Elveda Endülüs: Akif Emre’nin Moriskolar Belgeseline Bir Bakış

Sekiz yüz yıllık bir medeniyetin kuruluşunu ve yıkılışını derli toplu şekilde anlatan bu belgesel, önemli bir tarihi kayıttır. İstanbul, Cezayir ve Tunus’a dağılan Endülüs Müslümanları ve Moriskolar her ne kadar belgeselde bize veda ediyor gibi görünse de Moriskoların torunları, anıları ve arşivleriyle hala dünyanın dört bir yanında yaşamaya devam ediyor.  Bu özel tarihe tanıklık etmek isteyenleri belgeseli izlemeye davet ediyorum.

Gözde ÇİMEN

Cebelitarık Boğazı, Avrupa ve Afrika’yı ayıran iki farklı medeniyetin hem buluşma hem ayrışma noktası olarak nice tarihi olaya geçit vermiş, derin izler bırakmış bir su yoludur. Endülüs Fatihi Tarık Bin Ziyad’dan aldığı isimle, tarihin önemli çizgilerinden biri olmaya devam ediyor. Nice tarihi belge, keşif ve belgesel; akıp giden suyun peşinde tarihi, bizler için anlamaya ve ışık tutmaya zemin hazırlamak için çaba göstermekte. Bunlardan biri de Akif Emre’nin beş bölümden oluşan Elveda Endülüs Moriskolar Belgeseli. İzlemeyenler ve tarihe kısa bir not düşmek isteyenler için,  gelin belgesele yakından bir göz atalım. 

Tarık Bin Ziyad, Tarık Dağları’na ayak bastığında İspanya’nın Müslümanlar açısından önemli bir tarihi döneme hazırlandığının farkında değildi. Tarihe “gemileri yakmak” sözü ile geçen olayda, fethi gerçekleştirmek için önce gemileri yakarak, engelleri ortadan kaldırmış oldu. Bölge o dönemde krallar, soylular ve rahipler arasında süregelen bir güç çekişmesi yaşarken, halk ise her zamanki gibi zor şartlar altında yaşıyordu. Tarık Bin Ziyad ve ordusu ile  Birleşik Hristiyan Ordusu Herez yakınlarında karşı karşıya geldiğinde sayıca az olmalarına rağmen bu savaşta galip gelerek Toledo’nun, Kurtuba’nın yollarını açmış oldu. Bazı şehirlerde Müslüman asker sayısı o kadar azdı ki, bölgelere vali olarak Hristiyanlar atanmak zorunda kaldı. Ortaçağ boyunca Hristiyan yönetimlerin acımasız baskıları altında ezilen Hristiyanlar,  Yahudiler ve diğer azınlıklar, Müslümanların yönetimi altında rahat bir nefes aldı. Tüm toplum, bütüncül bakışı ile birlikte toplumsal süreçlerin ana aktörü oldu. Müslümanlar o dönem önemli bilim insanları çıkarırken Yahudiler ticaret ve tıpta öne çıktılar.

Endülüs’te ortaya çıkan toplum modeli, dönemin dünyası tarafından kavramakta güçlük çekilen bir yapıydı. Müslümanlığın yol çizdiği bu toplum modelini zamanla yerel halk da benimseyerek İslam’a girişler hız kazandı. Yorgun halk İslam’la rahatladı, bir önceki dönemin değersiz ve köleleştirici hakimiyetinden kurtulup özgürleşti. Endülüs modeli, Batı Avrupa ve Hristiyan dünyayı dönüştürmeye başlarken, Avrupa’nın karanlık çağında Endülüs’te felsefe, tıp, sanat, bilim, mimari, hikmet güneş gibi doğuyordu. Hristiyan Avrupa için entelektüel bir merkez olan Endülüs, çoğulcu bir toplum modeli ortaya koydu. Avrupa’da kağıdın imal edildiği ilk şehir olarak tarihe geçen Kurtuba’nın kütüphanelerinde bulunan yazma eserler, Avrupa’nın toplam kitap sayısı ile mukayese edilemeyecek seviyede fazlaydı. Gırnata’daki El Hamra Sarayı ise Endülüs’ün simge yapılarından biri haline çoktan gelmişti. Duvarda yazılı olan “Allah’tan başka galip yoktur” sözü, bugün hala kendini koruyabilmiş nadide sembollerden biridir. Mekan anlamı itibari ile, yaratıcının karşısında yalnızca kul olmaya çalışma idrakini vurgulayan El Hamra Sarayı, tevhid ilkesine dayanarak doğa ve suyun buluştuğu kızıl bir yapı. Ancak bu şaheser yapı aynı zamanda Endülüs’ün çöküş dönemine aittir. Müslümanlar arasındaki çekişmeler ve Hristiyan orduların saldırıları, dengeleri Müslümanların aleyhine çevirmişti. Hakimiyet yavaş yavaş Hristiyanların eline geçince, önce mekanlardan İslam ve Müslüman izleri silinmeye; ardından Rekonkistalar (Müslümanların varlığını ortadan kaldırmaya yönelik çabalar) ilan edilmeye başlandı. İşte tam bu dönemde Moriskolar diye bir kavram ortaya çıktı. Moriskolar, Endülüs söylemi resmen ortadan kalktıktan sonra hayat bulabildi. Bu dönemde Moriskolara yönelik asimilasyon, tehcir, kılık kıyafetlerine müdahale zorla Katolikliğe geçiş süreci başlandı. Müslümanların şehirlerde sürdürdüğü çok kültürlü bir hayat yaşaması yönetimi devralan Hristiyanları ise yönetim şekli açısından zorlamıştı. Toplumsal, ekonomik ve kültürel hayatın işleyişi, Hristiyanların bir süre daha Müslümanlara tahammül etmesini gerektiriyordu. Şehirlerini terk etmek istemeyen Müslümanlar, özgür kalabilecekleri bir yönetim modeli geliştirmeye çalışsalar da Toledo’nun da düşmesiyle birlikte bağımlı bir yaşama adım atmak zorunda kaldılar.   Teslim olmak istemeyen bazı bölgelerde Müslümanlar isyan etse de bu isyanlar kanla bastırıldı. Rekonkista süreci,  Müslümanları zorla Hristiyanlaştırma, olmuyorsa soykırımı meşrulaştırma söylemi olarak ilerliyordu. Kudüs’ü olmayan haçlıların intikam süreci olarak devam eden Rekonkista Sevilay ve Kurtuba’nın da düşmesiyle Hristiyanların Müslümanlara gösterdiği zoraki müsamaha daralmaya başladı. Öte yandan,  girdikleri şehirlerde karşılaştıkları medeniyet karşısında şaşkınlığa uğrayan Hristiyanlar, yetişmiş insan gücünü değerlendirmek istiyordu. Bu hayranlık, zamanla onları Müslümanları taklit etmeye kadar götürdü. Zalim Petro’nun Alkazar Sarayı El Hamra’nın taklididir ve yapımında Müslümanlardan destek alınmıştır. Bu taklit İspanya’nın geneline yayıldı. Zorla Hristiyanlaştırılmaya çalışan Moriskolar,  çeşitli Müslüman devletlere,  kendilerini kurtarmaları için feryatnameler gönderdi. Bunlardan biri II. Bayezid’e ulaştıysa da Osmanlı Devleti o sırada Cem Sultan meselesiyle meşguldü ve yeterli deniz gücüne sahip olmadığından bu çağrıya karşılık veremedi. İsyanlar, direnişler ve feryatnamelerin sonuçsuz kaldığı bu vasatta Abdullah’ın Ferdinand ile kapalı kapılar arasında yaptığı anlaşma ile Endülüs tamamen teslim edildi.

Müslümanlar için ilk etapta olumlu denebilecek yaşama şartnameleri sağlandı. Ancak bu durum ne yazık ki çok uzun sürmeyecekti. Din, mal, ve can güvenliği hiçbir şekilde rahatsız edilmeyeceklerine dair garanti, kendi cemaatlerini yönetme hakkı, İspanya dışına rahatça girip çıkma haklarının verildiği şartlar altında 800 yıl sonra El Hamra sarayında artık ezan değil çan sesi duyulacaktı. Moriskolara yönelik zorla Hristiyanlaştırma süreci de ivme kazandı. Zorla vaftiz edilme, evinde domuz eti bulundurma zorunluluğu, Müslümanlara yönelik giyim dayatması bu süreçte artış gösterdi. Kurtuba camiinin kiliseleştirilme süreci Moriskolaşmanın da simgesi haline gelmişti. Moriskolaşma modern anlamda asimilasyon politikası demekti. Moriskolar kontrol ve gözlem altında olmalarına rağmen dinlerini yaşamaya devam ettiler. Kimlik ve aidiyet değişimi konusunda ısrarcı olan Hristiyanlar ilk peçeyi yasaklayarak meydanlarda Müslümanları toplu bir şekilde zorla vaftiz ediyordu. Bazı Müslümanlar kalabalıklar arasında saklanıp suyun kendilerine değmemesi için çaba gösteriyordu. Kapılara zorla işaret kondurulan Müslümanlar bu sefer iyi Hristiyan olmadıkları için engizisyon mahkemelerinde yargılanıyor, ağır işkence, zorla itiraf ve ağır cezalara mahkum ediliyordu. 

Sekiz yüz yıllık bir medeniyetin kuruluşunu ve yıkılışını derli toplu şekilde anlatan bu belgesel, önemli bir tarihi kayıttır. İstanbul, Cezayir ve Tunus’a dağılan Endülüs Müslümanları ve Moriskolar her ne kadar belgeselde bize veda ediyor gibi görünse de Moriskoların torunları, anıları ve arşivleriyle hala dünyanın dört bir yanında yaşamaya devam ediyor.  Bu özel tarihe tanıklık etmek isteyenleri belgeseli izlemeye davet ediyorum.