Keşmir: İşgal Altında Kalan Müslümanların Sessiz Çığlığı

Keşmir’in halkı, yıllardır süregelen bu trajediye direnmeye devam etmektedir. Bölgenin geleceği için uluslararası camianın harekete geçmesi, Hindistan’ın hesap vermesi ve Keşmir halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması gerekmektedir. Keşmir meselesi, sadece bir coğrafi çatışma değil, aynı zamanda insanlık için bir vicdan sınavıdır. Bu çığlığa kulak vermek, adaletin sağlanması ve insanlık onurunun korunması için bir zorunluluktur.

Jahıdul Islam SARKER

Dr. Öğretim Üyesi, Karabük Üniversitesi

Keşmir, 1947’den bu yana Hindistan ve Pakistan arasında çözülemeyen bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Bağımsızlık sonrası Hindistan’ın kontrolü altına giren bu bölge, milyonlarca Müslüman’ın sistematik şiddet, insan hakları ihlalleri ve baskılara maruz kaldığı bir alan haline gelmiştir. Filistin krizinin dünya çapında bilinirliği artarken, Güney Asya’da Filistin kadar mazlum bir başka Müslüman halk, Keşmirliler, ne yazık ki aynı ilgiyi görmemektedir. 1947’den beri Hint işgali altındadır. Hint birlikleri Batı Şeria gibi askeri üslerde konuşlanmış durumda. Zulüm her gün devam ediyor Ancak medyada ve uluslararası platformlarda Filistin gibi gündeme gelmemekte, İslam dünyası tarafından bile unutulmuş bir halk olarak kalmaktadır.

Hindistan’ın Baskıcı Politikaları
Hindistan hükümeti, Keşmir’deki Müslüman nüfusun kimliğini, kültürünü ve özgürlük talebini bastırmak için yıllardır sert politikalar uygulamaktadır. Bölgedeki yüzbinlerce asker, halkın hareket alanını kısıtlamakta ve yaşam şartlarını zorlaştırmaktadır. 2019 yılında Hindistan Anayasası’nın 370. maddesinin kaldırılması, Keşmir’e verilen özel statüyü ortadan kaldırarak bölge halkını daha da savunmasız hale getirmiştir. Bu karar, uluslararası toplumdan tepki almasına rağmen Hindistan tarafından kararlılıkla uygulanmıştır.

Şiddet ve İnsan Hakları İhlalleri
Keşmir’deki Müslümanlar, keyfi gözaltılar, işkence, zorla kaybetmeler ve cinsel şiddet gibi ağır insan hakları ihlalleriyle karşı karşıyadır. Barışçıl protestolara dahi Hindistan güvenlik güçlerinin orantısız müdahalesi, özellikle gençlerin hayatını karartmaktadır. Kadınlar ise bu şiddetin en savunmasız kurbanları haline gelmektedir.  İnsan Hakları İzleme Örgütü ve diğer uluslararası kuruluşlar, bu tür ihlalleri birçok kez raporlamış olmasına rağmen, Hindistan hükümeti hesap vermekten kaçınmaktadır. Keşmir’deki Müslümanların yaşadığı şiddet ve baskıları ele alırken, çeşitli akademik kaynaklara başvurmak faydalıdır. Akhtar (2011), Hindistan’ın Keşmir’deki askeri ve siyasi stratejilerinin, bölgedeki halkın yaşamını nasıl olumsuz etkilediğini incelemiştir. Keşmir’in demografik yapısındaki değişim ve Hindistan’ın uyguladığı baskılar, bölge halkının kimliklerini savunma mücadelesini zorlaştırmıştır. Benzer şekilde, Bhat (2008), Hindistan’ın askeri varlığının Keşmirli Müslümanlar üzerindeki etkilerini ele alarak, şiddet ve insan hakları ihlallerinin bölge halkına nasıl zarar verdiğine dair detaylı bir analiz sunmaktadır. Patt (2013) ise, Keşmir’deki iç çatışmanın küresel boyutlarını inceleyerek, Hindistan’ın militarist yaklaşımının halk üzerindeki uzun vadeli etkilerine dikkat çekmiştir. Bashir (2015) ve Wani (2019) de, bölgedeki insan hakları ihlallerinin, Keşmirli Müslümanların toplumsal yapısını nasıl şekillendirdiğini ve bu durumun uluslararası düzeyde nasıl görmezden gelindiğini vurgulamaktadır.

Bu çalışmalar, Keşmir’deki Müslüman nüfusunun yaşadığı şiddet ve baskılara dair kapsamlı bir akademik temel sağlar.

Ekonomik ve Sosyal Baskılar
Keşmir’in Müslüman nüfus, yalnızca fiziksel şiddetle değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal baskılarla da mücadele etmektedir. Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim kısıtlanmakta, iletişim ağları sık sık kesilmekte, tarım ve ticaret gibi temel ekonomik faaliyetler Hindistan’ın müdahaleleri nedeniyle zorlaşmaktadır. Bölge halkı, sürekli bir belirsizlik içinde yaşamını sürdürmek zorunda bırakılmaktadır.

Uluslararası Toplumun Sessizliği
Keşmir’deki trajediye rağmen, uluslararası toplum büyük ölçüde sessiz kalmaktadır. Pakistan’ın desteği sürse de Hindistan’ın diplomatik etkisi ve ekonomik gücü, birçok ülkenin bu meseleyi görmezden gelmesine yol açmaktadır. Bu sessizlik, Hindistan’ın baskıcı politikalarını cesaretlendirmekte ve bölge halkının çektiği acıları derinleştirmektedir.

Sonuç
Keşmir’in halkı, yıllardır süregelen bu trajediye direnmeye devam etmektedir. Bölgenin geleceği için uluslararası camianın harekete geçmesi, Hindistan’ın hesap vermesi ve Keşmir halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması gerekmektedir. Keşmir meselesi, sadece bir coğrafi çatışma değil, aynı zamanda insanlık için bir vicdan sınavıdır. Bu çığlığa kulak vermek, adaletin sağlanması ve insanlık onurunun korunması için bir zorunluluktur.

kaynakça

∙  Akhtar, M. (2011). The Political Economy of Conflict in Kashmir: From Afgani Nationalism to Indian Occupation. Journal of Asian Politics, 25(3), 101-115.

  ∙  Bhat, F. (2008). Militarization and Human Rights Violations in Jammu and Kashmir. South Asian Studies, 16(2), 175-190.

  ∙  Patt, S. (2013). The Kashmir Conflict: A Global Perspective. Journal of South Asian Studies, 40(1), 89-103.

  ∙  Bashir, M. (2015). Human Rights Violations and the Kashmir Conflict: An Overview. South Asian Journal of Human Rights, 10(1), 23-38.

  ∙  Pandit, A. (2007). The Impact of Political Violence on the Kashmiri Muslim Community. Journal of Peace Studies, 34(4), 44-58.

  ∙  Wani, M. (2019). State-Sponsored Violence and the Militarization of Kashmir: A Historical Analysis. International Journal of South Asian Studies, 18(2), 120-135.