-Kırk Kandil 3-

CAFER B. EBİ TALİB

Medine’ye gelmesinden kısa bir zaman sonra hicretin sekizinci yılında (m. 629) Suriye’ye gönderilen orduya Hz. Peygamber Zeyd b. Hârise’yi komutan tayin etti. Eğer o şehit edilirse Cafer b. Ebû Tâlib’in, o da şehit düşerse Abdullah b. Revâha’nın bu göreve getirilmesini istedi.

Rıza SAVAŞ

Prof. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi

Mekke’de yaklaşık olarak miladi 590 yılında doğan Cafer şecerede[1] de görüldüğü üzere Hz. Peygamber’in amcası Ebu Talib’in oğludur. Babasının geçim sıkıntısı çektiği sırada yükünü hafifletmek üzere amcası Abbas, Caferi, yanına almıştı. Ondan yaklaşık on yaş küçük olan kardeşi Ali’nin bakımını ise Hz. Peygamber üstlenmişti. 

Cafer b. Ebi Tâlib’in Hz. Peygamber’e ilk iman edenler arasında yer aldığı rivayet edilir. Mekkeli müşriklerin Müslümanlara eziyet ve işkenceleri artınca Cafer eşi Esmâ bint Umeys ile birlikte Habeşistan’a hicret eden ikinci kafilenin başkanı olarak orada Müslümanları temsil etti.

Oğlu Abdullah Habeşistan’da dünyaya geldi ve orada doğan ilk Müslüman olarak anıldı. Hicret eden Müslümanlara sığınma hakkı tanıyan Habeşistan Hükümdarı Necâşî Ashame’nin huzurunda Cafer, Müslümanları Kureyş elçilerine karşı başarılı bir şekilde savundu.

Cafer, Necaşi’nin huzurunda yapılan tartışmada büyük bir cesaret ve doğru bir sunumla İslâm’ın ne getirdiğini açıkça ortaya koyup yurtlarını terk etme sebeplerini açıkladı. Böylece Kureyş temsilcilerinin eli boş dönmesini ve Necâşî’nin mülteci Müslümanları ülkesine kabul etmesini sağladı. Hatta bunun ardından Necâşî’nin Cafer sayesinde Müslüman olduğu söylenir.

Cafer Habeşistan’a hicretinden sonra yaklaşık on dört yıl orada kalmıştır.  Hudeybiye Antlaşması’ndan sonra Hz. Peygamber komşu devlet hükümdarlarına İslâm’a davet mektupları gönderirken Habeş Hükümdarı Necâşî’ye yolladığı mektubunda onu İslâm’a davet ettiği gibi ayrıca ülkesinde bulunan Müslümanları artık Medine’ye göndermesini istedi. Necâşî’nin Müslümanlara tahsis ettiği iki gemiyle Cafer de Arabistan’a döndü Hayber’in fethinden hemen sonra Cafer’i karşısında gören Resûlullah, “Hangisine sevineceğimi bilmiyorum. Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi?” demiştir. 

Medine’ye gelmesinden kısa bir zaman sonra hicretin sekizinci yılında (m. 629) Suriye’ye gönderilen orduya Hz. Peygamber Zeyd b. Hârise’yi komutan tayin etti. Eğer o şehit edilirse Cafer b. Ebû Tâlib’in, o da şehit düşerse Abdullah b. Revâha’nın bu göreve getirilmesini istedi. Bu savaşta peş peşe bu üç komutan da şehit oldu. Şehitlere çok üzülen Hz. Peygamber, yüce Allah’ın Cafer’in bu savaşta kesilen iki koluna karşılık iki kanat verdiğini buyurdu. Bu sebeple tabakat kitaplarında kendisine “tayyâr” (uçan) ve “zü’l-cenâheyn” (iki kanatlı) lakapları verilmiştir. Hz. Peygamber, bedenen ve ahlâkı itibariyle kendisine benzediğini belirterek Ca‘fer’i takdir eder ve överdi. 

Hristiyanlarla yapılan ilk savaşta Şehit olan Cafer, dini uğruna hicret ettiği Habeşistan’da yurdundan uzakta gurbet ellerinde uzun yıllar İslam’ı doğru bir şekilde temsil etti. Hem orada bulunan Müslümanların dinlerinde kalmalarını sağladı hem de o bölgede İslam’ı doğru temsil etti. Sonunda da şehadet şerbetini içti. İslam’ın her asırda böyle Mücahitleri olmuştur ve olacaktır. Çünkü İslam son ve hak dindir. [2]   


[1] Ez- Zübeyri, Kitabu Nesebi Kureyş, Kahire, 1951, s. 39-40.

[2] İbn Sa’d, et-Tabakat, I, 207-208, II, 109, 129-130; IV, 34-41.