Settâr olanın adıyla.
Modern zamanların sorunları en çok dinleri ve dinine bağlı olan insanları zorluyor. Kapitalizm, yedeğine aldığı bütün imkân ve güçlerle geleneği, geleneksel değerleri, yerleşik kültürleri, en başta da dinleri tehdit ediyor. Kapitalizm tuz gibidir; buzun üzerine tuz döküldüğünde nasıl onu çözüyorsa, kapitalizm de içine girdiği, ilişkide bulunduğu toplumları, kültürleri darmadağın ediyor. Bunu, çaktırmadan yapıyor, yaptığını insanların, toplumların lehine olduğu duygu ve düşüncesini enjekte ederek gerçekleştiriyor.
Şüphe yok ki, değersiz, sınır tanımayan, sorumluluk duygusu bulunmayan insan, kapitalizmin en sevdiği insan tipidir. Bu tip, rahatlıkla onun emir eri gibi hareket eder. Zorunlu olmayan şeyleri zorunlu, gerekli olmayan şeyleri gerekli, ihtiyaç olmayan şeyleri ihtiyaç olarak görür.
Dinin, birey üzerindeki en görünür unsurlarından biri, kıyafetlerdir. Bunu, Allah’ın gönderdiği dinler açısından ifade edecek olursak, tesettürdür. Tesettür, dinî hassasiyetle giyinmenin adıdır. Dinin, bize göre İslam’ın erkek ve kadınların hem ibadet esnasında hem de sosyal hayatta vücutlarının belli bölgelerini örtmesi, diğer insanlardan sakınmasıdır. İlk insan Hz. Adem ve eşi Havva validemiz, Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği üzere, vücutlarını örtme konusunda oldukça hassas ve aceleci davranmışlardır. Kapitalizmin ve modern batının tarih ve insan anlayışının aksine ilk insanlar, giyinik, mahrem yerleri kapalı olan insanlardır. Bu nokta, çok açıktır. Giyinmek ve örtünmek, yani tesettür insanlık tarihinde asıldır, açıklık ve çıplaklık ise sonradan ortaya çıkan bir vakıadır.
Son yıllarda, hem ülkemizde hem de dünyada giderek artan bir çıplaklık olgusuyla karşı karşıyayız. Müslüman toplumlar, bundan nasibini (!) en çok alanlar maalesef. Bu durumun ortaya çıkmasında, kapitalizmin tüketimi özendirmesinin, tüketime zorlamasının büyük bir payı olduğunu düşünüyoruz. İnsanın zaten fıtratında yerleşik olan görünme, kendini gösterme, beğenilme gibi hisleri kaşıyan kapitalist sistem, insanları mevsim gözetmeksizin neredeyse yarı çıplak sokağa çıkarmaya çalışıyor. Bunda da başarılı oluyor. İşin acı olan tarafı, giyinen, tesettüre uyduğunu söyleyenlerin, iddia edenlerin mühim bir kısmının tesettürün mana ve gayesinden oldukça uzak oluşu.
İnsicam dergisi olarak, sözünü ettiğimiz bu durumu gündeme taşıyan bir dosya hazırlamaya çalıştık. Amacımız; çözülmeye, çürümeye, değersizleşmeye kendimizce, gücümüz yettiğince dikkat çekmek, nazarları bu olumsuz gidişata yöneltmek. Bu yol, yol değil. İlahi buyrukların, İslami emirlerin dikkate alınmadığı bir dünyada, insanlık asla huzur bulamaz, mutlu olamaz.
Haziran ayında, iki vahşi ülkenin İran’a saldırması sebebiyle dünya hop oturdu hop kalktı, Üçüncü Dünya Savaşı resmen başlayayazdı. Bu süreç, literatüre “12 Gün Savaşı” diye geçti. Bu günlerde terör devleti, Gazze’de gemi azıya aldı. Kimi yorumculara göre, mezkûr savaş günleri, Gazze ve Aksâ Tufanı gündemden düşsün diye icat edildi. 12 Gün Savaşı’nın gerekçesi ve sebebi ne olursa olsun, Gazze’nin gündemden düştüğü bir hakikat. Gazze’deki soykırımın, cinayetin şu günlerde, üç dört hafta öncesine göre gündemde daha az yer aldığı da dikkatlerden kaçmıyor.
Şuna inanıyoruz: Gazze ve Gazze halkı, Aksâ Tufanı her şartta kazanıyor. Kaybeden ise, insanlık. Bu kayıp ve kazanç işi, hesap gününde, ahirette önümüze çıkacak. Rabbimizden, niyetlerimize bakarak kazananlardan olmayı niyaz ediyoruz. İyi ki ahiret var!
Ağustos sayımızda görüşmek üzere Settâr olana emanet olunuz.
