Ümmetin uzun süredir özlemle beklediği, ancak hiç ummadığı bir anda gelen bu zafer esintisi, ümit ediyoruz ki, sömürgeci güçlerin boyunlarına doladıkları kaşmir atkılarımızın çekilip alınmasına ve zamanında attıkları kördüğümlerin çözülmeye başlanmasına vesile olur.
Nihal PAKIRDAŞI

Boyunlarına doladıkları ipeksi bir dokunuşa sahip kaşmir şallarını hafifçe bollaştıran İngiliz aklı, dünyaya nam salmış çaylarını yudumlarken, hindistan ve pakistan arasında zaten karmaşık olan ilişkiyi kördüğüme çevirmeye karar verir. Ve Keşmir’i, Asya’nın Filistin’i haline getirecek ilk düğümü atarlar.
Keşmir, Hindu Kral Rincana’nın 1300’lü yıllarda Seyyid Şerifüddin adılı bir Sühreverdiyye dervişi aracılığıyla İslâmiyet’i kabul etmesiyle Müslümanlaşır. Ancak Sih mihracesi Ranjit Singh’in 1819’da yönetimi ele geçirmesiyle, nüfusun çoğunluğunu Müslüman olmasına rağmen, farklı inançlara mensup kişilerce yönetilmeye başlanır. Sih Krallığı’nın dağılmasından sonra İngiltere, 1846’da Anglo-Sih Savaşları sonucunda imzalanan Amritsar Antlaşması ile Keşmir’in yönetimini Hindu olan Dogra Hanedanlığı’nın kurucusu Gulap Singh’e yedi buçuk milyon rupi karşılığında satar. Pakistan’ın milli şairi Muhammed İkbal;
“Köylüyü, tarlayı, ırmak ve caddeleri sattılar
Bir ulusu sattılar, hem de ne ucuza sattılar!”
dizeleriyle bu acı olayı tarihe not düşer. 1947’de İngiltere, Hindistan’dan çekilirken, %85’i Müslüman olan Keşmir, dönemin prensi Maharaja Hari Singh’in inisiyatifi ile Hindistan’a katılır. Bu durum, Pakistan yanlılarının Hindular tarafından saldırıya uğramasıyla sonuçlanır. Cammu bölgesinde Ekim 1947 – Ocak 1948 arasında Cammu bölgesinde yaşanan çatışmalara 300 binden fazla Keşmirli Müslüman katledilir. İki ülke arasında Keşmir meselesi sebebiyle 1947-1948, 1965, 1971 ve son olarak 1999’da savaşlar meydana gelir. Savaşların ardından sağlanan geçici ateşkes sonucunda Cammu Keşmir’in yüzde 45’i Hindistan, yüzde 35’i Pakistan kontrolünde kalırken; bölgenin doğusundaki yüzde 20’lik bir kısım ise sınır komşusu Çin hâkimiyetine girer.
Nihayet, günümüze kadar süregelen İngiliz aklının Keşmir’e açtığı bu derin yara, Hindistan hükümeti tarafından hala kanatılmaya devam etmektedir. Özgürlüğü için büyük bedeller ödeyen Keşmir halkı zamanımızda da devam edegelen bu baskı ve zulümler karşısında son 30 yılda 95 bin şehit vermiştir. Nüfusunun %80’i Müslüman olan Keşmir’de halkı, Pakistan’ın da desteklediği, Keşmir’in geleceğini kendi halkının belirlemesi yönündeki referandum önerisi çıkarılan uluslararası kararlara rağmen başta İngiltere olmak üzere ABD ve Rusya’nın da yönlendirmesi ile Hindistan lehinde ilerlemektedir.
Birinci Dünya Savaşı’nın galiplerinin şekillendirdikleri dünyada, Müslümanlara uygulanan zulümleri kalem yazmaktan yoruldu, kâğıt görmekten pare pare oldu. Yüz yıldır Keşmir’de, Filistin’de ve tüm Müslüman ve mazlum coğrafyalarda batırılan güneşlerin baş müsebbibi olan İngiltere, üzerlerindeki soğuk güneşin batmayacağını güçlü bir şekilde iddia etmektedir. Fakat ben bu yazıyı kaleme alırken, Ortadoğu’yu kana bulayan ellerin arasındaki Halep “Şen olasın” dualarıyla, bin bir çile, gözyaşı ve alın teriyle kurtarıldı. Ümmetin uzun süredir özlemle beklediği, ancak hiç ummadığı bir anda gelen bu zafer esintisi, ümit ediyoruz ki, sömürgeci güçlerin boyunlarına doladıkları kaşmir atkılarımızın çekilip alınmasına ve zamanında attıkları kördüğümlerin çözülmeye başlanmasına vesile olur.
