İyi Gelir

En sevdiği yazarın, şairin kitaplarını özenle alsa, içlerine kendi el yazısı ile notlar yazsa, kimi zaman en çok sevdiği şiirleri. Sonra postacının getirdiği paketten bir bahar gülüşü değse sevdiğinin bakışlarına, parlasa yüzündeki gülüşleri, çehresi bir anda aydınlanıverse. Çok iyi gelebilirdi.

Öznur GÖRÜR KISAR

Eğitimci

Dinlediği türkü onu çok eskilere götürdü. Tam da artık sanki iyiden iyiye iyileşiyor, kabuk bağladı neredeyse diye düşündüğü zamandı. İyileştiğini sanmış olduğu yarasını, yeniden hoyratça acıtıp, dağlayıp, kanatmıştı. Türkünün sözleri, tınısı, söyleyenin içli, yanık sesi.

“Düz dara yâr, düz yâra,

Yâr zülüfün düz dara,

Doksan dokuz yârem var.

Sen açtırdın yüz yara.

Oy aman aman,

Burası Adıyaman.

Alem düşman kesilir.

Seni sevdiğim zaman.

Düzdedir yâr, düzdedir.

Yâr zülüfün düzdedir.

Nice güzeller gördüm.

Hâlâ gönlüm sendedir.”

    Nasıl oluyor da bir türkü, yıllarca, onca insanın her dinleyişinde, göğsünün hep aynı yanından yaralayıp ve yine aynı eksik yanlarını tamamlar gibi oluyordu. Onları zorlu sevda ikliminden alıp, teselli makamında gönüllerini bir an için hoş ediveriyordu. Şiirlerin, şarkıların, türkülerin insanoğlunun yaralarını saran, merhametli bir Anadolu kadını gibi bağrına basan, kuşatan, mucizevi bir yanı vardı. Yoksa nice olurdu halleri, sevda yükü ile yorulan gönüllerin? Türkünün onda çağrıştırdığı bu düşünceler ile sanki bir an hafiflediğini hissedip derin bir iç çekti. Pencereden içeriye dolan rüzgârlı hava içini bir an ürpertti. Bir türlü gelemeyen baharı düşündü. Hâlâ zaman zaman bu mevsimde üşüyor olmak ona dokunmuyordu da yalnız ruhunun ayazda kalıp üşümesi, soğukta titreyen cılız, ince bir bahar dalı misali onu hırpalaması, eğip bükmesi, incitmesi gönlüne ağır geliyordu.

   Bazan onu yoran bu sevda halini unutabilmek için kendisini evin dışına atar; insanların arasına karışıp teselli bulur, unutmak duygusunun hafifliği ve konforunda kaybolmak isterdi.

    Şimdi dizlerine oturtup sohbet edebileceği, dakikalarca saçlarını tarayıp, özenle örüp, en güzel renkli tokalarla gönlünü hoş edip, belki de ellerine kınalar yakıp sevebileceği, baharları kıskandıran cıvıltısı ile gönlüne iyi gelecek küçük bir kız çocuğu olsa, onu tüm düşüncelerinden, kaygılarından ve özlemlerinden bir an da olsa azade kılabilir miydi? Kim bilir?

   Belki de yüzündeki derin çizgilerin ona kattığı bilgelikle, anlamlı anlamlı bakan, sıcacık gülümsemesi, zayıf, titreyen elleri, sesindeki heyecan ve tam bir tevekkül halini kuşanmış, şükür ehli, yaşlı bir teyze ile sohbet etmek, nasihatlerini dinlemek, hayat tecrübesinden istifade etmek ona iyi gelecekti.

   Belki, ezandan saatler önce cami derneğine veya cami bahçesine gelip oturan, koşup oyun oynayan çocukları uzun uzun seyre dalan, cebinden çıkardığı şekerleri onlara pay eden, bastonunu oturduğu bankın yanı başına bırakıp, elindeki iri taşlı tesbihini çekerken arada “Hay hak!” deyip iç çeken, derin bir nefes alan yaşlı amca ile merhabalaşmak, sohbet etmek iyi gelecekti kim bilir? 

   Belki de yorulana dek çiçek dikmiş olsa, puantiyeli, çiçekli saksılara, eli yüzü toz toprak olana dek, sonra onları tek tek özenle pencere kenarlarına yerleştirse. Cansularını verse, hafif sessiz bir ses tonu ile neredeyse fısıltıyla konuşsa, kendince çiçekleriyle. İyi gelebilirdi.

   Özenle seçtiği çiçeği, en sevdiği şiir notu ile çok özlediği arkadaşına gönderse heyecanla. Onun yüzünde eşsiz bir tebessüm,  kalbinde sevinç olsa. Yapraklarında onu bulsa, her yeni gün. Belki iyi gelirdi. En sevdiği yazarın, şairin kitaplarını özenle alsa, içlerine kendi el yazısı ile notlar yazsa, kimi zaman en çok sevdiği şiirleri. Sonra postacının getirdiği paketten bir bahar gülüşü değse sevdiğinin bakışlarına, parlasa yüzündeki gülüşleri, çehresi bir anda aydınlanıverse. Çok iyi gelebilirdi.

   Sokağın köşe başında, güneşin tüm gün tenini yaktığı tombul yanaklı, yüzü güleç, çiçekçi amcadan her hafta kendine taze çiçekler alsa. Özenle yerleştirse vazoya. Evin en güzel köşesinde ona gülümseyip, göz kırpsalar birkaç gün, iyi gelebilirdi. Kesin iyi gelirdi

   Herhangi bir sokakta, rastgele bir bankta günün herhangi bir saatinde otursa, bir yerlere yetişme telaşı olmadan, umarsızca etrafı, şehrin yorgun, aceleci insanlarını seyretse, selamlaşsa kimileri ile. Derin düşüncelere dalsa dakikalarca. Hafif esen bahar yeli yüzünü şöyle bir okşayıp, esip geçse. Elindeki kitabın sayfalarında saatlerce kaybolup, kendini unutsa bir müddet. İyi gelirdi muhakkak.

  Yanındayken dolu dolu gülüşlerle, saatlerce anlamsız, saçma sapan şeylere birlikte gülebildiği, birer küçük haylaz kız çocuğuna dönüştüğü, gözlerindeki hüzün bulutlarını gizleyemediği, derdi, kederi görebilen arkadaşları ile birlikte vakit geçirmek ne iyi gelirdi. Adeta sıcak bir yaz gününde gölgesinde dinlenip, sükûnet bulduğunuz, bir bahar serinliği niyetine yanında nefeslendiğiniz dostlar. Değil mi ki insan insana şifadır. Bazan hiç konuşmadan, bir çift kelam etmeden, öylece susmak, uzun bir sessizliği paylaşmak çok iyi gelirdi.

Tüm bunlardan azade; gönlünün en kederli, gizli yakarışlarını duyan, kendine bile itiraf edemediği dertlerini bilen, onu dünyadaki herkesten daha iyi tanıyan, bilen, gönlünün kederini ondan başkasına aşikâr edemediği, ne kadar yanlış yaparsa yapsın, kapısına her geldiğinde, elini her açtığında, onu hiçbir şekilde mahzun ve yalnız bırakmayan, boş çevirmeyenle dertleşip, dua etse iyi gelmez mi? Şimdiye kadar yapageldiği işlerden, tüm yapıp etmelerinden, hepsinden, dünyadaki tüm derde deva denilebilecek her şeyden, her birinden daha iyi gelmez mi? Öyleyse; o elbette gönlünü ferahlatacak, yaralarını şefkatle ve ihtimamla saracak, dünyanın en güvenilir makamında onu korumaya alacak. Ona güvenip ondan gayrının kapısına gitmediği için,  onu en güzel şekilde iyileştirecek. Böyle bir yakarış, böylesi bir teslimiyet her şeyden daha iyi gelmez mi?

 İyi gelir; iyi gelecek elbet…

  Gönlünden geçen bütün bu düşünceler onu alıp uzaklara bir yerlere götürdü. Karamsar duygulardan dakikalar içinde sıyrılıvermişti. Besmele ile doğruldu. Elindeki kahve fincanını yavaşça masanın üzerine bıraktı. Bakışları o an ilk defa fark etmiş olduğu henüz yeni açacak olan çiçeğinin tomurcuğunda kalakaldı. Gülümsedi. O esnada açık pencerenin pervazına bir güvercin konuverdi. Biliyorum senin yüreğime kondurduğun bütün güzellikler, senin güzelliklerinin cüzî birer parçası dedi, içinden şükürle…