Başkan Erdoğan da konuşmalarında “Esad” yerine “Esed” ismini kullanınca yol, yordam bilmeyen, ilim ve ahlak yoksunu sözde muhalifler inatla “Esad” demeye başladı. Bunu muhaliflik(!) duygusuyla yapmaları çok gülünç. Biz bu cahillere defalarca açıkladık; ancak taş kafalılar anlamamakta ısrar ediyor. Erdoğan’a muhalefet etmek adına bu katilin ismini yanlış yazmaya devam ediyorlar.
Aslan BALCI
Gazeteci-Yazar

Cahil ve kültürsüz insanlarla uğraşmak ve işin doğrusunu anlatmak gerçekten zordur. Ülkemizde bir güruh, inatla devrik Suriye lideri ve bebek katili Beşşar Esed’ı “Esad” olarak tanımlıyor, yazıyor ve konuşuyor. Cani birinin adı “Esed” veya “Esad” olsa ne olur olmasa ne olur? Hiçbir özelliği yok. Adam, alçak bir katil! Kaçak caninin adı Esed’dır. Peki, cahil Kemalistler, siyasi Aleviciler, terör örgütü FETÖ, PKK, DHKP-C ve çakma milliyetçiler inatla bu katili neden “Esad” olarak anıyor? Tek kelimeyle: cahilliklerinden!
Katilin adı, Arapça Elif, Sin ve Dal olarak (أسد) yazılır. Arapça öğrenmeye başladığımda, ilk öğrendiğim kelimelerden biri de buydu. Çünkü adım “Aslan” olduğundan, Arapça karşılığını merak etmiştim. Yani Aslan’ın Arapça karşılığı Esed’dir. Esad ise yüce, ulu veya yücelik gibi anlamlara gelir.
Peki, bu cahil ve cühela takımı Esad’ı nereden çıkardı? İngilizcede bu isim “Asad” olarak yazılır. İngilizceden dilimize tercüme edilirken Esad olarak tercüme edilmiş ve yıllarca bu katil aile, Esad olarak anılmıştır. Şam’da görev yapan onlarca elçi, konsolosluk çalışanı, ajan ve muhbir ne yaptı? Bunca zaman adamın adının doğru okunuşunu bile öğrenemediler. Çünkü onlar da Baas rejimi gibi kendi vatandaşlarını ve öğrencilerini fişlemekle meşguldü. Bir kısmı ise PKK terör örgütünün elebaşı katil A. Öcalan ile ilgileniyordu.
Anadolu Ajansı başta olmak üzere, artık bölgeden haberler İngilizceden değil, doğrudan yerinden, Arapça dilinden aktarılıyor ve kamuoyuyla paylaşıyor. TRT ve AA’da bu konuda uzman yüzlerce kaliteli gazeteci, bölgenin uzmanı ve ilmi seviyesi yüksek dostumuz var. Onları tanımaktan büyük bir şeref duyuyorum ve hepsini tebrik ediyorum. Bu yiğitler, işin doğrusunu yazıp literatüre kazandılar.
Başkan Erdoğan da konuşmalarında “Esad” yerine “Esed” ismini kullanınca yol, yordam bilmeyen, ilim ve ahlak yoksunu sözde muhalifler inatla “Esad” demeye başladı. Bunu muhaliflik(!) duygusuyla yapmaları çok gülünç. Biz bu cahillere defalarca açıkladık; ancak taş kafalılar anlamamakta ısrar ediyor. Erdoğan’a muhalefet etmek adına bu katilin ismini yanlış yazmaya devam ediyorlar. Üstelik bu kez Esad’ı aklamaya ve hatta utanmadan Baas rejimini savunmaya başladılar. Karşımızda son derece basiretsiz ve cahil “Esad”çı bir kitle var. Bunlar aslında temelde ayni kötülükten beslenen ruh ikizleridir.
“Alevilere saldırılıyor” yalanına kimse kanmasın!
Kanlı Baas ideolojisi, Mısır’dan sonra Irak’ta, en son da 8 Aralık 2024 tarihi itibarıyla Suriye’de büyük yenilgiye uğrayarak tarihin çöplüğüne atıldı. Tabiri caizse cenaze Şam’da kaldırıldı; ancak taziye işlemi CHP merkezlerinde yapılıyor. Tüm sol gruplar ve bazı siyasi Aleviciler, dolaylı ifadelerle Esed’i aklamaya çalışıyor ve ülkede “Alevilere zulüm yapılıyor” yalanını yaymaya çalışıyorlar.
61 yıl boyunca küçük bir azınlık alan Aleviler, halkın yüzde 90’ına zulmederken sesi çıkmayan siyasi Aleviciler, birdenbire insan hakları savunucusu kesildi. Bu sahtekârlar, Siyonist İsrail gibi, asla kendinden olmayanın hakkını savunmaz. Bu, bilinen bir gerçektir. Ancak bu zavallılar, emperyalistlerin desteğiyle ülkemizde ciddi medya organlarına ve çeşitli imkânlara sahip oldukları için hemen her gün yalan haberlerle Suriye’deki muhteşem halk devrimini karalamaya çalışıyorlar.
Alevi olduğu için kimseye dokunulmuyor. Eğer bir kişi katillik, canilik, hırsızlık veya uyuşturucu kaçakçılığı yapmışsa, onlara cezai işlem yapılıyor. İnancından dolayı değil, işlemiş olduğu suçtan dolayı yargılanıyorlar. Bu durum sadece Aleviler için değil, yüzlerce Sünni için de geçerlidir. Suçlunun kimliğine değil, yapmış olduğu eyleme bakılır. Ancak siyasal Alevicilerde etik, insaf ve kural olmadığı için, katil şebekesi PKK haydutlarıyla birlikte durmadan yalan haber üreterek halkımızın kafasını karıştırmaya çalışıyorlar.
Düne kadar Suriyeli misafir kardeşlerimizin ülkelerine dönmeleri gerektiği yönünde neşriyat yapan bu hain ve gaddarlar, ellerindeki ırkçılık oyunu alınacak diye çırpınıp duruyorlar. Suriye’nin güvenli olmadığını yaymaya çalışıyorlar. Irkçılar, teröristler, hainler, siyasal Aleviciler, Kemalist görünümlü ajanlar, eskisi gibi kaos ve fitne çıkaramadıkları için çıldırmak üzereler. Bu durumu keyifle izliyoruz. Oysa biraz vicdan ve insani melekelerle davranmış olsalar herkes rahatlayacak. Ancak emperyalistler, bu etki ajanlarına rahatlamaları için değil kaos çıkarmaları için para ödüyor.
Aslında Kemalizm ile Baas barbarlığı arasında çok ciddi yakınlıklar vardır. Çünkü her iki ideolojiyi de Yahudi asıllı kişiler kurmuştur. Baas fikrinin babası Mişel Eflak’tır; Kemalizm’in kurucusu ise Moiz Kohen, bize yutturulan ismiyle Tekin Alp’tir. Bir Yahudi, Araplara nasıl inanmaları ve düşünmeleri gerektiğini yazarken, diğeri Türklere bunu öğretmeye çalıştı. Bu ideolojiler, nesillerin zihinlerine kazınarak toplumları şekillendirdi. Köken olarak fikir birliğine sahip olan bu zihniyete doğruyu anlatmak çok zordur. Ancak onlar anlamasa da biz doğruyu yazmaya ve söylemeye devam edeceğiz. Halkını katleden ve ülkenin parasını çalarak Rusya’ya kaçan kukla Esed’in nasıl bir cani olduğunu anlatmaya devam edeceğiz.
Halk, Esed’den insanca yaşam talebinde bulunmuştu
Her iki ideoloji de Müslümanlara ve bölgemizde hiç de hoş olmayan korkunç olaylara imza attı. Ortaöğretim yıllarımızda, lanetli Baas rejiminin zindanlarındaki kadın ve erkek mahkûmların gizlice gönderdiği mektuplar, dergi ve gazetelerde neşredilirdi. Okurken içimiz daralır ve gözyaşlarımızı tutamazdık. Tecavüz sonucu hamile kalan kadınlar, âlimlerden bebekleri doğurma konusunda fetva isterlerdi. Çok acı da olsa da, âlimler “Bebekler masumdur, onların bir suçu yoktur. Normal yollarla doğurup onlara anne şefkatiyle bakmaları” yönünde tavsiye verilirdi. Kendi halkına gün yüzü göstermeyen bu lanetli rejim, Siyonist barbarlığın Arap versiyonundan başka bir şey değildi.
Suriye halk, darbeci ve diktatör zalimlerden çok basit taleplerde bulundu. İnsanca ve inançlarına uygun, mütevazı bir yaşam talep ettiler. Katil babası Hafız Esed’in ölümünden sonra yerine geçen Beşşar’dan, daha insancıl bir yönetim bekleniyordu. Ne de olsa İngiltere’de tıp eğitimi almış ve dünyadaki değişimi, Baas’ın yobaz ve dinozor zihniyetine nazaran daha yakından okuyabilen biri olacağı tahayyül ediliyordu. Ancak halk, 2011’de diktatör Esed’den bazı insani taleplerde bulunduğunda, bu talepler İran, AB, İsrail, Rusya ve bazı diktatör Arap ülkelerinin telkinleriyle varil bombaları ve kimyasal silahlarla karşılandı.
Beşşar Esed, ülkesini iç savaşa sürükleyerek İran ve Rusya’nın kuklası haline geldi. Yaklaşık 42 ülkenin desteklediği PKK terör örgütü ile DEAŞ militanları, ülkeyi parselledi. Petrol ve tahıl merkezi olan Rakka ve Deyrizor gibi kentleri terör örgütlerine bıraktı. Üstelik, ülkesinden çıkan petrolü bu terör örgütlerinden satın alacak kadar alçaldı. Kendi halkı ve Türkiye dışında tüm şeytani aktörlerle iş birliği yapan Esed, kendi gibi insan kasabı olan Siyonist İsrail rejimiyle en kritik ve mahrem konuları paylaşıyordu.
Esed’in tüm suç ortakları, ona daha fazla öldürmesi, katletmesi, hapishanelerde işkence yapması ve masumlara tecavüz etmesi yönünde tavsiyelerde bulundu. Buna karşılık, sadece Erdoğan liderliğindeki Türkiye, her fırsatta Suriye’nin bölünmemesi, akan kanın durması, yerinden edilen vatandaşların ülkelerine onurlu bir şekilde dönmesi, şeffaf bir idarenin kurulması, insanı ve hukuki hakların tanınması yönünde tavsiyelerde bulundu. Bunun için ön şartsız masaya oturmayı ve bölgedeki terörün sona erdirilmesi için ortak çalışma teklifinde bulundu. Ancak bu, Suriye’nin kurtuluşu, terör örgütlerinin çöküşü ve emperyalistlerin çıkarlarının yok edilmesi anlamına geldiğinden, tüm kan emici aktörler, Türkiye ile herhangi bir görüşmenin yapılmaması için baskı uyguladı.
Zaten Esed bir kuklaydı; kendi iradesiyle karar veremeyeceği belliydi. Buna rağmen, emperyalist güçleri bir telaş aldı. Ülkemizdeki siyasi Aleviciler başta olmak üzere, CHP ve bazı garip isimli siyasi partilerde ısrarla Esed ile görüşüp onun istekleri doğrultusunda adım atılması gerektiği yönünde akıl dışı beyanlarda bulundular. Suriye’deki çözümün yegâne yolunun bu caninin uhdesinde olduğunu kürsülerden avazları çıktığı kadar bağırıp durdular.
Esed rezilce ve korkakça kaçtı
Adam ülkeden kaçmak için altınları ve çalacağı paraları bavullara doldururken, CHP Genel Başkanı gibi görünen Özgür Özel, “tek adres Esad ile görüşmektir” diyordu. Aynı şekilde, başka bir yeni yetme siyasi lider de ayni yönde açıklama talihsizliğinde bulundu. Bu konuşmalar ve sözde tavsiyeler medyada dolaşırken, Esed uçağa atladı ve Moskova’ya kaçtı. Büyük laflar eden bu lider görünümlü kişilerin, aslında Esed’den farklı olmadıkları anlaşıldı. Esad’çiları kim ya da kimlerin elinde oynattığını ve onları kamoyunda rezil ettiğini merak etmemek elde değil.
Diktatörün koltuğunu kaybetmesiyle aslında birçok lüzumsuz kişi ve devlet de kaybetti. Ülkemizdeki siyasi Alevicilerle birlikte birtakım siyasi lider, İran, İsrail, Rusya, Fransa, ABD ve AB ülkeleri, Suriye konusunda kaybeden taraf oldu. Bu ülkeler ve gruplar, yapılan soykırım, işkence ve zulümlere ortak oldular. Resmi olarak mahkemelerde yargılanmasalar bile, özgür insanların nezdinde suçlu oldukları tescillendi. Buna karşılık, mazlum Suriye halkı ile bunlara destek veren Katar ve Türkiye, hem siyasi arenada hem de insanı alanda kazanan taraf oldu.
27 Kasım’da başlayan özgürlük ve hürriyet yürüyüşü, 8 Aralık 2024’te Şam’ı kontrolleri altına alan muhalefetin zaferiyle sonuçlandı. Beşşar Esed, bu durum karşısında dayanamayıp efendisi olan Rusya’ya kaçarak 61 yıllık Baas Partisi zulmüne ve diktatörlüğüne son vermiş oldu. Bizim mektuplardan kısıtlı imkânlarla duyduğumuz hapishaneler gün yüzüne çıkınca dehşete kapıldık. Bu kez, buz kesilip ağlayamaz olduk. Sednaya hapishanesindeki insanlık dışı işkence ve katliamların delillerini yakarak kaçtılar. Çıplak gözle görülen şekliyle bile olsa normal bir insan bu denli aşağılık işkenceleri yapamaz. Böyle aşağılık bir eylemi yeryüzünde ancak Siyonist İsrail yapabilir zannediyorduk. Ancak Esed rejimiyle Siyonistlerin ruh ikizi olduğunu bir kez daha yakından öğrendik. Yakında Tedmur ve diğer hapishanelerdeki vahşetlerin detaylarını öğrenmeye de hazır olmalıyız.
Baba Hafız Esed döneminde, bebek katili ve Filistin topraklarını işgal eden İsrail ile ittifak içerisinde olduğunu tahmin ediyorduk. Ancak bu konuda somut belgelere sahip değildik. 1974’te yapılan gizli bir anlaşma olduğuna dair söylentiler vardı. Küçük diktatör Beşşar kaçtıktan sonra ele geçirilen belgeler, Siyonist rejimin yıllardır WhatsApp üzerinden “Musa” kod ismiyle devrik Baas rejimiyle gizli iletişim kurduğunu ortaya koydu.
Esed’in İsrail’le ilişkisi ortaya çıktı
Bu haberi ilk önce Yahudi Yediot Ahronot gazetesi ortaya çıkardı. İddiaya göre, İsrail Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN), WhatsApp üzerinden mesaj yoluyla söz konusu irtibatı rejiminin eski Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas’la doğrudan iletişim kurdu. Esed ve çevresinin, Suriye’nin kritik noktalarını ve askeri sınırlarını İsrail’e sattığı ortaya çıktı. Baas rejimi, İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki karargâhlarını Siyonistlere bildirerek, bu noktaların İsrail tarafından bombalanmasına göz yumdu. Biz bunu sorgularken İran ve Hizbullah sessiz kalmayı tercih ediyordu.
İsrail adına hainlik yapan sadece Baas yöneticileri değildi. Ülke resmen ihanet şebekeleriyle doluydu. Rusya, Suriye’ye gelebilecek hava saldırılarını sözde korumak için ülkede bulunmasına rağmen, Ruslar Siyonist savaş uçaklarına oyuncak dahi olsa veya bir başka deyişle İran’ın göstermelik füzeleriyle bile hiçbir müdahalede bulunmadı. Görünen o ki, Rusya ve bebek katili İsrail de ortak çalışıyordu. Bu satış tüm dünyanın gözleri önünde olmasına rağmen yüzsüzler kalkıp da yapılan ihanetle ilgili tek kelime dahi etmediler.
En adi ve şerefsiz satışı Beşşar kaçarken yaptı. Uçağının Siyonist rejim tarafından vurulmaması için ülkedeki tüm askeri ve önemli stratejiye sahip olan yerlerin krokisini İsrail’e verdi. Kukla Esed katil İsrail’den tek bir istekte bulundu. Askeri, strateji ve enerji hatlarının vurulmasının yanında istihbarat binasının da vurulmasını istedi. Çünkü bu binada Esed ve Baas rejimin tüm kirli ilişkileri bulunuyordu. İsrail ile yapılan gizli anlaşmalar, İran ile Hizbullah’ı nasıl sattıkları, hatta bebek katili ve ABD’nin petrol kuyusu bekçisi PKK ile olan kirli ilişki ağının belgeleri gün yüzüne çıkmasın diye bu yerin vurulmasını istedi. Siyonist işgalciler de öyle yaptı. Ülkenin tüm alt yapısı, enerji hatları, kamu binaları, havalimanlarını, radarları, askeri tesis ve mühimmat depolarıyla birlikte donanmayı da bombaladı. Ellerindeki haritaya göre 600’ün üzerinde bombalama yapan İsrail işgal güçleri Suriye’nin tüm askeri ve strateji mevkilerini yerle bir etti.
Tarifi mümkün olmayan acı ve gözyaşının ardından, Suriye’nin gerçek sahipleri el birliğiyle ülkelerini ayağa kaldırmak istiyor. Devrimcilerin en büyük şansı, arkalarında Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin olmasıdır. Elektrik, alt yapı ve iletişim olmak üzere her konuda Suriyeli kardeşlerine yardımcı olmak için tüm birimler çalışmaya başladı. Devrimin ilk günlerinde, şehirlerdeki çöpler toplandı ve çevre düzenlemesi yapıldı.
Devrimciler ülkeyi toparlamaya çalışıyor
Suriye geçiş hükümeti liderliğini Ahmed eş-Şara üstlendi. Yeni liderin seçilmesinin 4 yılı alacağını, anayasa yazımının ve kurumların tam anlamıyla yerine oturmasının vakit alacağını ifade eden Şara, Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) dâhil tüm silahlı grupların Savunma Bakanlığı bünyesinde olmasını istedi ve örgütlerin feshedileceğini duyurdu. Bu, aslında gayet olumlu bir gelişmedir.
Bölgede ABD’nin petrol kuyu bekçiliği görevini üstlenen bebek katili PKK/YPG, emperyalistlerin köleliğini yapmak için direniyor. Silah bırakmıyor. Başkan seçilen Trump koltuğuna oturmadan, ABD derin devleti bu terör örgütüne yeni mevziler ve yeni silahlar vermeye devam ediyor. TSK ve Suriye Milli Ordusu da söz konusu teröristlerin adeta soluğunu kesiyor. Ülkedeki azgın Alevilerin bir kısmı, eski Şebbiha sevdasına tutunarak yeni idareye başkaldırmaya yeltendi. İsyancılar hemen derdest edildi.
İran ise gerçek yüzünü göstermeye başladı. 42 yıldan beri ülkesini batıran Ali Hamaney, halkı isyan etmeye çağırdı. Bunca yıldır öldürmek, yakmak ve yıkmaktan bahseden bu adam, ahir ömründe çok kötü beyanatlarda bulunmasına rağmen talep ettiği isyana kendi Şii mensupları dahi pek itibar etmedi. Hala Şii-Sünni kavgasını sürdürmek isteyen Tahran rejimi, utanmadan Esed zamanında ülkeye 30 milyar dolar harcadıklarını iddia ederek bu paranın iadesini istediler. İran’ın bu kadar zelil ve akıldan yoksun idarecileri, her geçen gün yeni skandallara imza atarak dünyayı şaşırtmaya devam ediyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi: “Suriye’de İslamcıların hüküm sürmesi, İsrail’in Filistin’de hüküm sürmesinden daha tehlikelidir” demesi bardağı taşıran son damla oldu.
Hükümetteki bakanlıklar tayin edildi ve göreve başladılar. Başta Türkiye, Katar, Suudi Arabistan olmak üzere birçok ülkeyle diplomatik görüşmeler devam ediyor. ABD, bir yandan PKK/YPG’ye yardım ve yataklık ediyor, bir yandan da Şara ile görüşüyor. AB ülkeleri, Şam ile görüşmek için sıraya girdiler. Ülkenin imarı için yaklaşık 600 milyar dolara ihtiyaç var. Dün katil Esed’ı destekleyenler, bu rakamdan pay kapmak için bugün Şara’nın kapısında bekliyor.
Şara ve ekibine zaman tanımak gerekir. Suriye gibi onlarca inanç ve milliyeti bir arada tutmak ve memnun etmek kolay değildir. Ancak Türkiye ile ortak çalışılırsa, bu sorunların üstesinden kolayca gelecekler. Esad’çıların yaymaya çalıştıkları fitne ateşinin pek karşılık bulmadığını görmek sevindirici bir gelişmedir.
Suriye’deki bağımsızlık savaşına omuz ve can veren bütün kahramanları kutluyorum. Onların zaferi ve sevinci ümmetin zaferidir. Kudüs ve Gazze’nin özgürlüğünün Şam’dan geçtiğini unutmamak gerekir.
