Batı Trakya’da Din, Eğitim ve Kimlik

Kur’an kursları, ailelerin millî ve dinî değerlerine bağlı kurumlar olmasının temel yapı taşını oluşturmuştur. Zira sıbyan, mahalle mekteplerine benzeyen ve cami etrafında oluşmaya başlayan kurslar, halkın gündelik dil kullanımı, okuma-yazma, öğrenim fonksiyonunu sağlarken diğer taraftan dinî tedrisatın öğretilmesi, İslam ahlakına bağlı nesillerin azınlık toplumuna kazandırılması amaçlanmıştır.

Muhammed DÜKKANCI

İlahiyatçı- Yazar

Din ve kimlik temelde birbirini etkileyen iki unsurdur. Din eğitimi, terimsel anlamda İslam’ın temel inançlarını ve öğretilerini anlatmakla birlikte, bireyin dinî inançlarını ve değerlerini anlama ve yaşamasına rehberlik ederek, toplumsal olgunun oluşumuna temel hazırlamaktadır. Batı Trakya Müslüman Türk azınlık kimliğinin temelinde, İslam düşünce geleneği bulunmaktadır. Azınlık toplumunda Türk demek, Müslüman demektir. Toplumu ayakta tutan en önemli özellikler; toplumların dinine, kimliğine ve kültürüne bağlı bireylerin olmasıdır. Dolayısıyla kültür, insanların toplumda yer alan ortak değerlerinden hareketle oluşan örf, âdet ve gelenekleri oluşturur. Batı Trakya Müslüman Türk azınlık toplumu, beş asır boyunca Osmanlı hâkimiyeti altında huzur ve refah içinde yaşamış, Yunanistan hakimiyetine geçmesiyle, bir asra yakın çeşitli baskı, sorun ve sıkıntılara maruz bırakılmıştır. Lozan Antlaşması ile bölgede kalan Müslüman Türklere ‘azınlık’ statüsü verilerek, haklarının muhafazası konusunda uluslararası antlaşmalar imzalanmış, günümüze kadar gelen Yunan Hükümetleri, antlaşmalara yeteri kadar uymamayı sürdürmüştür. Tüm zorluklara rağmen azınlık toplumu dinî ve millî kimliğine bağlı kalarak örf, adet ve geleneklerini yaşatmaya gayret göstermiştir.

Batı Trakya, Yunanistan’ın din ve devlet ilişkileri bağlamında, dinî özgürlük alanında, özelde dinî eğitime karşı son derece önemli sorunların yaşandığı bölgesel bir çıkmazla karşı karşıya bulunmaktadır. Yunanistan, din eğitimi bağlamında Ortodoks Hristiyanlığı merkeze konumlandırmasına rağmen, diğer etnik ve dinî unsurlara uygulanan politikalara bakıldığında baskıcı ve ötekileştirici bir siyaset tarzı benimsendiği görülmektedir.

Batı Trakya’da medreseler, 19. yüzyıla kadar Osmanlı eğitim sistemine uygun devam etmiştir. Lozan ile Yunanistan’a bırakılmasıyla, Osmanlı döneminden kalmış Gümülcine’de bir rüştiye ve idadiye, İskeçe’de ise bir rüştiye 1930 yılında çağdaş ilkokula dönüşmüştür. Sohtalar, Kayalı, Tekke, Yeni Cami, İslam ve Medrese-i Aliye medreseleri ise 1940-1945’li yıllara kadar eğitim- öğretimlerine devam etmiştir. 1945’li yıllarda, Yunanistan’ın iç savaş yaşaması, ekonomik ve sosyal sıkıntının oluşmasıyla medreselere ara verilmiş, medreselerin bir kısmı ilerideki süreçte de açılamamıştır. İskeçe’de, Şahin Medresesi 1926 yılında eğitim- öğretim faaliyetine başlamış, belli bir süre kapalı kalmış, sonraki dönemlerde yeniden eğitim-öğretime devam edebilmiştir. 1954-1955 yıllarında eğitime başlamış olan Paşevik Medresesi, birkaç kez eğitime ara vermiş, bir süre sonra tamamen kapanmıştır. 1949 yılında Gümülcine Müftüsü Hüseyin Mustafa Efendi tarafından din görevlisi yetiştirmek amacıyla, Medrese-i Hayriye adını alarak eğitim faaliyetine başlamıştır. Azınlık eğitimini olumsuz etkileyen faktörlerden biri, 1940’lı yıllarda eğitime ara veren medreselerin tekrar eğitim-öğretime kazandırılamamış olmasıdır.

Günümüzde, Batı Trakya’da Türk azınlık bünyesinde faal olarak eğitim öğretime devam eden toplam ilkokul sayısı seksen altıdır. 1952 yılına kadar Batı Trakya’da herhangi bir azınlık ortaöğretim kurumu mevcut değildi. Azınlık ortaöğretim ve lise konumunda eğitim-öğretim ilk olarak Gümülcine’de Gümülcine Azınlık Ortaokulu-Lisesi (1952), daha sonra İskeçe’de, İskeçe Azınlık Ortaokulu-Lisesi’nin (1965) açılmasıyla, günümüzde hâlâ devam eden toplam iki ortaöğretim ve lise mevcuttur. Ayrıca Gümülcine ve İskeçe’de ortaokul ve lise seviyesinde birer medrese bulunmaktadır. Medreseler devlet kontrolünde eğitime devam etmektedir. Yunanistan’ın medreseleri kontrol altında tutmak istemesinin en temel amacı, Müslüman Türk azınlığına hizmet edecek din adamlarının kontrolünü elinde tutmak, yönlendirilmesi kolay olacak kişileri ön plana sürmek, azınlığa dinî hizmet veriyormuş gibi göstermek ve bunu kendi lehine gerektiğinde kullanmak vb. birçok neden göze çarpmaktadır. Devletin, okullara yaptığı müdahalelerden vazgeçip medreselerin ilmi kimliğini geri kazandırması gerekmektedir.

Müslüman Türk azınlığın yaygın eğitim faaliyetlerini, seçilmiş müftülük[1] kurumu yürütmektedir. Azınlığın yaygın din eğitimini anlamak, müftülük davasını ve müftülük kurumunun amaç ve misyonunu öğrenmek ile mümkündür. Batı Trakya’daki müftüler, nikâh akdetme ve onaylama, boşanma ve nafaka tayini, velayet-vesayet, miras, vakıfların denetimi, din görevlilerinin göreve gelme ve alınması yetkilerine sahiptir. Ancak tüm bu yetkiler, azınlığın güven duymadığı, atanmış müftülerin elinde bulunmaktadır. Batı Trakya’da, devlet tarafından atanmış müftüler pasif bir konumda bulunurken; azınlığın kendi iradesiyle seçtiği müftüler, sosyal ve dinî faaliyetleri doğrudan yürüterek önemli bir rol üstlenmektedir. Bu müftüler, yaygın din eğitimi kapsamında haftalık vaazlar, cami cemaatlerine yönelik dersler düzenlemekte ve bünyelerinde Kur’an kursları bulundurmaktadır. Özellikle 1975 yılında Kur’an kurslarının açılması çocukların eğitimi açısından önemli bir adım olmuş, halka hitabeden vaaz faaliyetleri artırılmıştır.

Günümüzde, müftülükler her ne kadar din eğitimi imkânı sağlasalar da orta ve lise öğrencilerin başta ahlak ve dinî değerler eğitimi konusunda birtakım sorun yaşadığını söylemek mümkündür. Bunun nedeni, başta medrese olmak üzere birkaç din eğitimi dersi hariç, azınlık ortaokul ve liselerinde birkaç saat DKAB dersi dışında herhangi bir din eğitimi dersinin yer almamasından kaynaklanmaktadır. Halk, camilerdeki din görevlilerini, devletin zorla dayattığı imam yasası ile değil, seçmiş oldukları müftülük kurumunun ataması ile kabul etmektedir.

Batı Trakya’da Kur’an kursları, din eğitimi faaliyetlerinin yürütüldüğü tek yaygın eğitim kurumunu temsil etmektedir. Kur’an kursu ihtiyacının ortaya çıkması, 1967 yılları sonrasına dayanmaktadır. Ancak kursların açılışına teşvik, İskeçe’de 1975’te başlayıp, sistematik olarak programların hazırlanışı 1991 ve 2007 yıllarında geliştirilmiş, Gümülcine’deki kursların sistemleşmesi ise 2007 yılına dayanmaktadır.  Kur’an kursu ihtiyacının doğmuş olmasının temel sebebi; Kıbrıs olayları ve 1967 yılında darbe yönetiminin başa geçmesiyle azınlığın hayat şartlarının oldukça zorlaşması ve eğitim konusunda baskıların artmasıdır. Oysaki 1967 yılına gelinceye kadar, ilkokullarda var olan din ve Kur’an eğitimi çocukların ihtiyaçlarını karşılamıştır. Ancak, azınlık okullarına karşı atılan olumsuz adımlar, din derslerinin çıkartılması ve saatlerinin azaltılması, medreselerdeki eğitim kalitesinin düşürülmesi ile Kur’an kursları, İskeçe’de 1975 yılında İskeçe Müftüsü Mustafa Hilmi’nin teşviki ve önderliği ile açılmaya başlanmıştır.

Kur’an kursları, ailelerin millî ve dinî değerlerine bağlı kurumlar olmasının temel yapı taşını oluşturmuştur. Zira sıbyan, mahalle mekteplerine benzeyen ve cami etrafında oluşmaya başlayan kurslar, halkın gündelik dil kullanımı, okuma-yazma, öğrenim fonksiyonunu sağlarken diğer taraftan dinî tedrisatın öğretilmesi, İslam ahlakına bağlı nesillerin azınlık toplumuna kazandırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda Kur’an kursları önemli bir konuma sahip olmuştur. Batı Trakya’da Kur’an kursları mecburi değildir, buna rağmen her aile, çocuklarını huzur ve güven içinde Kur’an kurslarına göndermektedir. Kaldı ki Kur’an kurslarının, zorunluluk esasının olmadığı bir yerde toplumun tüm bireylerine hitap etmesi dikkat çekmektedir.

1960-70’li yıllara kadar müfredatta Kur’an-ı Kerim ve din dersleri yer alırken, günümüzde devletin kontrol ve gözetimindeki azınlık ilkokulları başta olmak üzere, azınlık ortaokulları ve liselerinde sadece haftalık birkaç saat DKAB dersi bulunmaktadır. Medreselerde ise din öğretimine yönelik dersler ve Türkçe derslerin diğer derslere nazaran üçte bir oranında azaltıldığı görülmektedir. Öğrenciler, örgün eğitimde dinî bilgilerden neredeyse tamamen koparılmıştır. Yunanistan’ın, azınlık eğitiminin temel ekonomik dayanağı olan vakıfların yönetimine müdahalesi, azınlık eğitiminin ekonomik buhranı olmuştur. Vakıflar, Osmanlı’da ekonomik olarak eğitim sisteminin finansmanıydı. Bu kapsamda Yunanistan’ın, vakıfları atama usulüyle yönetmesi ve azınlık toplumunun finansmanını kesmesi, toplumu zayıflatmış, eğitim ve dinî özgürlük alanlarında birtakım sorunların oluşmasına ve zor durumda kalmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla devletin vakıflara ve müftülüklere atama ile müdahalesi eğitim ve dinî özgürlük alanlarındaki sorunların oluşmasını sağlamıştır. Yunanistan, Lozan Antlaşması’ndaki dinî azınlıklar ifadesi kaynak göstererek, Batı Trakya Türklerini etnik bir unsur olarak tanımayı reddetmeye devam etmektedir. Devlet, Müslüman Türk azınlığın varlığını tanıdığı takdirde, eğitim olanaklarının iyileştirilmesi, ekonomik baskı ve dinî yaşam özgürlüğü alanlarında kısıtlamaların kaldırılması, azınlığa insan haklarına uygun bir şekilde danışarak tek taraflı adımlardan vazgeçmesi gibi sorunların çözümü beraberinde gelecektir.


[1] Batı Trakya’da, Yunan Devleti’nin azınlık iradesine karşı atadığı müftünün yanında, azınlığın buna rağmen kendi iradesiyle seçtiği iki müftü daha bulunmaktadır.