Türkçede Aliya Şiirleri

Şair dünyanın değersizliğini, onun bir istatistik oluşuna işaret ederek ifade eder. Dünyada artık her şey rakamlara indirgenmiştir. Rakamların büyüklüğü, yegâne değer ölçüsü olmuştur. İyiyi, güzeli, adaleti anlatması gereken şiirler, siparişle yazılır olmuştur. Egemenler her şeye olduğu gibi şiire de, kendi güçlerine güç kattığı oranda alan açmaktadırlar. Aynayı ayna yapan sır, dökülmüştür.

Mustafa ESER

Prof. Dr., FSMVÜ İslami İlimler Fak.

Çizgi: Hilal Özder

Olayların, şahsiyetlerin, kurumların nisyana terk edilmemesinin yollarından biri, onları yazmak, onları sanatsal ve kültürel enstrümanlarla kayda geçirmek, böylece tarihe not düşmektir. Bunlar arasında şiirin yeri ayrıdır, ayrıcalıklıdır. Peygamber Efendimizin Medine’yi nurlandırmasından (Talaa’l-bedru aleynâ) müslümanların Endülüs’te katledilmesine (Endülüs’e Ağıt) kadar birçok tarihi olay, şiirle daha etkin, daha derinden, daha içten anlatılmıştır. Efendimiz (s.a.v.) en güzel şekilde, şiirlerle vasfedilmiştir. Asr-ı Saadet’teki Ka’b b. Züheyr’in Kasidetü’l-Bürde’sinden Fuzuli’nin Su Kasidesi’ne, Mehmed Âkif’în Bir Gece’sinden Sezai Karakoç’un Küçük Na‘t’ına kadar şiir, peygamber sevgisinin en güzel taşıyıcı unsuru olmuştur.

Edebiyat tarihimizde devlet, kültür ve ilim adamlarımıza da şiirler yazılmıştır. Baki’nin Kanuni Mersiyesi, Muhammed İkbal’in Mevlana’dan etkiler, izler taşıyan Esrâr-ı Hodî’si, Yahya Kemal’in Itrî’si bunlara misal olarak zikredilebilir.

20. yüzyılın son yıllarında başlayan Bosna Savaşı, İslam dünyası için yeni bir harekete, yeni bir silkinişe yol açtı. Balkanları islamsızlaştıran batı dünyası, soğuk savaş sonrasında bölünen Yugoslavya’da İslami bir hareketlenmeye imkân vermemek için olanca gücüyle hıristiyan ulusları destekledi. Boşnak, Arnavut vb. müslüman unsurlar, komünizmin baskıcı, ötekileştirici ve yok edici uygulamalarından kendilerini ne kadar koruyabildilerse mevcut kimlikleriyle ayakta kalmaya çabaladılar. Bunun için bedeller ödediler, büyük kayıplar verdiler. Bu süreç, eski Yugoslavya’da müslümanca yaşamanın ve müslüman kalmanın mücadelesini veren hissiyat ve hassasiyet sahibi müslümanların bir araya gelmesine, birlikte hareket etmesine yol açtı. Bu oluşum ve hareket, geçmişi Genç Müslümanlar’a dayanan SDA’nın (Stranka Demokratske Akcije: Demokratik Eylem Partisi) kurulmasıyla sonuçlandı. Aliya İzzetbegoviç’in liderliğini yaptığı parti, Sırp ve Hırvatlara karşı Bosna-Hersek’in savunma merkezi oldu. Bir fikir adamı olarak, bir dava ve mücadele adamı olarak tarih sahnesine çıkan Aliya İzzetbegoviç, bir siyaset ve devlet adamı olarak ömrünü tamamladı.

Az önce bahsettiğimiz hakkında şiir yazılan tarihi şahsiyetlerden biri de, yazımızın konusunu teşkil eden Aliya İzzetbegoviç’tir. Konuya geçmeden, önce merhum hakkında kaleme alınan bazı kitapların isimlerini anmak istiyoruz. Böylelikle kendisine gösterilen ilgi ve alakaya işaret etmiş olacağız.

R. İhsan Eliaçık: Çağa İz Bırakan Müslüman Önderler: Aliya İzzetbegoviç, 2004.

Muharrem Balcı (Haz.): Aliya ve Arkadaşlarında Yol Haritası ve Gelecek Tasavvuru, 2010.

Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan: Özgürlük Mücadelecisi ve İslam Düşünürü Aliya İzzetbegoviç, 2014.

Hüseyin Yorulmaz: Bilge Lider: Aliya İzzetbegoviç ve Bosna, 2015.

Fikret Muslimoviç, Selmo Cikotiç: Düşünür ve Devlet Adamı Aliya İzzetbegoviç, (Çev.: Dzenita Özgüner), 2017.

Abdulvehap Ballı: Aliya, 2018.

Fatih Ali Hasaneyn Muhammed Şerif: Bilinmeyen Aliya, (Çev.: Ali Cançelik), 2018.

Âkif Emre: Aliya, 2019.

Halil Çil: Özgür ve Bilge Lider: Aliya İzzetbegoviç, 2019.

Yusuf Yavuzyılmaz: Aliya -Bilge Yönetici İzzetbegoviç’in Entelektüel Dünyası-, 2019.

Osman Arslan: Bilge Aliya, 2021

Muhammed Hâmid el-Ahmerî: (Yeryüzünde Filizlenen Gökyüzünün Çocuğu) Aliya’da Özgürlük ve Sanat, (Çev.: Muhammet Çelik), 2022.

Aliya’yı konu edinen dergilerinden de söz edelim. Bu bağlamda Hece dergisinin 229. sayısını, “Bilgemiz Aliya İzzetbegoviç” başlığıyla özel sayı olarak çıkardığını hatırlatmak isterim. “Saraybosna Sevgilim” başlığını taşıyan Tezkire’nin Bosna özel sayısında (Sayı: 42, Şubat-Mart-Nisan 2006), Aliya hakkında önemli yazılar yer almaktadır. Dijital olarak yayınlanan Kurtuba Edebiyat Kültür ve Sanat Dergisi’nin 40. sayısının dosya konusunun Aliya İzzetbegoviç olduğunu, vefatının ardından Umran (Sayı: 111, Kasım 2003) ile Gerçek Hayat dergilerinin (Sayı: 157, 24 Ekim 2003) birer mini dosya hazırladıklarını ifade edeyim. Sempozyumların, tez ve makale düzeyinde akademik çalışmaların yapıldığını da kaydedeyim. Bu yazıda Aliya’ya dair yazılan şiirlerden bahsetmeden önce Turgay Anar’ın Dünden Bugüne Bosna-Hersek ve Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu’nda “Modern Türk Şiirinde Aliya İzzetbegoviç” başlıklı bir bildiri[1] takdim ettiğini de belirteyim.

1992 yılında başlayan Bosna Savaşı, -siz buna hıristiyan Sırp ve Hırvatların müslümanlara saldırısı veya müslümanların hıristiyanlara karşı kendilerini savunması da diyebilirsiniz- doğal olarak bölge hakkında yazılara, çalışmalara, araştırmalara, edebi ve kültürel ürünlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Sanatçılar sanat açısından, akademisyenler akademik açıdan, edebiyat ve kültür adamları da edebiyat ve kültür açısından düşünce, duygu ve yaklaşımlarını sergilemişlerdir.

Şiirlerin üç eserde toplandığını görüyoruz.[2] Bunların ilki, Rıdvan Canım’ın hazırladığı Bosna, Ah Bosna! isimli güldestedir (Yedi İklim, İstanbul 1993 (?), 86 sayfa). Güldeste, adını içindeki Arif Ay’ın aynı isimli şiirinden almaktadır. Kitapta Aliya’yı konu edinen tek şiir, Rıza Duru’ya ait olan Mühür ve Gürz’dür (syf. 44-45). Şiir daha önce Yedi İklim’de (Sayı: 31, Ekim 1992, syf. 27) yayınlanmış. Mühür ve Gürz, savaş eksenli bir şiir. Zaten başlıktaki gürz, eski bir savaş aleti. Yazıldığı yıl dikkate alınırsa Duru’nun Aliya’yı anlatırken savaşı, Sırp saldırılarını, geçmişte Sırpların Osmanlı karşısındaki hezimetlerini zikretmesi, anlaşılır bir durumdur. Deyim yerindeyse, ânın vâcibi’dir. Şiir bir epigrafla başlamaktadır:

“..Tanjug ajansı Bosna-Hersek Devlet Başkanı Alija İzzetbegoviç’in taarruzu[3] bizzat yönettiğini..”

Şiirin, savaş merkezli bir şiir olduğunu söyledik. Bunu daha anlaşılır kılmak için şairin kullandığı kelimelere bakalım: mermi, bomba, kılıç, gürz, silah, namlu. Bunlar birden fazla çıkıyor karşısına okuyucunun. Mühür ve Gürz şöyle nihayete eriyor:

“Senin kalemin ey Ali silahın senin

Evlenene çeyiz kalana miras

Öpme yetmez Ali senin elinden

Öpmeli silahının namlusundan”

İkinci eser, Mehmet Aycı’nın derlediği Bosna Şiirleri -Akma Tuna Akma- adlı çalışmadır (Ocak Yayınları, Ankara 1993 (?), 151 sayfa). Bu kitapta Aliya’ya dair herhangi bir şiir bulunmamaktadır.

Son eser, Bosna Şiir Seçkisi’dir. İç kapakta şu not düşülmüş seçki hakkında: “Arif AY tarafından tezkire dergisi “Saraybosna sevgilim” sayısı için hazırlanmıştır.” (Kapaktaki imla korunmuştur. M. Özel). Öncekilerle bu eser arasında, zaman olarak on üç yıl kadar bir süre vardır. Bu da doğal olarak muhtevaya, seçilen şiirlere etki etmiş olmaktadır. 1993 sonrasında yayınlanmış olan Erdem Bayazıt, Mustafa Ruhi Şirin, Sıtkı Caney, Yüksel Peker gibi isimlere ait şiirler bulunmaktadır. Seçkide Aliya’yla doğrudan ilgili olan tek bir şiir vardır. Bir de dolaylı olarak. Doğrudan olan, H. Hüseyin Cesur’un Aliya başlıklı şiiridir (syf. 29-31). Cesur, bir vakıaya işaret ederek girmektedir şiirine:

Kaç kere boşaldı dünya

Kaç kere güldü yüzümüze yâr

Senin de ağlayan çocukların var

Yaşanan hayatın acılarının çokluğuna işaret ettikten sonra öğrenilenlerle yaşananlar arasındaki farka dikkat çekmektedir şair:

Böyle değildi dinlediğim masallar

her seher ağlamayacaktı

bir el değmeyecekti mahrem sokaklarına

şehrimizin…

Bu olumsuzluklar karşısında başvurulacak şeylerden biri de, Allah’a sığınmak, O’na yakarmak, O’ndan yardım dilemektir. Şair, Aliya’ya şöyle seslenir bu durumda:

ve sen ALİYA

senin ellerin

böylesine boş kalmamış

bu kadar açılmamıştı semaya

Aliya mutedilliği, adaleti, ahlakı, barışa olan meyli baskın olan, öne çıkan biridir. Cesur, onun bu özelliğine şöyle işaret eder:

Namludan kaçan bir kurşun

ellerinde ısınır

Şiir, şairin Aliya’dan beklentisiyle sona erer:

Belgrad ovalarında

gün olur

sen de ALİYA

sen de rüzgar gibi esersin.

Dolaylı olan şiirse Sıtkı Caney’in Ebuzuran’ıdır. Şiir, “aşka yalnayak koşanlara” ithaf edilmiştir. Şiirin öne çıkan imgelerinden biri, saflığın ve aşkın sembolü olan zambaktır. Şair şöyle seslenir:

Ey bütün zambakların kalbine akan kanlar

Ve

Sarılsam ağlasam zambaklara delice

Umutludur aynı zamanda Caney:

çocukların kalbinde yeni zambaklar açar

Biz Aliya’ya dönelim:

Dua dua isyan ve sağnak sağnak

hilalin sureti düşüyor suya

davran ey ebuzeran Allah sığınak

işte yeşil sancak işte aliya

Bu kitaplarda yer verilen eserlere “şiir” denmesi, şiir niyetiyle yazılmış olması hasebiyledir. Yoksa bunların çoğu, şiiriyetten uzaktır. Yayınlandıkları yerlere bakıldığında bu durum, zaten açıkça kendini gösterir. Bu bağlamda, Bosna Şiirleri kitabından bazı örnekler verelim: Bugün gazetesi kültür sanat eki (Gaziantep), Çınar Gençlik Dergisi, Sızıntı, Sur, Zaman gazetesi Aile eki, İcmal, Son Dakika gazetesi, Ümit, Mürşid, Milli Gazete, Diyanet Aylık Dergi. Şimdi de Bosna Şiir Seçkisi’nden örneklere bakalım: Zaman gazetesi Aile eki, Sızıntı. Son olarak Bosna, Ah Bosna!’dan: Akademik Yorum, Sızıntı, Ribat, Hedef Aylık Siyasi Kültürel Gazete, Tohum. Şiiriyet Bosna Şiir Seçkisi’nde, diğer iki esere nazaran daha çok gözetilmiştir. Bosna Şiirleri’nde, derleme konusunda daha rahat davranılmış, bu konuda yazılanların tümü bir araya getirilmeye çalışılmıştır.

Turgay Anar’ın yukarıda sözünü ettiğimiz Modern Türk Şiirinde Aliya İzzetbegoviç başlıklı bildirisinde değinilen şair ve şiirleri, ismen analım. Mücahit Koca: Bosna Kitabı, H. Hüseyin Cesur: Aliya, Ali Parlak: Karadziç Kiniyle Kirlenir Dünya, İlyas Şahin: Bilge Kral, Mehmet Aycı: Aliya, Ahmet Yalçınkaya: Saraybosna Mı yanan/Biz miyiz Aliya, Erdal Çakır: Kaderini Cennete Taşıyan Adama Söylediklerimdir, Âtıf Bedir: Ja Sin Sam Tvoj.

Yukarıda Hece dergisinin “Bilgemiz Aliya İzzetbegoviç” başlığıyla bir özel sayı çıkardığını söylemiştik. Burada Bosna ve Aliya’ya dair şiirler de bulunmaktadır. Bunlar arasında Aliya üzerine yazılmış iki şiir yer almaktadır. Şiirlerin ilki, daha önce Gerçek Hayat dergisinde (sayı: 160, 14-20 Kasım 2003) yayınlanan Mehmet Aycı’nın Aliya isimli şiiridir. Aycı, adı geçen şiirini daha sonra Bağdat Kitabı isimli kitabına (4 Kitap Yayınları, Ankara 2010, ) almıştır. Hece’de Aliya hakkında yazılan ve ilk kez orada yayınlanan tek şiir ise, Erdal Çakır’ın Kaderini Cennete Taşıyan Adama Söylediklerimdir adlı şiirdir. Üzerinde müstakillen durmayı hak eden bu şiir, Aliya hakkında yazılan en iyi şiirdir bence. Çakır, yaşananlar karşısındaki hüznünü şu mısraıyla dile getirir:

Yaprak düşer, ten sararır, Sarayevo’da ölüm hangi akşamdır

Şair dünyanın değersizliğini, onun bir istatistik oluşuna işaret ederek ifade eder. Dünyada artık her şey rakamlara indirgenmiştir. Rakamların büyüklüğü, yegâne değer ölçüsü olmuştur. İyiyi, güzeli, adaleti anlatması gereken şiirler, siparişle yazılır olmuştur. Egemenler her şeye olduğu gibi şiire de, kendi güçlerine güç kattığı oranda alan açmaktadırlar. Aynayı ayna yapan sır, dökülmüştür. Ayna, ayna olmaktan çıkmıştır. İnsanlığın aynaya bakarak kendisine çeki düzen verme imkânı ortadan kalkmıştır. Zamanın bomboş geçtiğine işaret etmektedir şair:

Ömür geçiyor, bizse kırıntılarını topluyoruz kesip biçtiğimiz hayatın

Hani ben bir Balkan’lıydım, şehadet parmağını dünyanın gözüne batıran

İnsandım Aliya, imzaladığım anlaşmaların tartışılmaz maddesi

Çünkü inanmıştım, gölgemden daha ağırdım, saçlarım ağarmazdı

Aliya’nın bizde yaptığı değişikliği ise şu dizelerle belirtir:

Sen geldin ve toplayıp münafıklığımızı yüzümüze vurdun

Oysa ne güzel terketmiştik dedelerimizin sakal ağarttığı o demleri

Hayamızı, öfkemizi ve Medine’de keçelere sardığımız tren gürültüsünü

Çakır’ın “Medine’de keçelere sardığımız tren gürültüsü”yle anlatmak istediği, atalarımızın nezaketi ve zarafetidir. Ceddimiz Osmanlı, Medine’ye tren yolu yapmıştır. Ancak trenin raylara sürtünerek çıkardığı ses, Efendimizin ruhaniyetini rahatsız eder endişesiyle raylar keçeyle sarılmıştır. Bu, nezaketin zirvesidir. Bu zirveden düşmek hiç de kolay anlaşılır değildir.

Erdal Çakır, şiirinin son bölümünde Aliya’nın yüzünü ve ellerini anlatır bize. Şaire göre onun yüzü, “bir ayetten iktibas edilmiş”tir. Şair, onun asrın tablosu gibi olan hüzünlü çehresini, yüreğine asmıştır. Şiirin sonunda İzzetbegoviç’in elleri için şöyle der:

Var ya hani o Sarayevo’nun somun kokan çarşısını sulayan ellerin

Ben o elleri öpüyorum Aliya

Şimdi yukarıda sözünü ettiğimiz üç kitaba girmeyen ve diğer yayınlarda ele alınmayan şiirlere geçelim. Görebildiğimiz kadarıyla bunların sayısı, üçtür.

Bu bağlamda Aliya İzzetbegoviç’i konu edinen şiirlerin ilki, Seyfettin Ünlü’nün Yedi İklim dergisinde (sayı: 164, Kasım 2003, syf.7-8) sayısında neşredilen Aliya İçin Üç Şarkı’dır. Ünlü, şiire Çanakkale Savaşı’na atıfla başlamaktadır. Adı geçen savaşla ilgili yakılan türkülerden biri, Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı’dır. Ünlü, şiirinin birinci ve üçüncü bölümlerine bu türküden iktibaslarla başlamıştır. İlk bölüm, şöyle başlamaktadır:

saraybosna içinde aynalı çarşı

ey gençliğim eyvah değil

hep gittik gece boyu düşmana karşı

zaman haritasında rüzgârın sesi

çanakkaleden yayılır gibi

aliyayı çağırdı yiğitlik günlerinde

Şair, kendisinin şahsında bizimle İzzetbegoviç arasındaki muhabbeti, sevgiyi ve yakınlığı, şu kelimelerle ifade etmektedir:

seni düşündük aliya senden uzak değil

burada bu Üsküdar toprağında resmine bakıp

Ünlü, Aliya İzzetbegoviç’in anneannesinin Üsküdarlı olduğuna telmihte bulunmaktadır burada.

Üçüncü bölümden de birkaç mısra alalım:

saraybosna önünde bir uzun selvi

çanakkaleden yayılır gibi

kimimiz nişanlı kimimiz evli

ey gençliğim sen bir eyvah sesini değil

aliyanın şarkısını dinle duyarsın

Bir diğeri ise, Murat Soyak’ın Edep dergisinde (sayı: 34, Aralık 2012, syf. 7) neşredilen Aliya Şiiri, başlıklı şiirdir. Dört kıtadan oluşan şiirin her kıtası, “aliye izzetbegoviç” diye başlamakta, daha sonra onun bir sıfatı zikredilmektedir. Soyak’ın, şiirinde Aliya’yla birlikte andığı kelimeler, sırasıyla şunlardır: kahraman, bilge, komutan ve insan. Son olarak Aliya’nın “insan” olarak vasfedilmesi, onun kahraman, bilge, komutan gibi olumlu sıfatlarının dışında insan olması hasebiyle zaaflarının olduğuna işaret olarak değerlendirilebilir. Şiirin ikinci kıtasını, örnek olarak okuyalım:

aliya İzzetbegoviç, bilge

doğu ile batı arasında gül

dağların ötesinde bir muştu

kuşanmış iyiliği, güzelliği

Bu bağlamda anmamız gereken diğer bir şiir de, Ali Emre’nin Aliya’sıdır. Şairin Çeyizime Bir Kefen adlı eserinde (Alaz Kitap, 3. Baskı, Eylül 2023, s. 88) yer alan şiir, ilk önce Cins dergisinde (Ekim 2019) yayınlanmıştır. Ali Emre’nin gözünde Aliya, “Doğu’nun kitabını, Batı’ya çarpa çarpa okuyan adam”dır. İzzetbegoviç şairin dünyasında “Adriyatik avlusunda sarışın bir Üsküdar kuran fatih”tir. Bilindiği üzere Aliya İzzetbegoviç’in düşüncesinde ve hayatında adalet, merkezi bir yer tutar. Şair bunu şu beyitle ifade eder:

Diline binlerce serçe konmuş gibi aşkla konuşan çelebi

Savaş meydanında, adalet suresi gibi yürüyen komutan

1980lerden bu yana, yaklaşık kırk yıldır Türkiye gündeminde mühim bir yer tutan Aliya İzzetbegoviç hakkında yaptığımız incelemede onun edebiyatımızda, özellikle de şiirimizde pek işlenmediği görülmüştür. Bunun sebebi üzerinde edebiyatçılarımızın düşünmesi gerektiği kanaatindeyim. Başta ifade ettiğimiz gibi özelde şiir, genelde edebiyat sosyal, siyasal birçok konunun mühim bir taşıyıcısıdır. Evet, Bosna hadisesi sürecinde ve sonrasında Türkiye kamuoyu, dergiler ve gazeteler konuya ehemmiyetle eğilmişlerdir. Ancak bu eğilmenin sanatsal, kültürel ve edebi yönü zayıf ve cılız kalmıştır.


[1] Turgay Anar, “Modern Türk Şiirinde Aliya İzzetbegoviç”, Dünden Bugüne Bosna-Hersek ve Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu Bildirileri, Ed.: Zekeriya Kurşun, Ahmet Usta, Emine Tonta Ak, İstanbul 10-11 Mayıs 2018, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Gaziosmanpaşa Belediyesi, ss. 377-384.

[2] Burada Bosna’yla ilgili şu iki çalışmayı da kaydedelim: Sezai Coşkun, “Savaş-Edebiyat İlişkisi Bağlamında Bosna Savaşı’nın Türk Şiirine Yansıması”, Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul Ocak-Haziran 2011, ss. 29-52; Semiha Muhterem Belviranlı, “Modern Türk Şiirinde Bosna Savaşı”, Dünden Bugüne Bosna-Hersek ve Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu Bildirileri, Ed.: Zekeriya Kurşun, Ahmet Usta, Emine Tonta Ak, İstanbul 10-11 Mayıs 2018, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Gaziosmanpaşa Belediyesi, ss. 361-376.

[3] Güldeste’de bu kelime, hataen “taaruzu” şeklinde yazılmıştır.