Dilimiz kültürümüzdür. Dilimiz kimliğimizdir. Dilimiz medeniyetimizdir. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dediği gibi, “dilimiz ses bayrağımızdır bizim!” Bu yüzden dilimizi korumak ve ona sahip çıkmak zorundayız. Fakirleşen ve başka dillerin hegemonyasına giren bir dil, bir milletin köleleşmesine giden yolu açar. Sömürgeciler gittikleri yerlerde öncelikle kendi dillerini dayatırlar.
Ebubekir Dilekçi
Eğitimci-Yazar

İletişim, insanların duygu ve düşüncelerini farklı yöntemlerle ifade etme sürecidir. İletişim, yazılı, sözlü ve sanatsal olabildiği gibi beden dili de iletişimin önemli bir unsurudur. Sözlü ve yazılı iletişimde kullanılan dilin zenginliği, iletişimin niteliğini ve kalitesini arttırır. Dil ve düşünce arasındaki bağ, bir kültürün, bir düşüncenin sahip olduğu gücü gösterir. Dilin yozlaşması, düşüncenin ve kültürün çoraklaşması anlamına gelir. Zengin bir dile sahip düşünce, zengin bir kültürün neşvü nema bulmasına zemin hazırlar.
Dilin zayıf olduğu bir yerde ifade güçlüğü ortaya çıkar ve düşünce net bir şekilde ifade edilemez. Düşüncenin zayıflığı dilin zayıflığıyla doğru orantılıdır. İnsanlar zihinlerinde bulunan kelime hazineleri kadar düşünürler. Dilimiz kadar düşünür, dilimiz kadar konuşuruz. Sahip olduğumuz sözcük sayısı az ise, kendimizi yeterince ifade edemeyiz
Açık ve net bir şekilde ifade edilemeyen düşünce, iletişim çatışmalarına neden olur. Ülkemizde boşanmaların çoğu, iletişim çatışmaları ve yanlış anlaşılmalardan kaynaklanıyor. “Türk insanı söylemez; söylenir” deyimi, bir başka iletişim eksikliğimizi ortaya koymakta. Yaşadığımız iletişim çatışmaları ya yeterince konuşmamaktan ya da yanlış seçilmiş sözcükler kullanmamızdan kaynaklanıyor.
Dilimiz kültürümüzdür. Dilimiz kimliğimizdir. Dilimiz medeniyetimizdir. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dediği gibi, “dilimiz ses bayrağımızdır bizim!” Bu yüzden dilimizi korumak ve ona sahip çıkmak zorundayız. Fakirleşen ve başka dillerin hegemonyasına giren bir dil, bir milletin köleleşmesine giden yolu açar. Sömürgeciler gittikleri yerlerde öncelikle kendi dillerini dayatırlar. Fransızcanın Afrika’da yaygın hâle gelmesi, sömürü düzeninin yıllarca sürmesine neden oldu. Günümüzde de kültürel emperyalizmin en önemli aracı, dildir. Açık bir sömürgeciliğe maruz kalmamış olsak da ülkemizde iş yeri tabelalarının ve ürün markalarının İngilizce seçiliyor olması, hazin bir durumdur. Günlük konuşma dilinde araya sızan İngilizce sözcükler, dilimizin ne kadar açık bir saldırı altında olduğunu gösteriyor.
Dilimiz için yeni bir tehdit, Sosyal Medya Dili:
Teknolojik iletişim araçlarında kullanılan dil, insanoğlunun binlerce yıldır kullandığı yazı dilini tehdit eder hâle geldi. Sosyal medya ve mesajlaşma programlarında kullanılan iletişim dili, kısaltma ve küçük resim sembollerden oluşuyor. İnsanoğlu, hız ve haz çağında daha çabuk bir iletişim süreciyle yaşamayı arzu ediyor.
(SA: Selamünaleyküm, MRB: Merhaba, NBR: Ne haber, AEO: Allah’a emanet ol, F2F: Yüz yüze) insanlar sosyal medyada bu gibi kısaltmalarla iletişim kuruyorlar.
Hızlı, cümle kurmadan, sözcükleri kısaltarak, sesli harfleri kullanmadan yazmak, sosyal medya dilinin en bariz özelliğidir. Sanal âlemde dil bilgisi kurallarının, noktalama işaretlerinin, büyük-küçük harf kullanımının esamesi okunmuyor. Bunların yerine kısaltmalar ve emojilerden oluşan, hedonizme dayalı bir iletişim süreci, arzı endam ediyor. Böyle bir anlaşma tarzı, gittikçe fakirleşen dilimiz ve kültürümüz için ciddi tehditler oluşturuyor.
Sosyal medya dilinde insanlar sevinçlerini ve öfkelerini, küçük ikonlar kullanarak ifade ediyor. Mesajlaşarak anlaşan milyonlarca insan, öfkelerini kızgın suratla, sevinçlerini gülen yüzle, teşekkürlerini bir araya gelmiş iki el ile ifade ediyor. Bunun sonucunda bir dilin zenginliğini gösteren binlerce deyim, atasözü, nükte, söz sanatı dijital dünyanın tuşları arasında yok olup gidiyor.
İletişim dili olarak sembollerin kullanılıyor olması, insanoğlunu Paleolitik çağda mağaralara çizilen sembollerin dünyasına geri götürüyor. Oysa yazılı iletişim, şiir, hikâye, öykü, roman, deneme, otobiyografi gibi pek çok sanatsal faaliyete kapı aralayarak bir dilin zenginliğini gösteren en önemli unsurdur.
Sosyal medya dili, bir dilin barındırdığı zenginliği, estetiği ve gücü yok ediyor, onu çoraklaştırıyor. Sınırlı sayıda harf ve sözcük kullanılarak basitleştirilen dil, aslında düşünce dünyamızı ve duygularımızı basitleştirmiş oluyor. Sonuç olarak uzun yazıları okuma, okunanlardan farklı yorumlar çıkarma, analiz ve sentez yapma becerilerimiz gittikçe yok oluyor.
Peki, ne yapacağız? Günümüzde vazgeçilmez bir hâl alan teknoloji dünyasının iletişim dilini kullanmamak mümkün mü? Elbette mümkün değil, ancak sosyal medya dilini kullanırken sabırla dilimizin kurallarına uyacağız. Kısaltmalar ve simgelerle duygularımızı ifade etmek yerine deyimlerimizi, atasözlerimizi, nüktelerimizi, şiirlerimizi tercih edeceğiz. Okullarımızda Türkçe ve Edebiyat derslerine gerekli önemi vererek nesillerimizi kitap okumanın büyülü dünyasına sokacağız. Nesillerimize kitap okuma alışkanlığı kazandıramazsak, sosyal medyanın sathi bilgi kaynaklarından beslenen, yönlendirilmeye ve provoke edilmeye açık bir nesil bizleri bekliyor. Yine okullarımızda medya okuryazarlığı dersleri koyarak sosyal medyanın dilimize verdiği zararları kontrol altına alıp onu disipline edebiliriz.
Dilimize sahip çıkmazsak, onu kollamazsak, zamanla düşünemez, yargılayamaz bir toplum haline geliriz. Dil meselesi, kültürümüzün korunması ve medeniyetimizin yeniden ihya edilmesi için öncelememiz gereken en önemli meseledir.
