve toplumsal duyarlılık bilinci geliştirilmeli ve bu minval üzere en üst perdeden çalışmalar yapılmalıdır.

İnsanlığın sosyal adalete, yardımlaşma ve dayanışma erdemlerine duyduğu ihtiyaç en güçlü şekilde dile getirilmelidir. Sosyal adaletsizliğin bariz sonucu gibi duran yoksullukla, açlık ve sefaletle mücadele de aynı şekilde gündeme daha güçlü şekilde taşınmalı ve “farkındalık” oluşturulmalıdır; ancak bu, reklamlarda, afişlerde, seminer salonlarında kalmamalı, tatbik edilmeli, fiiliyata dökülmelidir.

Bu konuda dini metinlerden de istifade edilmelidir. Çünkü dini metinlerde gerek sosyal adaletin tesisi gerekse yoksulluğun ortadan kaldırılması ve bu durumda olanlara yardım edilmesi ile ilgili emir ve tavsiyeler söz konusudur. Sosyal adaletin tesisi ve yoksulluğun azaltılması, mümkünse ortadan kaldırılması için çok ciddi ulusal ve uluslararası, resmi-gayriresmi güçlü bir toplumsal dayanışmaya ihtiyaç vardır. Zira sosyal adalet alanındaki başarı, yoksulluğun azalmasına; sosyal adaletin sahadaki başarısızlığı ve zayıflığı ise yoksulluğun artmasına sebeptir.

Aslında yeryüzü toplumlarında, özellikle siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik bakımdan gelişimini tamamlayamamış, eğitim ve kültür alanında yetkinliğe ulaşamamış, bu alanlarda güdülenmeye ve dış müdahaleye açık toplumlarda —güncel söylemle— gelişmemiş, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal adaletsizlik ve yoksulluğun daha derin bir problem olduğu bilinmektedir. Bu problemin ana öznesi yukarıda da ifade edildiği gibi; hakkına razı olmayan, kural ve kaide dinlemeyen, ahlaki öğütleri ve yasal düzenlemeleri dikkate almayan ve gereğini yapmayan insandır.

Kâinatın nizamına uymayan, karada, denizde havada düzeni kendi eliyle bozan; haksızlığı, hırsızlığı, adaletsizliği, yalanı, vefasızlığı yapan insandır. Yardımlaşma, merhamet, adalet, sevgi, saygı, şefkat, yoksula, düşküne yardım azalmışsa, bunun sorumlusu insan, yani biziz.

Bu problemlerin çözümü için Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’den birkaç örnekle yazımı sonlandırmak istiyorum. Sosyal dayanışma, sosyal adaletin canlandırılması ve yoksulluğun azaltılması için Kur’an’ın önerdiği ekonomik çözümler: zekât, infak, sadaka… Hakkıyla uygulanırsa, sorunun çözümüne ciddi katkı sağlayacaktır. Hakkıyla uygulanmaz da “mış gibi” yapılırsa sosyal adaletsizlik de yoksulluk da devam eder, günümüzde olduğu gibi.

Şu ayetleri gerçek manada anlar ve uygularsak, en azından Müslümanların yaşadığı bölgelerde sorunun çözümüne ciddi katkı sunacaktır:

“Onların mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen kişiler için hak vardır.” (Zâriyât/19)

“İnsanların elleriyle kazandıkları (yaptıkları) yüzünden karada ve denizde bozulma meydana geldi.” (Rûm/41)

“Onlar mallarında açıktan isteyen ve açıktan istemeyen için bilinen bir hak bulunanlardır.” (Meâric/24-25)

“Sadakalar Allah’tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere… mahsustur.” (Tevbe/60)

“İyiliğin karşılığı iyilikten başka nedir ki!” (Rahmân/60)

“Ey iman edenler! Adaleti (titizlikle) ayakta tutan, kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kişiler olun! (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin de fakir de olsalar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Adaletten sapma konusunda arzularınıza uymayın! (Şahitliği) eğip büker (doğru şahitlik etmez) veya şahitlik etmekten kaçınırsanız, (bilin ki) şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa/135).

Adaleti ve yoksullara yardımı teşvik eden, tavsiye ve emreden daha pek çok Kur’anî ilke buraya yazılabilir. Bu ilahi emirlerin gereği titizlikle ve bilinçli kul sorumluluğuyla eda edilirse, sorunun çözümüne ciddi anlamda katkısı olacaktır. Adaletsizliğin son bulduğu, en azından olabildiğince minimize edildiği, aç-susuz insanın olmadığı bir dünya hayal değil diye ümitlenmek istiyorum; varlıklı (herkesin gücü oranında), duyarlı insanların, Müslümanların temiz vicdanına güvenerek…