ARZU ULAŞ İLE İSTANBUL’UN YER ALTI YAPILARI ÜZERİNE

İnsicam Dergisi olarak bu sayımızda sizlerle İstanbul’un yer altı yapılarına doğru bir yolculuk yapmak istedik. Bu konuda yaptığı çalışmalarla dikkat çeken uzman tarihçi Arzu Ulaş ile söyleştik.

Arzu Ulaş, 1981 İstanbul/Süleymaniye doğumlu, evli ve üç erkek çocuk annesi bir araştırmacı. Yüksek lisansını, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Mimarlık Ana Bilim Dalı’nda “Kültürel Mirasın Korunması ve Yönetimi” programında yapmış.  Ulaş, “Osmanlı Belgeleri Işığında İstanbul Tarihi Yarımada Bölgesinin Yer Altı Yapılarının İncelenmesi” başlıklı teziyle İstanbul kültür envanterine mühim bir çalışma kazandırmış. Şimdilerde serbest bir araştırmacı olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Röportaj: Şehnaz Fındık

Arzu Hanım, evvela sorularımıza cevap vermeyi kabul ettiğiniz için teşekkürlerimizi sunarız.

Soru: İstanbul’un yer altı yapıları hakkında yaptığınız çalışmalar dikkat çekici. Sizi bu çalışmalara yönlendiren süreç nasıl gelişti?

Cevap: Tarihi derinliği merak unsuru olan İstanbul, pek çok bilimsel ve sanatsal çalışmalara konu olan kadim bir şehir. Kentin farklı dönemlerini inceleyen araştırmalar yapılsa da salt katmanlarına yönelik bütüncül ve interdisipliner çalışmaların yoksunluğu açık bir şekilde görülüyordu. Bu bağlamda, tarihsel katmanların keşfi günümüzdeki imar faaliyetleri ve hafriyat çalışmaları sırasında tesadüfen ortaya çıkıyor. Üzerinde çalıştığım yüksek lisans tezinde bu tesadüflerin ötesinde Tarihi Yarımada’nın yer altı yapıları; Osmanlı döneminin tanıkları ve günümüze taşıyıcıları olan belgelerden istifade ederek bir yol izledik.

Başlangıçtaki o heyecan ve merakım ile bu konu bir tez çalışması olarak ortaya çıktı. İstanbul’un yer altı siluetlerini merak ettim. Antik Çağ, Roma, Bizans, Osmanlı’nın yer altında neleri biriktirdiğini, neler yaptığını görmek istedim. Öncü çalışmalar vardı, onları taradım önce. İstanbul’daki yer altı çalışmalarının seyrini, su yollarının kademe kademe gelişimini… Bu dönemlerdeki resmi belgelerde suyolları ve yer altı yapıları ne şekilde ifade edilmiş, ne amaçla yapılmış, atıl ve metruk mu kalmış bu yapılar, örneğin Osmanlı Bizans’ın yer altı yapılarına neler eklemiş, nasıl geliştirmiş, bunları gün yüzüne çıkarmak istedik.

Bilhassa bu evrakları bir sonraki dönem gelenler gördüler mi? Buna göre mi şehri inşa ettiler? Yani Osmanlı’daki uzmanlar Bizans’ın suyolları hakkında nasıl tespitlerde bulunmuşlar? Bu amaçla yaklaşık 385 yazılı ve çizili belgeleri çevirerek işe koyulduk. Örneğin Osmanlı’da yer altı genellikle mülkiyet ve su sıkıntısı üzerine belgelere konu olmuş. Bilhassa çizili belgeler çok dikkat çekiciydi. Yangın ve doğal afetlerden sonra ya da arsa satışları, miras hukuku vb. konularda çizilmiş bunlar; ayazma, sarnıç, kuyu gibi kavramlarla işlenmiş belgelere. Osmanlı kayıtlar tutmuş ve yer altı yapılarını mirastan saymış, bunlara bir kimlik vermiş. Toprak sınırları, yer altı yapılarına izin verilmesi gibi belgeler de söz konusuydu.

Günümüz haritalarına bu yapıları işleyerek yani saha araştırması yaparak bilgileri aktardık, görüntüler ve videolar aldık. Kısacası bu yapıları bir envanter şeklinde görünür kıldık.

S: İstanbul’un yer altı yapılarını incelemek için buralara inip çeşitli araştırmalar yaptınız. Bu araştırmalar içerisinde ilk kez görüntülediğiniz yapılar oldu mu?

C: Fatih Camii Karadeniz Sarnıcı, Ahmediye Camii Sarnıcı, İstanbul Arkeoloji Müzesi Bahçe Sarnıcı, Darphane Bahçe Sarnıcı, Ayasofya Camii Sarnıcı, Yavuz Selim Camii Suyolları, Sultanahmet Camii Suyolları, Mesnevihane Camii Sarnıcı ve Kuyusu, Süleymaniye Külliyesi Sarnıçları ve Su Yolları, Süleymaniye Hamamı Kuyusu, Sokullu Mehmet Paşa Camii Suyolları, Şehzadebaşı Camii Suyolları, Büyük Han Suyolu, Caferiye Han Suyolu, Merkez Efendi Çilehanesi ve Suyolları, İstanbul Üniversitesi bahçesindeki sarnıçlar, ilk kez görüntülendi.

S: Çalışmalarınızda sizi en çok etkileyen yahut şaşırtan yapılar hangileri oldu?

C: Merkez Efendi Çilehanesi’nin su yolu çok dardı, örgüsü nasıl bu kadar dar ve küçük olabilir diye çok şaşırdım. Bu yapılara bakınca acaba çocuk işçiler mi yahut cüceler mi çalıştı diye sorguladım. Nasıl temizlendi mesela buralar? Hepsi iç içe geçmiş yapılar, insanların ihtiyaçları ve insan eliyle yapılan yapılar hepsi. Hayretle baktım her birine.

S: İnceleme alanınız yerin altı olunca insan sormak istiyor tabi, nedir bu “yer altı” diye?

C: Öncelikle kelimenin kullanımını merak etmiştim ben de. Şöyle ki “yer altı” kavramı, TDK’de somut anlamı ve soyut anlamı birbirine yaklaştırılmış ve sonra ayrılmış olarak karşımıza çıktı. Bu çok yeni bir bilgiydi. Türkçede hem “illegal” anlamında hem de yapı olarak “yer altı yapıları” anlamında kullanımı var. Hatta “yer altı yapısı” yazarken kelimeleri ayrı yazıyorsunuz ama “yeraltı faaliyeti” yazarken birleşik yazıyorsunuz. Bu dahi farklılaşıyor. Osmanlı’daki kavramlara bakınca öncelikle harf devrimiyle dilin başka anlamlara doğru değiştiğini görüyoruz. Osmanlı’da hem “illegal” hem de “mimari” anlamlarda “tahte arz”, “tahte turab” diye ifade edilmiş. Ancak edebi eserlerde yer altına atıf yapılan her şey önce hep İslam anlayışıyla ele alınmış. İslami literatürden bakıldığında yer altı ölüm inancı ve cehennem ile sembolize edilmiş. Karanlık ve yer altı ortak sembolize edilmiş cehennem için.  Aslında bu karanlık ile bağdaştırma bir gerçek, çünkü hala yer altını biz aydınlatıyoruz. Tabii, ilginç olan insanların bu yer altı yapılarından korkması. İnsan yer altına sınır çizemiyor, tıpkı gökyüzü gibi… Ne kadar derin, ne kadar karanlık diye düşündüğümüzde gözümüzün görmediği şeyler doğal olarak bizi korkutuyor. Yer altında bir ufuk çizgisi yok, tıpkı ölüm hissi gibi yani. Ötesinde ne var? Bizi ne bekliyor? Kim bilir!

S: Hakikaten de öyle. Ötesinde ne var hiç bilmiyoruz. Arzu Hanım, peki tüm bu araştırma sürecinde karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

C: İstanbul’un yer altı yapıları oldukça girift ve kapsamlı bir manzumelerden müteşekkil. Yaşamın akıp geçtiği şehrin alt tabakasında bulunan mekânların, toplumsal hafıza ve tarihsel bağlamı içinde dönemin kaynakları ile düşünülmesi gerekiyor. Fiziksel çevre ile bu yapılar arasında iletişimsiz lakin canlı bir bağ var. Bazen kapağı kilitli bir kuyu bileziği ya da üst mekânla anlamından kopuk demir bir kapak, insanları onların varlığından haberdar edebiliyor. Bu işaretlerin ilgililerin dışında fark edilemiyor olmaları ve ulaşabilmenin zorlukları, konunun bakir kalmasının önemli unsurlarından sayılabilir.

Yer altı yapılarına erişebilmenin zorlukları çoktu. Bu çalışmada profesyonel mağaracı ve dalgıç desteğiyle ilerleyebildim. Bu mekânlarda mahal incelemelerini birlikte gerçekleştirdiğim Galeri Mağara Grubu ve İTÜ Mağaracılık Kulübü üyeleri ile İSKİ Vakıf Sular İdaresi su yolcularına emekleri için teşekkür ederim.

Çalışma esnasında karşılaşılan en büyük zorluk, sokak isimleri ve sınırlarının tespit edilememesiydi. Yapılacak hataları bir nebze olsun azaltabilmek adına Ayverdi haritaları, 1909-1913 yıllarında üretildiği bilinen ve sokak isimlerinin daha rahat tespit edildiği Alman Mavileri haritası ile karşılaştırıldı.

Bu bağlamda yer altı yapılarının yerinde belgelenmesinin zorlukları aşılarak sarnıçlara ulaşıldı.

Erişemediğimiz yapılara erişmede konunun uzmanları ile deneyimli insanlarla çalıştım. Bu zorluklara rağmen araştırmayı bitirebildim. Hayret, gayreti tetikledi.

Su yollarından, dehlizlerden geçmek gerçekten zordu. Normal bir insanın geçemeyeceği kadar dar ve kısa yapılar bunlar. Ben biraz daha fiziksel niteliklerimden dolayı kolay geçebildim diyelim.

Fakat buna rağmen çalıştığım kurum ve ekiplerce emniyetim hep ön planda oldu. Macera değil bir araştırmaydı. Dolayısıyla prosedüre uygun izinler alınarak Osmanlı belgelerinin izleri sürüldü.

S: “İstanbul’un taşı toprağı altındır” derler, Arzu Hanım. Yerin altı da öyle midir, ne dersiniz?

C: Medeniyetler yerin altına çok kıymet vermiş. Yangına karşı, hayati ihtiyaçlara karşı en önemli ihtiyaç su olmuş çünkü. Tarihi Yarımada’yı şekillendiren su, yerin altını da şekillendirmiş aslında. Su silueti alttan da şehri besleyen bir siluet. İnsan eliyle yapılmış ve çok kıymetli yapılar bunlar. Katmanlarının her biri kıymetli. İstanbul’un kadimliği de zaten buradan gelmiyor mu?

Şehrin altına ilmek işler gibi mimariyi öyle işlemişler. Su yollarındaki örgüler ve kemerler yüzyılların sanatını yansıtıyor. Çok etkileyici, çok güzel.

Efsunlu ve kıymetli bir tarihin peşinde gibi hissediyorsunuz.

S: Çalışmalarınızda uzman ekiplerle yerin altında keşifler yaptınız. Bu süreçte çevrenizden ve ailenizden nasıl tepkiler aldınız?

C: Çalışmalarımı egzotik bulanlar oldu. Bu keşif işini heyecanlı bulanlar oldu. Korkuyla yaklaşanlar da var tabii. Ayak bastığınız dünyanın altında başka bir dünya var çünkü. Soruyorlar mesela “Değişik hayvanlar gördün mü?” diye, gülüyoruz. En fazla fare gördük.

Cesaretimi takdir eden ve destek olan çok fazla insan var. Mesela çocuklarım beni çok destekledi. Heyecanımı anladılar. Yer altından çektiğimiz fotoğrafları ve videoları gördükten sonra yani ürünleri gördükten sonra beni anladılar, destek oldular. “Anneciğim, dikkat et” diye beni gözeten küçük oğlum mesela bana çok duygusal motivasyon sağladı. Büyük oğullarım ise daha çok olgunlukla karşıladılar. Sahada da çok destek gördüm, çalışma arkadaşlarım bana çok destek oldular. Hassasiyetlerimi gözettiler. Bu hususta örneğin giyinmek ve hazırlanmak için daima özel bir alana sahip olabildim.

S: Son olarak, tarihe dair değerlendirmelerinize bakarak İstanbul’un su yollarının geleceği hakkında ne söylemek istersiniz?

C: Bu konuya cevap vermek için çok disiplinler arası bir çalışma yapmak gerekiyor. Çünkü biz yer altına girdiğimizde bu yapılar çok atıl kalmıştı. Osmanlı döneminde bu su yolları üzerinden çizilen haritalara şimdilerde bir tespit çalışmaları yapılabilir. Tespit edilip hangi noktalarda, ne kadar bir tahribat var ya da şehirde hangi noktalarda su akışı var, bu akış nerden geliyor nereye gidiyor diye İstanbul’un topografyasını çıkarmak üzerine bir çalışma yapılabilir. Ben kendi konum açısından bu çalışmalara çok rastlamadım ama tabii belki başka disiplinlerde yapılmıştır. Aslında disiplinler arası bir çalışma ortaya koyulabilir. Şehirde sürekli bir hafriyat ve kazı söz konusu, yani sürekli bir şeyler keşfediliyor, bir şeyler çıkıyor. Tarihi Yarımada artık UNESCO dünya miras listesinde olduğundan bizler daha bilinçli kazılar yapmalıyız. Bu yapıları iyi bilerek korumalı, yeniden imar etmeliyiz. Yapılara yeni kimlik kazandırmalıyız. Haliyle yerin altından çıkan şeyleri tesadüfen değil de bilerek ilerlemeliyiz. Kaçak çalışmalarla ve devlete bildirilmeden kapatılmış çalışmalarla bu yapılara zarar veriliyor çünkü. Bu anlamda çalışmaları tarihsel köklerine uygun olarak yapmalıyız. İlerleyen zamanda bu hususta yeni politikalar da üretilebilir. Bundan sonraki onarım ve restorasyon çalışmalarında bunları bilerek projelendirmeler ortaya konulabilir. Esasında tez çalışmamın amacı da bu ileri dönük çalışmalara temel olması için bir ürün ortaya koymaktı.

Yeniden çok teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dileriz.