EN GÜZEL İSİMLER HÜRMETİNE

Yani, Cenab-ı Hakk’ın isimleri pek çoktur; bu sayı hasr (sınırlama) için değildir. Cenâb-ı Hakk’ın Kuran-ı Kerim’de geçen isimlerinin yüzün üzerinde olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte yüce Rabbimizin bizzat onlarla dua etmemizi istediği güzel isimlerin belli bir tertip içinde sıralanması ve namaz tesbihâtındaki gibi miktarın belli olması, saymak ve ezberlemek için bir kolaylık vesilesidir.

Ali ÖZTÜRK

Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Var her ismin hezâr mânâsı

Birdir ol cümlenin müsemmâsı[1]

                              Subhî

Yüce Allah Âdem aleyhisselama eşyanın isimlerini öğretmiş (Bakara 2/31) ve bu bilgiyle onu meleklerin önüne geçirmiştir. Cenab-ı Hakk’ın bu tasarrufu varlığı tanımak ve tanımlamak için ismin ne kadar önemli ve öncelikli olduğunu bize göstermektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de yüce Rabbimiz kendi isim ve sıfatlarından bahsetmiş; sevgili Peygamberimiz de bu isimleri ümmetine sıralı biçimde öğretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de dört yerde (Araf 7/180, İsra 17/110, Tâhâ 20/8, Haşr 59/24) “el-esmâü’l-hüsnâ” tabiri geçmektedir. Rabbimiz bu âyet-i kerimelerde en güzel isimlerin kendisine ait olduğunu bildirir. En güzel isimler anlamındaki el-esmâü’l-hüsnâ ifadesi, Farsça terkip kaidesi üzere Esmâ-i Hüsnâ şeklinde Türkçeye geçmiştir. Esmâü’l-hüsnâ biçiminde kullanımı yaygın ise de kaideye muhalif bir terkib olduğunu belirtmek gerekir. Cenâb-ı Hakk’ın bu güzel isimleri, Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde çeşitli vesilelerle geçmektedir. Mesela, sadece “Hüvallâhüllezî” olarak bilinen Haşr Sûresi’nin son üç ayetinde on altı ism-i şerif zikredilmiştir. (Haşr 59/22-24)

Kur’an-ı Kerim’de Esmâ-i Hüsnâ’nın sayısı ile ilgili bilgi verilmez; en güzel isimlerin Allah’a ait olduğu ve o isimlerle O’na dua edilmesi istenir.  Esmâ-i Hüsnâ’nın sayısı ile bilgi hadis-i şeriflerde yer almaktadır. Bugün okunup ezberlenen doksan dokuz Esmâ-i Hüsnâ ise Tirmizî (De’avât, 82) ve İbn Mâce’nin (Duâ, 10) rivayetlerine dayanmaktadır. Bahsi geçen rivayetlerde Allah’ın doksan dokuz ismi olduğu, bunları –hadis-i şerifte geçen tabir ile- “ihsâ” eden kimsenin cennete gireceği müjdelenmiştir. Doksan dokuz isme ihsâ isimleri de denilmiştir. Peki, işin özünü teşkil eden ihsâ fiili ne anlama gelmektedir? Yani, ne yapılmalıdır ki Esmâ-i Hüsnâ ihsa edilmiş olsun? İhsa kelimesine üç türlü mana verilmiştir: Saymak, ezberlemek ve manalarını şuurla anlamak…[2] Bununla birlikte Esmâ-i Hüsnâ şerhlerinde doksan dokuz sayısının mutlak bir sınırlama maksadıyla söylenmediğine dikkat çekilmiştir. Ahmet Şakir Efendi (öl. 1818) bu hususu şöyle ifade etmektedir:

Değil esmâyı hasr için bu aded

Belki tevfikan ism-i Hak bî-had[3]

Yani, Cenab-ı Hakk’ın isimleri pek çoktur; bu sayı hasr (sınırlama) için değildir. Cenâb-ı Hakk’ın Kuran-ı Kerim’de geçen isimlerinin yüzün üzerinde olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte yüce Rabbimizin bizzat onlarla dua etmemizi istediği güzel isimlerin belli bir tertip içinde sıralanması ve namaz tesbihâtındaki gibi miktarın belli olması, saymak ve ezberlemek için bir kolaylık vesilesidir. Allah’ın kullarına olan nimetlerini sayabilmek faraza bile mümkün değil iken o nimetleri ikram eden Kâdir-i Mutlak’ın isim ve sıfatlarını izafi bir sınırlama ile sayıp ezberleyebilmek müminler için bir bahtiyarlıktır. Ancak bu isimlerin ihtiva ettiği bütün manaları saymaya gelince bunun mümkün olmadığının farkında olmak gerekir. Trabzonlu Cudî Efendinin  (ö. 1926) dediği gibi uçsuz bucaksız, dibi olmayan bir okyanus misli olan bu isimlerin hakikatlerini saymaya ne rakamlar kâfi gelir ne de yazmaya kalemler yeter:

Hadd ü pâyânı yoktur esmânın

Ka’rı nâ-yâbdır o deryanın

Etmez ihsâ onu bütün erkâm

Yetmez imlâsına bütün aklâm[4]

O halde yapılması gereken şey, O’nun sayılabilen güzel isimleri üzerinden asla sayılamayacak olan engin ve eşsiz kudretini anlamaya yönelmektir. Bir başka ifadeyle “ihsâ” fiilinin anlamına uygun olarak Esmâ-i Hüsnâ’nın manalarını tek tek öğrenmek ve üzerinde tefekkür etmektir. Bunun da yolu Esmâ-i Hüsnâ’nın geçtiği ayetlerin tefsiri ve muteber şerh kitaplarını okumaktan geçer. Esmâ-i Hüsnâ üzerinde düşünmek kişiyi kâinatın sahibini daha iyi tanımaya, nimetlerinin farkına varmaya, sadece ve sadece O’na sığınmaya ve O’ndan istemeye sevk eder.

Esmâ-i Hüsna, tefsir, hadis, akâid ve kelam ilimlerinin konusudur evveliyetle. Ancak biz burada bu kavramın edebî kültürümüze yansımasını ana hatları ile ele alacağız.[5] Edebî eserler için ilham ve heyecan kaynağının önemi izahtan varestedir. Bu cihetle dinî edebiyatımızın, dinin lâhûtî ve manevi ikliminden beslendiğine kuşku yoktur. Diğer dinî konularda olduğu gibi Allah’ın güzel isimleri ve onların manaları da şiir ve nesir türündeki edebî eserlerin neşvünema bulmasına zemin teşkil etmiştir. Bu bağlamda müstakil eserler dışında, divan ve mesnevilerde Esmâ-i Hüsnâ’yı sayan, manasını açıklayan şiirler ile karşılaşılması mümkündür. Özellikle de Tevhid ve Münacat konulu şiirlerin münderecatında Esmâ-i Hüsnâ’nın bir kısmının zikredildiği görülebilir. Kimi manzumeler ise müstakil olarak Esmâ-i Hüsnâ’ya ayrılmış olup Cenab-ı Hakk’ın güzel isimleri nazmın ahengine uygun olarak bir bir tâdât edilmiştir. Söz gelimi, ünlü Halvetî şairi Şemseddin-i Sivasî (öl. 1597) Menâkıb-ı İmâm-ı Azam isimli eserine Esmâ-i Hüsnâ’yı sayarak başlamıştır:

 Hudâvend-i alîm ü Rabb-i bînâ

Hakîm ü kâdir ü berr ü tüvânâ

Semî’ u bâsıt u kuddûs ü rahmân

Selâm u mü’min ü vehhâb u mennân

Ra’ûf u râhim ü settâr u gaffâr

Azîz ü hâfız u cebbâr u kahhâr

Rahîm ü râzık u fettâh u nâfi’

Latîf ü muksıt u hallâk u râfi’

Vekîl ü vâlî vü muhsî mukaddim

Gafûr u mâlike’l-mülk ü mükerrim[6]

Malumdur ki Esmâ-i Hüsnâ’nın anlamını tercüme suretiyle bir kelimeye sığdırmak pek mümkün gözükmemektedir. Bu yüzden ulema, isimleri şerh etmeyi uygun görmüşlerdir. Bu şerhlerin ilk örnekleri Arapça olmakla beraber zaman içerisinde Farsça ve Türkçe şerhlerin yazılmasıyla azımsanmayacak bir şerh edebiyatı meydana gelmiştir. Dolayısıyla Esmâ-i Hüsnâ ile ilgili Türkçe edebî müktesebatımızın önemli kısmını sevilerek okunan manzum ve mensur Esmâ-i Hüsnâ şerhleri oluşturmaktadır. Bu şerhlerin revaç bulmasının başlıca sebebi insanların günlük hayatlarını olumsuz etkileyen pek çok problemin çözümüne yönelik mücerreb tavsiyeler içermesidir. Mesela, hastalıklardan şifa bulmak, geçim sıkıntısından kurtulmak, ailevi problemlerin giderilmesi, çocuk sahibi olmak, düşman korkusundan ve zulme uğramaktan emin olmak, tabii afetlerden korunmak vb. bunlardan bazılarıdır.

  Kütüphanelerimizdeki mevcut nüshalarına bakarak bu meyanda çok okunan ve sevilen şerhlerden biri 16. yüzyılda yüzyılda yaşamış, Manisa-Akhisar’da doğduğu için Saruhanî nisbesiyle tanınan İbn İsâ’nın Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ adlı eseridir.[7] İbn İsâ eserinde doksan dokuz ismi yaklaşık sekiz yüz beyitte manzum olarak açıklamıştır. Hangi ism-i şerifin hangi vakitte ve ne kadar okumak gerektiği, şartlara uygun olarak okunduğunda dünyevi ve uhrevi hangi kazançların elde edileceği yahut hangi kaza ve belalardan emin olunacağı ayrıntılı biçimde anlatılmıştır. Meselâ:

Yâ Selâm

Kulak tut hâzır ol beğim selâma

Bi-hamdillâh erişdik bu kelâma

Selâm ismin süren olur selâmet

Gelirse ana yüz bin türlü âfet

Kazalardan belâlardan emîndir

Selâm ol okuyan için mu’îndir[8]

Yâ Vehhâb

Gel ey tahsil-i dünya isteyen er

Dilersen cem edesin sim eğer zer

Kılıp her vakt farzın ver selamın

De on dört kerre Yâ Vehhâb âmîn

Musahhar ola dünyâ arta mâlın

Açıla her zamanda kutlu fâlın[9]

Esmâ-i Hüsnâ şerhlerinde yaygın olarak Esmâ-i Hüsnâ’nın havassı olarak isimlendirilen, dinî kaynaklarda yer almayan ama tecrübi olarak doğruluğunun kanıtlandığı varsayılan bilgilere yer verilir. Bunlar Esmâ-i Hüsnâ’nın sırlarına dair olup herkesin değil, ancak erbabının anlayabileceği söylenen gizli ilimler olarak değerlendirilen bilgilerdir. Buna göre her bir esmânın sırrı vardır. Adeta şifre çözer gibi belli bir sayıda zikretmek suretiyle bazen de suya okunması vs. gibi ritüellerle esmânın delalet ettiği anlam çerçevesi içerisinde zikredenin talebinin yerine geleceği vurgulanır. Burada gizem yüklenen sayıların belirlenmesinde ebced hesabından yararlanıldığı görülmektedir. Mesela, kaza, belâ ve afetlerden emin olmak isteyenlerin “es-Selâm” ism-i şerifini 131 kere; hastalıklardan kurtulmak isteyenlerin “Şâfî” ismi- şerifini 391 kere; keza dünyevi bir kazanca erişmek isteyen kimsenin Vehhâb ism-i şerifini farz namazın ardından 14 kere zikretmesi tavsiye edilir. Bu sayılar, mezkûr isim-i şerifler içerisinde yer alan harflerin ebced değerlerinin toplamıdır. Sözgelimi, “Selâm” ism-i şerifinde geçen harfler sırasıyla sin, lâm, elif ve mim’dir. Bu harflerin ebced değerleri de sırasıyla 60, 30, 1 ve 40’tır. Toplamı 131 eder. Ancak bu nevi eserlerde sıkça başvurulan ebced hesabına dayalı sayısal değerlerin dinî bir karışlığı olmayıp kültürel bir değere tekabül ettiği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Dinen gerekli olan, ayet-i kerimeler ve hadîs-i şeriflerle sabit olan o en güzel isimlerle dua etmektir. Elbette ki yüce Allah’ı çokça anmak ve tesbîh etmek ilahi bir emirdir. (Azhâb 33/41-42) Bu sebeple her bir ismi ayrı ayrı çokça anmak o ism-i şeriflerin tecellisine mazhar olmak için bir vesiledir.

Esmâ-i Hüsnâ’ya dair zikredilmesi gereken edebî ürünlerden biri de Esmâ-i Hüsnâ muammalarıdır. Muammanın anlamı örtülü söz demektir. Edebi terminolojide ise bir ismi gizleyerek dolaylı bir şekilde o isme işaret eden özelliklerin söylenmesi esasına dayanan bir nevi bilmece anlamına gelmektedir. Önceleri Cenab- Hakk’ın isimleri etrafında geliştirilmiş iken sonradan insan isimleri için de muamma tekniğine başvurulmuştur. Bu muammaların çözümü için şerhler yazılmıştır.  Lamii Çelebi’nin (öl. 1532) Mîr Hüseyin b. Muhammed Şîrâzî’nin muammalarının tercüme ve şerhi mahiyetindeki Şerh-i Muamma-yı Esmâ-i Hüsnâ’sı bu tür bir eserdir.[10]

İslam tasavvuf okullarında da Esmâ-i hüsnâ, muhtelif tarikatlara ait evrad kitapları içerisinde günlük düzenli olarak okunan virdler arasındadır. Bunların yanı sıra dua kitaplarında Esmâ-i Hüsnâ’nın faziletine yer verildiği görülmektedir. Günümüzde Esmâ-i Hüsnâ ile ilgili ilmî, edebî ve popüler yayınların devam ettiği görülmektedir.[11] Bunlara işitsel ve görsel malzeme ile desteklenen dijital yayınları da eklemek gerekir.

Hulasa, Esmâ-i Hüsnâ müktesebatının meydana getirilmesindeki en önemli motivasyon, ayet-i kerimedeki (Araf 7/180) “Onunla dua edin.” ilâhî emrine ittiba ile Hz. Peygamberin Esmâ-i Hüsnâ ile ilgili hadisindeki cennet müjdesine nail olma arzusudur. Hem geçmişte hem de günümüzde Esmâ-i Hüsna ile ilgili ortaya konan bütün ilmî ve edebî müktesebâtın, Cenâb-ı Hakk’ın en güzel isimlerinin manalarının doğru anlaşılmasına ve çokça zikredilmesine hizmet ettiğini söylemek mümkündür. Aslolan O’nun rızasıdır, vesselâm.


[1] İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler nr. 7260 vr. 1b.

[2] Ali Osman Tatlısu, Esmâü’l Hüsnâ Şerhi, İstanbul, ty,  14.

[3] Ahmet Şâkir, Ravz-i Verd, Uhuvvet Matbaası, 1328, s. 16.

[4] İbrahim Cûdi Efendi, el-Kenzü’l-esna fi şerhi’l-esmai’l-hüsna, Trabzon 1325, s. 9.

[5] “Türk Edebiyatında Manzum Esmâü’l-hüsnâlar” (İzmir 1985) başlığıyla kendisinden sonraki çalışmalara öncülük eden bir doktora tezi hazırlamış olan Merhum Profesör Halil İbrahim Şener  (öl. 2006) hocamızı rahmet ve dua ile anıyorum.

[6] Şemseddin-i Sivasî, Menâkıb-ı İmâm-ı A’zam, (Haz. Mehmet Arslan), Sivas Belediyesi Yayınları, Sivas 2015, s. 61.

[7] Bk. Ali Yılmaz, “Türk Edebiyatında Esmâ-i Hüsnâ Şerhleri ve İbn-i Îsâ-yı Saruhânî’nin Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ’sı”, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 2, Sivas 1998, s. 1-34.

[8] İbn İsâ-yı Saruhânî, Şerh-i Esmâ-i Hüsnâ, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler, nr. 7231, vr. 4a.

[9] Aynı eser, vr. 8a.

[10] Bk. Münire Kevser Baş, Lamii Çelebi’nin Şerh-i Muammeyât alâ Esmâ-i Hüsnâ’sı, Ankara Üniversitesi, yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1999.

[11] Bu yayınlarla ilgili bk. Ali Öztürk, “İslâmi Türk Edebiyatında Esmâ-i Hüsnâ”, İslami İlimler Dergisi, c. 14, Sayı:2, s.35-36.