Bir Müslüman, bir başka Müslümanın din ile ilgili yorumlarına yaklaşırken “Benim bildiklerim doğru ama hatalı olabilir, onun bildikleri hatalı ama doğru olma ihtimali vardır” diye düşünmesi gerekir.
Ebubekir DİLEKÇİ
İnsanların farklı kişisel özelliklere sahip olmaları, olaylara bakış açılarını da farklı kılar. Kişinin yetiştiği çevre, etkileşime girdiği olaylar dizisi, hayatı değişik şekillerde anlamlandırmasına yol açar. Mezhep âlimlerinin görüşleri, içinde bulundukları zamana ve toplumun özelliklerine göre farklılıklar arz eder. Kur’an ve sünnetin değişik bakış açılarıyla anlaşılması veya tevil edilmesi çok normal bir şeymiş gibi gözükse de ne yazık ki Müslümanlar dini görüşleri sebebiyle zaman zaman birbirlerini tekfir etmişlerdir. Tekfir etmenin bir sonucu olarak tarihi süreç içinde kimi Müslümanlar birbirlerinin kanının dökmeyi caiz görmüşlerdir. Günümüzde İslam coğrafyasında akan kanın bir sebebi de Müslümanların fırkalara ayrılmış olmaları ve her bir fırkanın diğerini İslam dairesinin dışında kabul etmesidir.
Bir Müslümanı kâfirlikle suçlamak, İmam Gazzali’nin canını yakan bir husus olduğu için konuyla ilgili görüşlerini “İslâm’da Müsamaha”1 isimli eserinde anlatmıştır. Bizzat İmam Gazzali’nin kendisi de kendi çağında görüşleri nedeniyle kimileri tarafından tekfir edilmiştir. Yazımızda İmam Gazzali’nin tekfir konusundaki düşüncelerini referans alarak bu can yakıcı konuyu ele almak istedik.
Bir Müslüman, bir başka Müslümanın din ile ilgili yorumlarına yaklaşırken “Benim bildiklerim doğru ama hatalı olabilir, onun bildikleri hatalı ama doğru olma ihtimali vardır” diye düşünmesi gerekir. İhtilaflı konulara müsamaha ile yaklaşmak, Müslümanlar arasında fikirlerin özgürce tartışılmasına yol açacak bu tartışmalardan rahmet doğacaktır. Ne yazık ki Müslümanlar, küffarla mücadele edeceklerine kendi içlerindeki ihtilaflı konuları derinleştirerek birbirleriyle acımasız savaşlara girmişlerdir.
Dini meseleleri farklı bakış açılarıyla yorumlamak, zahiri manaların dışında teviller getirmek, tekfiri gerektirecek bir durum değildir. Sonuçta her fırka Allah’ın varlığını, peygamberin nebiliğini ve ahiret gününü kabul etmektedir. Kur’an ayetlerinin ve peygamberimizin hadislerinin tevil edilmesi, kaçınılmaz bir şeydir. Çünkü birçok ayet ve hadiste zahiri manaların ötesinde yoruma açık farklı anlamlar bulunmaktadır. Bunun böyle olması, dinimizin kaynaklarının evrenselliğini ve kıyamete kadar geçerli hak din olmasını ifade eder.
Farklı teviller yapan grubun bir diğerini tekfir etmesi, asla kabul edilemez. Sonuçta herkes samimi bir şekilde Kur’an ve hadisleri anlamak için çaba göstermektedir. Tevil yapılırken Peygamberimizi tekzip edecek veya kesin nasları tahrip edecek şekilde yorumlamak tehlikeli bir durumdur ve zındıklığın ilk adımıdır. Bazı dini akımların peygamberimiz ve naslarla ilgili tekzip noktasına varacak yorumlar yapmaları, onları uçuruma sürüklemiştir.
Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin kâfirliğine hükmetmek çok zor bir durumdur. Kılı kırk yarmayı gerektiren bir husustur. Allah’a, Peygamberine, Ahiret Gününe iman edip Kur’an ayetlerini ve tevatür yoluyla gelmiş peygamber uygulamalarını reddetmeyen birini tekfir etmek, büyük bir vebaldir. Naslardan farklı hükümler çıkarmak, ümmetin icma ettiği hususlardan ayrı bir yol tutmak, en kötü delalet ve bidat ehli olmayı gerektirir, kâfir olmayı gerektirmez.
Müslüman toplumlarda düşünceyi sınırlayan unsurların en başında, taassup ve tekfir hastalığı gelmektedir. Farklı düşünen, farklı yorumlar getiren kimseleri tekfir etmek, İslam’ı asrın idrakine söyletmenin önündeki en büyük engeldir. Bir mümini bidatçilikle suçlamak ilim, fikir ve sanat hayatına zarar verirken Müslümanlar arasında kin ve nefret tohumları ekmektir.
Müslümanların imanını teyit etmek ve niyet okumak, kimsenin haddine düşmez. İnsanların kalplerinin derinliklerindekini yalnızca Allah bilir. Kelime-i Tevhit ilkesine bağlı kaldığı müddetçe yolu ve mezhebi ne olursa olsun bir Müslümanı tekfir etmemek gerekir. Çünkü bir kimseyi tekfir etmek, onun ebedi olarak cehennemde kalacağına hükmetmek ve gerektiğinde kanının dökülmesini caiz görmek demektir.
“Hz. Peygamber (s.a.v) iki Müslümandan biri; diğerini küfürle itham ederse, bu itham mutlaka ikisinden birine raci olur.” (Buhari, Müslim) buyurmuştur. Bu hadis-i şerifte bir kimsenin Müslüman olduğunu bile bile karşısındakini tekfir etmesi durumu ortaya konulmaktadır.
Bir anlayışın dayandığı delilin yanlış olduğunu ileri sürmek, zor bir şeydir. Bir delilin hatasız olduğu hükmüne varmak, ilmi derinliği gerektirir. Marjinal anlayışa sahip birine, illaki bir şey denilecekse küfürle suçlamak yerine, yoldan sapmış veya bidat ehli denilebilir. Böyle kimseler selef-i salihinin görüşleri dışında başka bir yol tutturdukları için yoldan sapmışlardır. İmanın esas prensiplerini, Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini ve tevatür yoluyla gelmiş sünneti açıktan reddetmeyen biri tekfir edilemez.
1 İmâm Gazzali, İslâm’da Müsamaha -Faysalü’t-tefrika beyne’l-İslam ve’z-zendeka-, (Çev.: Süleyman ULUDAĞ), Dergâh Yayınları.
