Eski Bayramları Buldum

Çocuklar o kadar çok ve her yerdelerdi ki, yiyecek kuyruklarında o çocuklar bekleşirken seyyar oyuncakçıların etrafı da çoktan başka çocuklarla çevrilmişti. Çarşının her yerindeki dönme dolap ve  döner salıncak tezgahları da çocuklarla doluydu.

Harun ÖZÇELİK

Nerede o eski bayramlar…

Çocukluğumuzdan, gençliğimizden tadı damağımızda kalan lezzetin, sevginin, muhabbetin hissedildiği bayramlar.

Kırklı yaşların üzerindeki her insanın özlemle andığı, aradığı ve artık ulaşamadığı o bayramlar…

Aslında her birimizin aradığı samimiyet, muhabbet ve dostluk ancak her şeyin maddi planda değerlendirildiği günümüzde, bu duyguları doyasıya yaşamak ne yazık ki artık hiç kolay değil dediğim bir zamanda, 2024 yılı Kurban organizasyonu için İnsan Vakfı ile  Afganistan’ın  Şibirgan bölgesine gittik. Bize vekaletleri verilen kurbanları kesmek ve dağıtımlarını yapmak üzere gittiğimiz Afganistan’da sürekli çocukluk yıllarımı anımsadım. Sanki zaman tünelinde yolculuk yapıyordum.

Sibirgan’da bayramdan birkaç gün önce kurbanlıklar evlere götürülmeye başlamıştı. Kimileri yularından tuttuğu inatçı keçileri çekerken, kimileri de üç tekerlekli rikşalara yüklediği büyükbaşları götürüyordu. Arabaların bagajlarında taşınan  koyun görüntüleri sıradan bir durumdu. Erkekler nişanlılarına bir koç götürmeden bayrama girmiyordu. Bayramın ilk günü genel olarak herkes kurbanlıkların kesilmesiyle meşgul oldu. Ancak özellikle bayramın ikinci gününden sonra bölgede müthiş bir bayram coşkusu vardı. Yoldaki arabalarda, yürüyen insanlarda, çocukların gözlerinde bayramın bahşettiği mutluluğu görebiliyordunuz.

Artık  dört kişiden fazlasının sığmadığını düşündüğümüz arabaların her yerinden insan fışkırıyordu. Rikşaların bir metre karelik açık kasalarında onlarca kişi çoluk çocuk bayramlaşmaya gidiyordu. Bayramın çocukla güzelleştiğini burada çok daha net anladık. Elleri, ayakları, saçları kınalanmış kızlar, erkekler en güzel kıyafetleriyle dışarıdaydılar. Bazen üç dört kişinin aynı kıyafeti giydiğine de şahit oluyorduk. Aynı aileden oldukları intibasını uyandıran bu kıyafet birliği çocuklarda da yetişkinlerde de görülebiliyordu. Sanki Şibirgan’ın bütün çocukları sokaklara çıkmıştı. Etraf rengarenkti. Şekerleme, içecek, çikolata kapları her yeri sarmıştı. Çocuklar bayram harçlıkları ile küçücük bakkalların en önemli müşterileriydi. Mahalleler onlarındı, gruplar halinde oyunlar oynuyorlardı. Sadece çocuklar değil, genç kızlar da gruplar halinde geziyor, genç erkekler ise kendi muhabbet ortamlarını kuruyordu. Biraz daha merkezi yerlerde ise çarşılar iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalığı ağırlıyordu. Çarşı, çeşitli oyunlar ve yiyeceklerle doluydu. Adım başı elle yapılan dondurmaların önündeki sıralara karışıyorduk. Bir tarafta haşlanmış yumurta tezgahları, diğer tarafta ise buzu inceltip üzerine sos döken meybuzcu tezgahları. Ve her tezgahın önünde uzunca bekleşen çocuklar vardı. Haşlanmış nohut sırasındaki çocukların nohutları nasıl yediğini görmenizi isterdim. Çocuklar o kadar çok ve her yerdelerdi ki, yiyecek kuyruklarında o çocuklar bekleşirken seyyar oyuncakçıların etrafı da çoktan başka çocuklarla çevrilmişti. Çarşının her yerindeki dönme dolap ve  döner salıncak tezgahları da çocuklarla doluydu. Her adımımızla çocukluğumuza yürüyor ve oradaki bir manzarayı izliyorduk adeta. Gördüğümüz çocuklardaki neşe ve mutluluk, çocukluğumuzun bayram neşesine çok benzerdi ve günlerce seyretmeye değerdi.  Sadece çocukların değil gençlerin, büyüklerin, yaşlıların bayram sevinci de yüzlerine yansıyordu. İmkansızlık, yokluk ve yoksunluk içerisinde olmalarından dolayı yardıma geldiğimiz bu insanların, her şeye rağmen bayram sevincini nasıl güzel  yaşandıklarına şahit olduk. Afganistan’ın kuzeyi, Güney Türkistan’da bazen 40 yıl bazen 50 yıl bazen 100 yıl öncesine gittik. Ata yurdu bize mutluluğun sadece maddiyatla eş olmadığını tekrar gösterdi, mührünü vurdu, bayramın en güzel hediyesini verdi ve bizleri kardeşçe uğurladı.

Sağ olsun, var olsun, bayram o bayram olsun, tüm İslam coğrafyasının neşeyle bayramlaştığı o günler yakın olsun.