Vakit Yeniden Bismillah Demenin Vaktidir

Kur’an, sadece Peygamber Efendimizin dönemine ait bir kitap değil, kıyamet sabahına kadar gelecek tüm zamanlara ait olan bir kitaptır.

M. Fesih KAYA

Değerli şairimiz İsmet Özel beyin ‘’Her şey ben yaşarken oldu bunu bilsin insanlar’’ demesi gibi son çeyrek yüzyılda dünyamızdaki gelişmeler, insanlık tarihi yekûnunda gerçekleşenlerle neredeyse eşdeğerdir. Yaşadığımız hayatta çok şeye şâhit olduk pandemide. İlk kez Kâbe’nin tavafa kapatıldığını, umrenin ve hacın yapılmama kararının alındığını, camilerde namaz ve cumanın kılınamadığına şâhid olduk. Ramazan’ın gelişi ilk kez bizde bu kadar yürek burkulmasına neden oldu. Hâlbuki Ramazan, kutsal misafir, üç aylara girişle birlikte tüm küreyi arzda bir heyecana ve sevince neden olurdu. Hamdolsun o günler geride kaldı ve vakit yeniden bismillah demenin, hep birlikte kayıplarımızı telafi etmenin, merhamet elçileri olarak küreyi arzı yeniden dağılmak, ıslah, ihya ve inşan etmek için hazırlanmanın vaktidir. Tarumar olmuş dünyayı adeta yeniden derlemek, toparlamak ve rayına oturtmak için Ramazan, yeniden misafirimiz.

Üstat Sezai Karakoç ramazanla ilgili şöyle der: “Ramazan gelince özge bir zaman başlar. Ruhun ön planda olduğu bir zamandır bu. İnsan iyiliklere, güzelliklere doğru bir yürüyüştedir. Kirden, karanlıktan uzak günler. Kurtuluş günleri, arınma günleri, Bir ev nasıl yılda bir defa temizlenir, örümcek ağlarından kurtarılır, kiremitleri aktarılır, sıvanır, yıkanır, onarılır ve badana edilir; yani yeni yapılmış hale getirilirse, bir ruh da yılda bir kere böyle bir genel temizlik ve revizyon ister. Bir şehrin temizlenmesi, onarılması, yeniden yapılması, sıva, boya ve badanalarının tazelenmesi ile Müslüman bir şehrin oruç boyunca ruhî canlılık ve hareketi, yükselme ilerlemesi birbirini çok andırır. Oruç, demek ki bir noktadan bakılınca, ruhun ve vücudun dezenfekte edilmesi oluyor.” (Betonları Kıran Oruç )

Ramazan; kameri ayların dokuzuncusu, Müslümanların oruç tutmakla mükellef oldukları dinimizce kutsal sayılan ay. Ramazan; başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat olmaktır.

Ramazan, Arapça bir kelimedir. Bu aya ramazan denmesinin hikmetini şöyle belirtilmiştir âlimlerimiz:

Yaz sonunda, güz mevsiminin evvelinde yağıp da yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına gelen “ramda” kelimesinden alınmıştır. Bu yağmur, on bir ay boyunca dünyada hem maddi planda hem de mana planında etkilenerek kirlenmiş olan biz müminlerin tüm yönleriyle kendimizi arındırdığımız aydır. Ramazan denince aklımıza ilk anda orucun gelmesiyle birlikte bu ay sadece oruç ayı değildir, ancak oruç en başat ibadetidir Ramazan’ın. Efendimiz (a.s) bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:

“Kim inanarak ve alacağı sevabı Allah’tan umarak ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları bağışlanır” Buhari

Güneşin şiddetli hararetinden, taşların yanıp kızması anlamına gelen “ramad” kelimesinden alınmış olduğu da rivayet edilir. Bu şekilde kızgın yerde yürüyenin ayakları yanar, zahmet ve meşakkat çeker. Bunun gibi Ramazan’daki en önemli ibadetlerden birisi olan orucu tutan kimseler de açlık ve susuzluğun hararetine katlanır, meşakkat çeker, içi yanar. Kızgın toprak ve taşla orada yürüyenlerin ayaklarını yaktığı gibi Ramazan da müminlerin günahlarını yok eder.

Ramazan ayına on bir ayın sultanı denmiştir.

Ramazan’ı sultan yapan bazı özelikleri kısaca şöyle sıralamak mümkündür:

•Kur’an-ı Kerim’de adı açıkça ifade edilen tek aydır.

•Kur’an-ı Kerim’de bin aydan daha hayırlı olduğu ifade edilen Kadir gecesi bu ayın içerisindedir.

•Dinimizin beş temel şartlarından birisi olan oruç, bu ayda farz kılınmıştır.

•Fıtır sadakası vermek bu aya ait bir ibadettir

•Teravih namazı, bu ayın gecelerine has bir namazdır.

•İtikâf, bu ayın içerisinde gerçek anlamını bulmuştur.

Efendimiz (a.s) şöyle buyurmuşlardır:

“Ümmetime Ramazan ayında beş şey verilmiştir ki bunlar benden önceki hiçbir peygambere verilmemiştir:

1. Ramazan’ın ilk gecesi olunca, Allahu Teâlâ ümmetime rahmet nazarıyla bakar. Allah her kime rahmet nazarıyla bakarsa artık ona ebedi olarak azap etmez.

2.Akşamladıklarında ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.

3.Melekler her gün ve gecesinde onlar için istiğfar eder.

4.Allahu Teâlâ cennetine emredip; kullarım için hazırlan ve süslen. Onların dünya meşakkatlerinden kurtulup benim yurduma ve ihsanıma istirahat için gelmeleri yaklaştı buyurur.

5.Gecenin sonu olunca Allah hepsini bağışlar. Orada bulunanlardan birisi, o gece Kadir gecesi midir, diye sorar. Efendimiz (a.s): Hayır çalışanları görmüyor musun? Onlar çalışıp işlerini bitirince kendilerine ücretleri tam olarak ödenir buyurdu.” Beyhâki

Aslında bütün ibadetlerde ortak hikmet kanımca Efendimizin (a.s) “şüphesiz ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” deki mübarek sözlerinde gizli. Elbette ki bu tespit başka bir yazının konusudur. Ancak buradan yola çıkarak aslında bütün ibadetlerin asıl gayesi ve hikmetinin, Allah’ı görüyormuş gibi O’na ibadet etmek çerçevesinde insanın hayatını inşa ve ihya etme ahlakını edin/dir/mesidir.

Bu bağlamda Ramazan ayının en önemli ibadetlerinden biri olan oruç ile ilgili şunları ifade etmek gerekir:

Oruç, kişiyi nefsin isteklerine karşı engelleyip, insanın bunlara hâkim olmasını sağlayan ve dahası kişiye itaat ve sabırı uygulamalı olarak öğreten en önemli amellerdendir.

Oruç, nefis tezkiyesinin en yüksek makamı olan sabrın yanı sıra, şehvani istekleri frenleme ve onların esiri olmamak adına hayatlarımızda büyük rol oynar.

Oruç, fertlerin ahlakı üzerinde derin izler bırakarak hayatın tüm alanlarına nüfuz eder.

Oruç, insanları terbiye ederek onları edeplendirir, huylarını düzeltir, ahlaklarını güzelleştirir, iradelerine hâkim olmalarını ve nefislerine galip gelmesini sağlar.

Yukarıda yazılanların gerçekleşmesi için azami olarak şunları yerine getirmek gerekir.

•Gözü haramdan korumak. Efendimiz (a.s) şöyle buyurmuşlardır:

“Gözün harama bakması şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah korkusundan dolayı bu şekilde bakmayı terk ederse, Allah ona öyle bir iman nasip eder ki kişi onun tadını kalbinde duyar.” Taberani, Hâkim

•Dili korumak: yalan, gıybet, çirkin söz ve alaycı ifadeleri terk etmek.

Sufyanı Sevri: “Gıybet” orucu bozar.

Mücahit ise ‘’yalan ve gıybet ‘’ orucu bozar demişlerdir.

Efendimiz (a.s) ise şöyle buyurmuşlardır:

“Kişi yalan sözü ve onunla amel etmeyi bırakmadığı takdirde Allah’ın onun yemesini ve içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur” Buhari

“Oruç bütün fenalıklara ve cehenneme karşı bir kalkandır. Sizden birisi oruçlu olduğu vakit cahillik edipte kem söz söylemesin, şayet birisi size sataşır ise ona ben oruçluyum diye mukabelede bulunsun.” Buhari

•Diğer uzuvları haramdan korumak. Efendimiz (a.s) şöyle buyuruyorlar:

“Nice insanlar vardır ki, tutmuş oldukları oruçtan geriye onlar onlara açlıktan ve susuzluktan başka bir şey kalmamıştır.” İbni Mace, Müsned

Sonuç olarak oruç, nefis tezkiyesi ve manevi gelişimimiz için çok önemli bir ibadettir ve farz orucun dışında kalan nafilelerle bunu yıl içinde de devam ettirmeliyiz.

Ramazan denince elbette ki hayat kılavuzumuz olan Kur’an-ı Kerim’den söz etmemek mümkün değil. Allah, Kuran-ı Kerim’i mübarek olan Ramazan’da ve mübarek olan Kadir gecesinde indirmeye başlamıştır. Dolayısıyla kitabın sahibi, bu kitap vesilesiyle bizlerden ne istiyor, sorusunu en çok sormamız ve buna uygun cevap/lar bulmamız için Ramazan harikulade bir imkân sunar bizlere. Bu soruya verilebilecek en beylik cevap; işlemeli muhafazalar içerisine koyup, odalarımızın duvarlarına astığımız Kur’an-ı Kerim, anlaşılmayı ve hayatlarımızı anlamlandırmayı bekliyor. Otomobillerimizin içini, işyerlerimizin duvarlarını ve camilerimizin kubbelerini süsleyen ayet-i kerimeler anlaşılmayı ve hayatı anlamlandırmayı bekliyor. O kitap tüm insanların adreslerine peygamber vesilesiyle gönderilmiş birer mektuptur ve anlaşılmayı bekliyor.

Şeyh Şadi Şîrâzî der ki “demircinin körüğü de hava alıp verir. Fakat yaşamış sayılmaz” der.

Yine: “Herkes ölür. Ama herkes gerçekten de yaşamış olmaz.”  Buradan yola çıkacak olursak, peki gerçekten de yaşamış olmak için insanın neye ihtiyacı var? Neyle ve nasıl yaşamalı?

Evet, gerçek manada yaşamış olmak için, ilahi bilgiyle hayatı anlamlı kılmak gerek. O halde Kuran-ı Kerim’i tanımalı, anlamalı ve yaşamalı insan.

Bu bağlamda şu cümleleri kurmak doğru olur sanırım:

Kur’an, tamamen Allah’ın sözüdür. Kelimelerin seçilişi, cümlelerin kuruluşu, ayetlerin tertibi, lafızları ve manasıyla tamamen Allah’a aittir.

Kur’an, sadece Peygamber Efendimizin dönemine ait bir kitap değil, kıyamet sabahına kadar gelecek tüm zamanlara ait olan bir kitaptır.

Kur’an, zamanın geçmesiyle eskiyen bir kitap değil, daima tazeliğini ve güncelliğini koruyan, insanları geriye değil ileriye götüren zamanın ve mekânın değişmesiyle değerini yitirmeyen bir kitaptır.

Kur’an’ın amacı, insanı dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmaktır.

Kur’an’ın ana konusu, Allah ve insandır. Kur’an, Allah’ı ve insanı tanıtır. Kur’an insana ait olan işleri dünyaya ait olanlar ve ahirete ait olanlar diye bir ayrıma gitmez. O halde, kafalarımızı çatlatırcasına bu bize hayat bahşedecek olan kitabı anlamaya çalışmalıyız.

Yine Ramazan ayının içerisinde bulunan ve bizleri kemâl basamaklarından teker teker çıkaracak olan itikâf ile ilgili olarak çok kısaca şunları yazmak mümkündür.

İtikâf, itikâf sözlükte, bir şeye yapışmak, tutunmak ayrılmamak, kendini bir şeye vermek, meşgul olmak, vaktini doldurmak, inzivaya çekilmek vb. anlamlara gelirken; ıstılahta ise bir mescide veya o hükümdeki yerde ibadet için özel şekilde bulunmak, Ramazan ayı içerisinde ve bazen sair zamanlarda da günler ve geceler boyu mescide kapanarak bütün dünyevi faaliyetlerden uzak bir şekilde tamamen ibadet ve tefekkürle meşgul olunmaktır.

İtikâfın amacını şu iki başlık altında toplamak mümkündür:

1. Müminin/davetçin, dünya meşgalelerinden kendini bir süre için tecrit ederek Rabbi ile halvete (tenhaya çekilme, yalnız kalma, ibadet, zikir, riyazet ve murakabeyle meşgul olmak üzere ıssız bir hücreye kapanma) çekilmesi ve nefsini muhasebe etmesi sayesinde hayatını ve amellerini O’nun rızası doğrultusunda tanzim etme ve Rabbani bir adam olma şuur ve haline erebilmesidir.

2. Ramazan ayının son on gününde girilen itikâf sayesinde ki bu en faziletli itikâftır, bu vesileyle Kadir gecesine rastlanarak bunun idrak ve ihya edilmesi demektir.

İtikâfın faydaları, hükmü, giriş ve çıkış, itikâfa girilecek yer, sahih olmasının şartları vs ile ilgili birçok şeyi saymak mümkündür. Ancak itikâf konusu başlı başına yeni bir makale konusudur.

Kadir Gecesi:

Allah (cc) Recep ve Şaban’dan sonra Ramazan’ı O’nun rızasına uygun ihya edenlere son bir iyilik olarak, bu üç aylık eğitim sürecinde yetiştiremedikleri veya eksik bıraktıklarını tamamlamak ve gayretlerine iltifat etmek üzere Kadir gecesini ihsan eder.

Zaman ve mekânlar kendilerinde meydana gelen büyük ve önemli olaylarla değer kazanırlar.

Örneğin: Mekke çölünü kıymetli kılan vahyin orada vuku bulması ve Kâbe’nin orada olmasıdır.

Kudüs’ü değerli kılan, Beytül Makdisin orada olmasıdır.

İstanbul’u değerli kılan, Hz. Peygamberin hadisinde yer almış olmasıdır.

Kadir gecesi hayırlarla dolu olayların vuku bulduğu bir gecedir.

Kadir kelimesi; güç, hüküm, değer, şeref gibi anlamlara gelir, özelikle Kur’an-ı Kerim’in bu gecede indirilmeye başlanmasından dolayı bu geceye “Kadir gecesi” adı verilmiştir. Çünkü Kur’an bu geceye değer katmış ve geceyi şereflendirmiştir.

Ebu Hureyre’ den rivayet edilen hadisi şerifte Efendimiz (a.s) şöyle buyurmuşlardır:

“Her kim iman ederek ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahları mağfiret olunur. Yine her kim de faziletine iman ederek ve mükâfatını sadece Allahu Teâlâ’dan bekleyerek Kadir gecesinde ibadet için kalkarsa geçmiş günahları mağfiret edilir.” Buhari

Sonuç olarak Kadir gecesi; fert olarak, aile olarak ve toplum olarak kararlar alacağımız bir karar gecesi olmalıdır. O halde bu geceyi bir taraftan ibadet ve taatla geçirirken diğer taraftan bundan sonraki yaşantımız için kararlar aldığımız gece haline çevirelim. Bu gecenin ihyasına dönük olarak Hz. Aişe (r.a), Efendimize bu geceye ulaştığında yapılması gerekeni sorduğunda Efendimiz:

“Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tühibbül-afve fa’fü annî. Allah’ım sen affedicisin, affetmeyi seversin beni de affet” (Tirmizi) şeklinde dua etmesini buyurmuşlardır.

Allah, Ramazan’ın sonunda, Ramazan’ı hakkı ile ihya eden kullarından eylesin. Allah, bayram sabahı beraatını alanlardan eylesin.

Âmin…