(Av)rupa Yolunda Av Olmayın

Endişem, koca koca insanların, profesörlerin kimi anket firmalarına inanarak “Geliyor gelmekte olan! Her şey güzel olacak.” çığlıkları atıp da bir türlü gel(e)memesi gibi, sizin de Avrupa’yı şereflendirememeniz.

Halil ÇAYAN

Son zamanlarda ‘’Türkiye’yi terk ediyorum. Avrupa’ya gideceğim.’’ gibi cümlelerle yaşadığı topraklardan şikâyetçi olan, halkını küçük görenlerin, kibirli cümlelerle, çektiği videolar sosyal medyada sıkça yer alır oldu. Ortaokul, lise yıllarımızda bir yolunu bularak köyden şehre inmek hayali revaçtaydı; bugünlerde ise Türkiye’yi terk etmek, bir şekilde kapağı Avrupa’ya atmak.

Konuşurken ‘’r’’ harflerini yaya yaya, cümleleri yabancı dil aksanıyla kurmayı marifet zanneden bu eğitimli(!) insanlara “Sultan Vahdettin hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorsanız, muhtemelen padişahın hainliğinden girer, İngiliz gemisiyle ülkeyi terk ettiğinden çıkarlar.

Yine de bir hakikatin altını çizmekte fayda var: “Bu memnunsuzlar grubu” ülkeyi terk ederken, belki de ona benzememek adına, Sultan Vahdettin gibi gemiyi değil uçağı tercih ediyorlarmış. Gelin kardeşim gelin; şimdiye kadar durduğunuz hata. Avrupa kollarını açmış sizi bekliyor. Hem buranın toprakları öylesine münbit ki, uçaktan iner inmez cebinize doğru bir Avro akışıdır başlıyor(!)

Bu gariban, birçok iş denemesine, yıllardır öğretmenlik yapmasına rağmen, günahlarının çokluğundan olsa gerek, böylesine imkanlara sahip olamadı. Kimbilir, belki siz olursunuz. Ayrıca, nice üniversite mezunu insanın en ağır işlerde çalışması, öğretmen veya mühendis olanların karın tokluğuna taksilerde direksiyon sallaması sizi yanıltmasın. Kimilerinin sokakta ya da köprü altında yatması da bir mizansen zaten. Hepsi de böylesine bir hayatı zevkten, yani yeşillik olsun diye yaşıyorlar.     

Bu kıyağımı unutmamanız ricasıyla, Avrupa’ya geldiğinizde, sizi bekleyen bazı zorlukları yazayım. Yazayım ki, “Bize bunları söyleyen olmadı. Artık kimseye güvenmiyorum.” serzenişleri eşliğinde, duymaya tahammül edemediğim, ‘’Baban da olsa güvenmeyeceksin.’’ gibi beylik lafları tekrarlamayasınız.

  • Dil problemin varsa, bunu halledebilmek için maddiyata ve zamana ihtiyacın olacak.
  • Pandemi ve Rusya – Ukrayna savaşı sonrası hayat Avrupa’da oldukça pahalandı. İklim değişikliğinden kaynaklanan kuraklıklar nedeniyle gidişatın daha da zorlaşacağı tahmin edilmekte.
  • Kimi firma, alışveriş merkezi ve bankalar, küçülme kararı alarak bazı şubelerini kapatmaya başladığından insanlarda işsizlik korkusu hâkim.
  • Son yıllarda anaokullarında çocuklara yer bulmak bir hayli zorlaştı.
  • Sağlık sistemi sıkıntıları ayrı bir problem. Ameliyat için randevu alabilme koşuşturmaları insana başka hastalıklar kazandırmakta.
  • Savaşların sebep olduğu göçler sebebiyle kiralık ev bulmak ya da satın almak, artık herkesin kârı değil.
  • Sular seller gibi bu ülkelerin dilini konuşup pasaportunu alsan da ‘’yabancı’’ damgasını yemekten kurtulamayabilirsin.
  • Ve daha nice sıkıntılar.

Ey sosyal medyada, “cahil insanlarla(!)” birlikte yaşamamak için, Türkiye’yi terk edeceğini ilan edenler!

Köyde yaşayanları hor gören, taraftarı olduğunuz partiyi desteklemeyenleri eleştiren cümlelerinizden de anlaşılıyor ki, kahir ekseriyetiniz, okumuş, dil bilen, kültürlü ve elit(!) kimselersiniz. Pembe hayallerle Avrupa’nın yolunu tuttuktan sonra tabak yıkamak, tarlalarda yana yakıla çalışmak zorunda kalırsanız üzülürüm. Onun için, fi sebilillah, Avrupa madalyonunun diğer yüzünü de biraz göstereyim istedim. Zira, pirim Yunus Emre, “Yaradılanı severim, yaradandan ötürü.” virdini tavsiye etmekte.

Sizlere bir iyilikte daha bulunabilme adına, küçük gördüğünüz o ülkeyi terk etmeden önce, Şener Şen’in ‘’Züğürt Ağa’’ filmini yeniden seyretmenizi tavsiye ediyorum. Böylece kendinizi olumsuz ihtimallere de hazırlar, zül addettiğiniz bazı işleri yapmak zorunda kalırsanız, Şener Şen’in İstanbul’da ağalığı bittikten sonra, “Domates! Biber var, biber.” diye bağırırken yaşadığı utancı tatmazsınız. Tabii, hâlâ utanacak yüzünüz kalırsa.

Endişem, koca koca insanların, profesörlerin kimi anket firmalarına inanarak “Geliyor gelmekte olan! Her şey güzel olacak.” çığlıkları atıp da bir türlü gel(e)memesi gibi, sizin de Avrupa’yı şereflendirememeniz.

Bazı siyasetçilerin yaptığı gibi, her söylenene inanmayın ne olur. Bulunduğunuz topraklarda yeterli yağmur yağmasa, istediğiniz ürün alınmasa da, Şener Şen’in Haraptar Köyü’nü satıp İstanbul’a gitmesi gibi, siz de “memleketinizi satıp(!)” Avrupa’nın yolunu tutmayın. Kim bilir, bir gün belki yağmur sağanak sağanak yağar, ürünler kantar kantar artar. Hem siz dağdaki çoban ya da kırdaki Züğürt Ağa gibi düşünüp aynı işi yapabilir misiniz? Ne de olsa sizler okumuş, mürekkep yalamış insanlarsınız.

Her şeye rağmen gurbet elleri mesken tutma sevdasına kapılırsanız, şu sözü yanınıza alın: ‘’Akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş.’’ Halil kardeşinizin üzüleceğini de unutmayın.

Dedim ya: (Av)rupa yolunda av olmayın.)