Amerikan kaynaklı birçok yeni uydurulan ritüellerle insanlar, geçmişteki geleneklerinden ve âdetlerinden uzaklaştırıldılar. Bu durum günümüzde de tüm hızıyla devam ediyor. Doğum günü, ölüm günü, sevgilileri günü, anneler günü, babalar günü, yılbaşı kutlamaları vs. ile insanlar mütemadiyen meşgul edilmektedir. Bir tür “cambaza baktırma” taktiğiyle, insanların ekseriyetinin adalet, hürriyet ve eşitlik gibi konulara hemen hiç kafa yormamaları sağlanıyor.
Mucahid YILDIZ

Yakın tarihimiz göstermektedir ki, Avrupa ve Amerika kıtalarını kastederek sözünü ettiğimiz Batı, Sanayi Devrimi ile birlikte maddi anlamda çok hızlı bir ilerleme kaydetmiştir. Ancak defaatle te’kid etmek gereken gerçek şudur; insanlığın huzur ve mutluluğunu sağlayan yalnızca teknolojik gelişmeler ve maddi refah seviyesinin yükselmesi değildir. Elbette insanların maddi ihtiyaçları vardır ve bunları karşılamak için çalışmak, gayret etmek gerekmektedir. ‘Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak’ anlayışı tam da bu dengeyi ifade eder. Çünkü insanın ruh alemini ifade eden manevi hayat, maddi ihtiyaçların çok daha üstünde bir yer almaktadır.
Batı, 18. yüzyıldan sonra yaşadığı teknolojik gelişimlerle birlikte maddi açıdan büyük ilerleme kaydetmiş olsa da hayatın manevi tarafını ihmal etmekle çok büyük ve acı bir hata yaptı. Halen de çoğunluğunun bu hatanın farkında olmadığı kanaatindeyim. Birinci ve İkinci ‘Dünya’ savaşı adını verdikleri ve milyonlarca insanın hayatını kaybettiği çok kanlı iki savaştan sonra, Batı’daki manevi çöküşün çok daha büyük boyutlara ulaştığını görmekteyiz.
Bu yıl, Almanya’nın bir tarafta ABD’ye, diğer tarafta ise sabık Sovyetler Birliği’ne teslim oluşunun 80. sene-i devriyesidir. Ülkeyi baştan başa işgal eden Amerikalılar ve Ruslarla birlikte Batı’da İngilizler, Belçikalılar ve Fransızlar; doğuda yalnızca Ruslar söz sahibi, batıda ise Amerikalılardı.
Her iki işgal gücü de, bulundukları yerlerde özellikle savunmasız kalan kadınlara tecavüz ederek büyük zulümler yaptıkları halde, bu korkunç saldırılarını hiçbir zaman geniş kitlelere duyurmadılar. Halk arasında duyanların da başkalarına anlatmalarına çeşitli yollarla mani oldular. Böylece savaş sonrası nesil, Doğu’da Rusları, Batı’da ise Amerikalıları birer kurtarıcı gibi görüyorlardı.
Almanya’ya ilk geldiğim yıllarda bir gazetede okuduğum makalede, savaş sonrası Amerikan askerlerinin evlerin bodrumlarında çok sayıda kadın tecavüz ettikleri yazılıydı. Yıllar sonra yaşadığım yere yakın bir camide, ‘açık kapı günü’ diye ifade edilen bir günde yaşlı bir Alman kadınla küçük bir sohbetimiz oldu. Yaşı gereği, zannediyorum, savaş sona erdiği yıllarda bu kadın daha çok küçük bir çocuktu. Kendisine okuduğum o makaleden söz ettiğimde, bana itiraz ederek asla böyle bir şey yaşanmadığını, aksine Amerikalıların kendilerine çok iyi muamele ettiklerini iddia etti. Yalnızca Doğu Berlin’de, halkın Sovyetlere bağlı Müslüman tatar askerler tarafından acımasızca dövüldüğünü duyduğunu söyledi.
Buradan anlaşılıyor ki, her iki işgalci güç, yaptıkları zulmü saklamayı başarmış, hatta bir kısmını da Müslümanlara mâl etmişlerdi. Neticede, her ne emrettilerse seve seve yerine getirecek bir nesil yetiştirilmişti. Batı dünyasında ve genelde e tüm dünyada, Osmanlı’nın yıkılmasından sonra insanları dinden ve ahlaktan uzaklaştırmak hızlanmıştı. Bu süreç 2. Dünya Savaşı’ndan sonra daha da hız kazandı.
Amerikan kaynaklı birçok yeni uydurulan ritüellerle insanlar, geçmişteki geleneklerinden ve âdetlerinden uzaklaştırıldılar. Bu durum günümüzde de tüm hızıyla devam ediyor. Doğum günü, ölüm günü, sevgilileri günü, anneler günü, babalar günü, yılbaşı kutlamaları vs. ile insanlar mütemadiyen meşgul edilmektedir. Bir tür “cambaza baktırma” taktiğiyle, insanların ekseriyetinin adalet, hürriyet ve eşitlik gibi konulara hemen hiç kafa yormamaları sağlanıyor.
Şahsen şahid olduğum Alman toplumunda yaşayan insanlardan örnek vereyim. Çoğunun bütün derdi, günlük hayatını yaşamak; kendilerine adeta bir din gibi benimsetilen ritüellerle vakitlerini geçirmek ve yılda bir sefer 3 hafta tatil yapmak gibi dünyevi meşgalelerden başka hiçbir soruya cevap aramadıklarını görüyoruz.
Kanaatimce aynı maksatlarla, insanları daha çok mâlaa yani işlerle uğraştırmak için internet gibi ‘bindik bir alamete, gidiyoz kıyamete’ türünden bir çare buldular. Hele ki akıllı cep telefonlarının dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaşmasıyla bu daha da vahim bir hâl aldı.
Ancak bütün bu menfi gelişmelere rağmen, büyük oyun kısmen de olsa ‘Aksa Tufanı’ ve akabindeki siyonist İsrail tarafından gerçekleştirilen Gazze katliamlarına tepkilerle bozuldu. Hem de şeytanın hizmetkârlarının icat ettiği sosyal mecrada. Yıllardır Müslümanların birer öcü ya da böcek gibi gösterildiği Batı toplumlarında artık hiç de küçümsenmeyecek bir kitle, özellikle yeni nesil, içinde bulundukları düzenleri ciddi bir şekilde sorgulamaya başladı. Allah Teâlâ’nın hidayet nasip ettiği kişiler, bu sorgulamanın neticesinde İslam’la şerefleniyor.
Trump ve ekibinin yaptıklarıyla birlikte, ABD’de iç çekişmelerin giderek daha da artacağı kanaatindeyim. Bu durum yalnızca Amerika’da değil, tüm Batı’da, belki de tüm dünyada insanların içinde yaşadıkları sistemi daha çok sorgulamalarına neden olacak. Problemlerin çözümü için yeni arayışlara giriştiklerinde, en doğru cevabı onlar, kendi içlerindeki İslam’ı araştırıp en güzel çarenin burada olduğunu tespit etmiş olan insanlar verecek.
