Hac Yolunda Bir Karıncanın Vedâsı

Merhum Mehmet Hoca yaptığı ilmî çalışmaları, samimiyeti, Müslümanlığı, tebessümü ve zarafeti ile akıllara kazınan önemli bir şahsiyettir. Birçok gence yol göstermiş, yetiştirdiği talebelerle eserlerine daima yenilerini eklemiştir. Türkiye onu zekâsı, bilgisi ve vakarı ile olduğu kadar mütevazı ve nükteli hoş sohbetleri ile de hatırlayacaktır.

Şehnaz Fındık

“Kendimizi yüceltmek için değil, düzeltmek için tarih bilmeliyiz.”

Dr. Mehmet Genç

Geçtiğimiz 18 Mart’ta kaybettiğimiz Türkiye’nin kıymetli münevverlerinden Dr. Mehmet Genç, Türk ve dünya iktisat tarihinin önemli isimlerinden biri olarak kabul edilir. Osmanlı İktisat Tarihi’ne yönelik çalışmalarının ancak “okyanusta damla” olabildiğini ifade eden Genç, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi” isimli çalışmasının önsözünde kendisini “Hac Yolunda Bir Karınca” olarak niteler. Mehmet Genç  “bir ömrün muadili olan 40 yılda” hazırladığı bu çalışma için “Yapılması gereken bütün bu çalışmaları yapılmış olanlarla karşılaştırdığım zaman, ‘Hac Yolunda Bir Karınca’dan daha iyi bir durumda olmadığımı düşünmekten kendimi alamıyorum” der.[1]

Merhum Mehmet Hoca yaptığı ilmî çalışmaları, samimiyeti, Müslümanlığı, tebessümü ve zarafeti ile akıllara kazınan önemli bir şahsiyettir. Birçok gence yol göstermiş, yetiştirdiği talebelerle eserlerine daima yenilerini eklemiştir. Türkiye onu zekâsı, bilgisi ve vakarı ile olduğu kadar mütevazı ve nükteli hoş sohbetleri ile de hatırlayacaktır.

Mekânı cennet olsun.

Peki, kimdir Mehmet Genç?

Merhum hocamız, 1934’te Artvin’in Arhavi ilçesinin Kemerköprü Köyü’nde dünyaya gelir. Bir söyleşide kendi ifadesiyle “muhafazakâr bir ailenin çocuğu” olduğunu söyler. Hoca, köyünden Osmanlı arşivlerine uzanan ilmî serüveninden bahsederken annesinin üzerindeki büyük emeklerini yâd eder. Ortaokulu Hopa’da okur. Aslında bir matematikçi olmak istiyordur ancak ailesinin maddi sıkıntıları bundan vazgeçmesine sebep olur.  Zira O, “matematikçi olarak fakir ailesine bir yardım yapamayacağını anlamıştır.”[2]

Liseyi İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde yatılı olarak okur. Bu süreçte yurtta gececi olan nöbetçi öğretmenlerinden çokça istifade ettiklerini hatırlar. Bu öğretmenlerden biri de H. Nihal Atsız’dır. Düşünce dünyasını, gelecek hayallerini ve vizyonunu, Atsız ile yaptığı sohbetlerle temellendirir. O yıllar için “Atsız sayesinde tarih konularına meyil duydum” der ve ekler: “14-15 yaşındaki sorularla dolu kafamla gidip sorular sorardım. Çok beklediğim cevapları alınca haz duyuyordum. Nihal Bey edebiyat hocasıydı fakat çok iyi tarih biliyordu. Tarihle ilgili olarak sorduğumuz her soruya beklediğimizden çok daha zengin ve derin şekilde cevap verirdi.”[3]

Mehmet Genç’in anlam dünyasında “böyle zeki bir adamla (Atsız) karşılaşmak bir genç için büyük bir mazhariyettir”. Aynı şekilde Genç, “Atsız kadar yakın olmasak da Mahir İz de hocamdı” der. Lisedeki yakın arkadaşlarının sorulduğu bir başka söyleşide ise “lise arkadaşlarım arasında sonradan edebiyat profesörü olan Mehmet Çavuşoğlu, ziraat profesörü olan Nevzat Şişman, daha sonra DGM savcısı olan ve suikasta kurban giden Yaşar Günaydın vardı. En iyi arkadaşlarım bunlardı”[4] diye belirtir.

Mehmet Genç, Atsız ile karşılaşmasından tarihçi kimliğini oluşturmasına kadarki süreci Mülkiye yıllarındaki “entelektüel kantin” sohbetlerine dayandırır. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne başlangıçta “kaymakam çıkma ve maddi olarak aileye destek olma” arzusuyla tercih etse de kısa sürede bu arzu, yerini ilmin derin sularına bırakacaktır. 1954-1955lere tekabül eden Mülkiye yıllarında ilk olarak Sezai Karakoç ile tanışır. Sonra bu dostluğa Mehmet Şevki Eygi de dâhil olur. Mescitte sık sık bir araya gelirler. İçlerine “solcu ve tanrıtanımaz” diye adlandırdığı bazı entelektüel dostlar da dâhil olur.  Cemal Süreya, Mete Tunçay, Taner Timur, Orhan Duru, Ergin Günçe gibi isimlerdir bunlar. Mülkiye kantininde tıp fakültesi, fen edebiyat, ilahiyat gibi çeşitli fakültelerden arkadaşlar bir araya gelirler. Hoca o yıllarda hemen her görüşten gencin bir araya gelip Türkiye meseleleri üzerinde entelektüel sohbetler yaptığını söyler. O günleri yâd ederken “entelektüel bir grup…10-15 kişi ama çok çeşitli ideolojik eğilimleri temsil ederlerdi” der. “İçimizde çok aşırı Marksist, komünist ve en aşırı milliyetçi, ırkçı ki ben de o zamanlar aşırı milliyetçi pozisyondaydım. Ancak hiç kavga gürültü aklımıza bile gelmezdi” diye de ekler, Genç.

Mülkiye’nin son senesine başlarken tüberküloza yakalanır. Hastalıkla mücadele ederken Osman Yüksel Serdengeçti’den çokça destek görür. Kendisi bu süreçte, Serdengeçti vesilesiyle Dostoyevski okumaları yapar. Edebiyata yaklaşımını “Ben edebiyatı pek sevmiyordum o zamanlar. Yani edebiyat okumuyordum. Daha çok tarih ve felsefe okuyordum, sosyal bilimler okuyordum. Edebiyata çok uzaktım diyelim. Fiksiyon çekici gelmiyordu bana” şeklinde ifade eder. Ancak Serdengeçti’nin kendisindeki yeri bambaşka olur.

Mülkiye’den mezun olunca Ankara’da Şereflikoçhisar’a Kaymakam vekili olarak görevlendirilir. Bu süreç ona akademik kariyeri için serbest araştırmalar yapabileceği fırsatı sunar. Memuriyette geçirdiği bu günler, Genç için çok kıymetli bir tecrübedir. Zira kendisi bu dönemde halkın muhtelif sorunları ile alakadar olur. Böylelikle Türkiye’deki iktisadi sorunlara dair meseleleri dert edinmeye başlar.

1960 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Türk İktisat Tarihi Enstitüsü’nde “İktisat Tarihi” asistanı olarak Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan’ın yanında çalışmaya başlar. 1966’da “Sanayi Devriminin Osmanlı Sanayiine Etkisi” adlı doktora tezini hazırlar. Aynı enstitüde 1965’ten 1982 yılına kadar “İktisat Tarihi Uzmanı” olarak çalışır. 1973’ten itibaren “Osmanlı İktisat Tarihi” alanında birçok çalışma yapar. Bu süreçte Hocasından çok şey öğrenir. Sonrasında Mehmet Genç Hocasından bahsederken “Ömer Lütfi Barkan’ın şahsında bir ilim adamı nasıl olunur gördüm” diyecektir. Barkan’ın kendisindeki etkisini şu sözlerle açıklar: “Bizim Türkler hâlâ ilim deyince, ilmi yazan ecnebileri okuyup öğrenip, âlim olduklarını düşünürler genellikle. Hâlbuki ilim, ilim adamlarını okuyarak kazanılabilen bir şey değildir. Bilginin sınırlarında dolaşmak lazım, akıncı gibi, meçhule doğru… Barkan böyleydi, bilmediklerini kendi gayretiyle bilmek isteyen, araştıran bir insandı. Onun için gece gündüz çalışıyordu. İlimden başka bir kaygı taşımıyordu. Sonra okuduk, bunun ayet olduğunu öğrendik. O zamanlar bunu bilmiyorduk: ‘İlmi isteyene veririm.’ demekle ne kastedildiğini, haddimiz olmayarak sonradan anladık. İlim istemek için hakikaten onunla hemhâl olmak, fena fil ilim olmak gerek. Onu gerçekten isterse insan, ancak ulaşabilir. Barkan öyleydi, gecesi gündüzü araştırdığı konu ile yaşamaktan ibaretti. O bir şans oldu benim için…”[5]

Yaptığı çalışmalara büyük bir merakla girer, kavramlara ve olaylara getirdiği yeni yaklaşımlarla farklı bir bakış açısı ortaya koyar. İktisada ve Osmanlı İktisat Tarihi’ne yönelmeden önce felsefe okumaları yapar. Kierkegaard okur ve onda Müslümanların ezberden bildiği o bilindik “Hz. İbrahim Kıssası”nın çok farklı bir yönünü keşfeder. Bir söyleşide “‘Sen zannediyor musun ki ben Allah’ın emrini yerine getirmek için seni kesiyorum?’ ‘Hayır!’ diyor, ‘Ben putperestim ve onun için seni kesiyorum.’ diyor ve içinden de: ‘Allah’ın sana olan inancını kaybetmektense beni putperest bilmesini tercih ederim.’ diyor. Bu korkunç trajediyi bizim Müslüman kültürü ortadan kaldırmış. Ortadaki trajedinin izlerini silmiş…” diye yakınır, ezberden bilinen ve üzerinde düşünülmemiş meseleler hakkında.

Osmanlı’nın 17. yüzyılına “Duraklama Dönemi” denmesi kendisini rahatsız eder ve “bilindik yanlışların” arayışına düşer. Kendi deyimiyle O, “Osmanlı dünyasının başına gelen macerayı merak eder”.  “Başlangıçta büyük başarı göstermiş sistem neden 20’nci yüzyılda bu hale geldi? Kısacası medeniyet değiştirmesi fenomenini açıklamak istiyordum. Bu dönüşümün nasıl açıklanabileceğini görmek için iktisat tarihinin iyi bir başlangıç zemini olabileceğini düşündüm”[6] der, akademik yolculuğunu anlatırken. 4-5 sene olan doktora süresi Genç için zorlu bir süreçtir. Ancak onun için çalışması bir tezden daha fazlasıdır. “Fransız kaynaklarındaki yüzlerce rapor ve seyahatnameyi okumak üç senemi aldı” der. Bu süreçte İngilizce öğrenmekle de epey vakit harcayan Mehmet Genç Hoca, Batı literatüründen yeterli düzeyde veriye ulaşamayınca Osmanlı arşivine girmeye karar verir. Tez Hocası Barkan ise kendisinden artık araştırmayı bitirmesini ve elinde ne varsa onunla tezini yazmasını ister. 1966’da hazırladığı “Sanayi Devriminin Osmanlı Sanayiine Etkisi” adlı doktora tezini ancak asistanlığa başladıktan yaklaşık 40 yıl sonra, 1996’da tamamlar. Bu vakte kadar yaptığı çalışmaları bir kitap halinde yayımlar.

Mehmet Genç, çok yazmakla tanınan bir âlim değildir. Hocanın araştırmaya duyduğu iştiyakının onu çokça yazan biri olmaktan alıkoyduğu söylenir. Neden daha çok yazmadığı sorulduğunda “Marx, Kant, Smith gibi adamlar ellilerinden evvel ölselerdi elimizde hiç büyük eserleri olmazdı. Bunlar asıl eserlerini hep elli yaştan sonra yazmışlardır” cevabını verir. Fakat aslında bu sözlerinin muhatabı kendinden çok onu dinleyenlerdir: “Kendinizi çok yaşlı saymayın, genç sayın. Herhalde altmış yaşına kadar insan sosyal ilimleri ancak öğreniyor, sonra ciddi eser verebiliyor”[7]

Mehmet Genç Hoca bu ülkeyi çok sevdi. Onun tahayyülündekiler bıraktığı ilim mirası, eserleri ve arşivi ile genç dimağlara ulaştı. O daha çok, merak eden, okuyan, üreten, özgün ve yaptığı işlere gayretle sarılan insanlar yetiştirmeyi dava edinmişti.

Mehmet Genç’i 18 Mart 2021 günü Rahman’a uğurladık. İlme adanmış bir ömürle 87 yaşında Hakk’a yürüdü. Tıpkı Kierkegaard’ın “Hala yapacak güç verileceğine inandığım bir şey var: sürekli bir uyarıcı olarak çaba göstermek, insanları yumuşak ve nazik şekilde ama hakikat aşkıyla uyarmak”[8] sözlerinde olduğu gibi hakikat bildiği yolda büyük emek sarf etti. Samimi, yumuşak ve nazik bir üslupla insanları etrafına topladı. Güzel konuştu, güzel anladı.

Mekânı cennet, makâmı âlî olsun.


[1]Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2018, s.34.

[2]Mehmet Genç, Tarih Tv, “La Havle- Mehmet Genç” ile Söyleşi, https://www.youtube.com/watch?v=excH4TWsmHI , 2012.

[3]Mehmet Genç, Tarih Tv, 2012.

[4] Selim Efe Erdem, “Mehmet Genç ‘Mesele bulmacayı çözmekti, ünvan değil’”, https://m.star.com.tr/pazar/mehmet-genc-mesele-bulmacayi-cozmekti-unvan-degil-haber-774102/ , 21 Temmuz 2013.

[5]Sabah Ülkesi, “Mehmet Genç ile Söyleşi”, https://www.sabahulkesi.com/2015/08/06/mehmet-gen%C3%A7-ile-s%C3%B6yle%C5%9Fi/ , Sayı:44, Temmuz 2015.

[6] Selim Efe Erdem, 21 Temmuz 2013.

[7]Abdulhamit Kırmızı, “Kalanlardan Mehmet Genç”, https://serbestiyet.com/haberler/kalanlardan-mehmet-genc-54577/ , 21 Mart 2021.

[8] Søren Kierkegaard, Günlüklerden ve Makalelerden Seçmeler, (çev.) İbrahim Kapaklıkaya, İstanbul: Anka Yayınları, 2005, s.597.