2004 yılında İskeçe’de kurduğumuz Millet Gazetesi, Batı Trakya Türk Azınlığının sesi, vicdanı ve hafızası olmayı hedefledi. Logomuzun altına yazdığımız “Batı Trakya Türklerinin gazetesi” ifadesi, sadece bir motto değil; bir mücadele ve aidiyet beyanıdır. Bizler bu yayınla, azınlık mücadelesine ışık tutma gayesi taşıyoruz.
Cengiz ÖMER
Millet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

Batı Trakya’da doğduk, bu topraklarda büyüdük. Ana dilimiz, lisanımız ve lügatimiz Türkçe; dinimiz İslam, aidiyetimiz Türkiye’ye kalpten bağlı. Ancak ne yazık ki, doğup büyüdüğümüz bu topraklarda bizler, kendi kimliğimizle var olmanın mücadelesini hâlâ veriyoruz. Hem de Avrupa Birliği üyesi bir ülkede, Yunanistan’da…
Bu mücadele sadece bir kimlik meselesi değil; aynı zamanda bir ifade özgürlüğü mücadelesidir. Çünkü kimliğini söylemenin suç, yazmanın tehdit, konuşmanın ise tahrik sayıldığı bir ülkede gazetecilik yapmak kolay değildir. Batı Trakya’daki Türk Azınlık medyası işte bu ortamda, baskılar ve yıldırma politikaları altında ayakta kalmaya çalışıyor. Bu mücadelenin merkezinde ise bizim için sadece bir gazete değil, bir direniş mevzisi olan Millet Gazetesi var.
Yunanistan’da medya özgürlüğü, ülke genelinde gazetecilere yönelik baskılar, casus yazılımlar, ekonomik yaptırımlar ve fiziksel tehditler gibi uygulamalarla zaten ciddi biçimde zedelenmiş durumda. Ancak Batı Trakya’da bu tablo daha da karanlık: Burada yaşananlar, sadece basına değil, doğrudan Müslüman Türk kimliğine yönelmiş ayrımcı bir devlet politikasının yansımasıdır.
Millet Gazetesi: Kalemle Direnişin Adı

2004 yılında İskeçe’de kurduğumuz Millet Gazetesi, Batı Trakya Türk Azınlığının sesi, vicdanı ve hafızası olmayı hedefledi. Logomuzun altına yazdığımız “Batı Trakya Türklerinin gazetesi” ifadesi, sadece bir motto değil; bir mücadele ve aidiyet beyanıdır. Bizler bu yayınla, azınlık mücadelesine ışık tutma gayesi taşıyoruz.
O günden bu yana, hakikati savunmak, kimliğimizi haykırmak ve halkımıza ışık olmak için yayın yapıyoruz. Ancak bu yol kolay olmadı. Gazetemiz, Yunan devleti tarafından sürekli olarak hedef alındı. Kimi zaman yazılarımız yargı konusu oldu, kimi zaman “Türk” hatta “millet” kelimesi bile “bölücülük” sayıldı. Resmi makamlar, gazetemizin ‘Millet’ ismiyle yayın yapmasına yıllarca engel olmaya çalışırken ve reklam vermekten kaçınırken, yerel işletmelere de üzerimizdeki ambargoya uymaları yönünde örtülü uyarılarda bulunuldu. Ekonomik kuşatma, yargı kıskacı ve toplumsal tecrit… Hepsi bu direnişi durdurmak için.
Azınlık medyası, Yunanistan’daki merkez medya kuruluşlarından bile daha büyük bir tecrit ve ayrımcılıkla karşı karşıya. Resmî ilanlardan mahrum bırakılmak, yerel yönetimlerin reklam ambargoları, keyfi yargılamalar, hapis ve ağır para cezaları ve banka hesaplarına yönelik hacizler bu yıldırma politikalarının sadece bazı örnekleridir.
Ama yılmadık.
Neden Hedef Alınıyoruz?
Çünkü biz, Türk ve İslam düşmanı zihniyetin dayattığı tuzak bir kimlik olan sahte ve sözde “Yunan Müslümanlığı”nı reddediyoruz.
Çünkü biz, Kilise’nin ve derin devletin güdümlediği İslam’ı değil, Allah’ın emrettiği hakiki İslam’ı yaşadığımızı haykırıyoruz.
Çünkü biz, Batı Trakya’da Türk kimliğinin inkârının, Batı Trakya Türklerine ait her şeyin inkârı anlamına geldiği için, bilerek ve seçerek Türk olduğumuzu söylüyoruz.
Çünkü biz, Lozan Antlaşması’ndan doğan haklarımızı savunuyoruz.
Çünkü biz, faşist Hristiyanların dayattığı değil, seçtiğimiz müftüleri tanıyoruz.
Çünkü biz, anlaşmalardan doğan ana dilinde eğitim hakkını istiyoruz.
Ve çünkü biz, Türkiye ile gönül bağımızı her fırsatta dile getiriyoruz.
Bu tavır, Yunan devleti açısından kabul edilemez. Çünkü onların dayattığı kimlik “Müslüman Yunan” kimliği; bizim varlığımız ise bu dayatmaya itirazın adıdır.
Aynı Milletin Farklı Ülkelerdeki Mensuplarıyız
Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı, dil ve din, inanç ve kültür bakımından Yunanistan’da Osmanlı’dan miras kalan, bugünkü Türkiye’nin ve Türk milletinin doğal bir parçasıdır. Bizler aynı milletin farklı ülkelerdeki mensuplarıyız. Birbirimizin devamı ve tamamlayıcısıyız.
Ancak bu, vatandaşı olduğumuz Yunanistan’a karşı kötü bir duygu veya niyet içerisinde olduğumuz anlamına gelmez. Nasıl ki Türkiye’de yaşayan Rum Ortodoks Azınlığı, Yunan milletinin Türkiye’deki mensupları olarak görülüyorsa ve bu durum Türkiye tarafından doğal karşılanıyorsa, Yunanistan hükümeti de bizim Türkiye ile bağımızı doğal karşılamalıdır.
Ne yazık ki durum böyle değildir.
Söylemde Dostluk, Gerçekte Düşmanlık
Yunan devleti, Türk kimliğini ezeli ve ebedi bir düşman olarak bellemiştir. Bu düşmanlığın temelinde ise İslam dini yer almaktadır. Yunanistan, bu düşmanlığı Türkiye’ye karşı bir varlık sebebi ve korunma kalkanı olarak inşa etmiş ve devam ettirmektedir. Kuruluşundan bu yana Yunan devleti, “Türkler bir gece ansızın gelebilir” kâbusuyla yatıp kalkmaktadır. Ülkedeki siyaset, toplumsal hafıza ve dış politika bu kâbus ve düşmanlık ekseninde şekillenmektedir.
Resmî düzeyde “Türk-Yunan dostluğu” söylemi zaman zaman dillendirilse de, bu çoğunlukla diplomatik manevra ve zaman kazanma taktiğidir. Gerçekte Yunan siyasetinin nihai hedefi, Kıbrıs’tan İstanbul’a, İzmir’den Trabzon’a uzanan Büyük Yunanistan (Megali İdea) hayalini yaşatmaktır.
Bu bağlamda, özellikle Balkanlar’da ve Avrupa genelinde İslam kimliği ile özdeşleşen Türk varlığı, bu hayalin önündeki en büyük engel olarak görülmektedir. Müslüman Türkler gibi İslam’ı cesurca savunan, inancını hayatının merkezine koyan, gerekirse bunun uğruna mücadele eden bir topluluk, Yunanistan için tahammül edilemezdir.
Yunan Müslümanları Sözde Kimliğinin Arka Planı
İşte bu yüzden, Batı Trakya Türk Azınlığına yönelik baskı, inkâr ve asimilasyon politikaları, sistemli olarak sürdürülmektedir. Yunan devleti, bu politikaları gizlemek için “Yunan Müslümanları” kavramını üretmiş, bizleri “vaftiz edilmiş Müslümanlar” haline getirme projesi başlatmıştır.
Kimileri bu durumu hafife alarak “Müslüman olduktan sonra Yunan olsa ne olur? İslam ırkçılığı reddeder zaten” diyebilir. Ancak burada söz konusu olan sadece bir isim değişikliği değil; İslam’ın ruhunun boşaltılması, Kilise güdümünde bir inanç sistemine indirgenmesi ve sonuçta İslam’la özdeşleşmiş Türklüğün izinin silinmesidir.
Batı Trakya’da unutmamamız gereken temel bir hakikat vardır: Türklük, bu topraklarda yalnızca bir kimlik değil, aynı zamanda bir var oluşun adıdır. Eğer bu kimlik düşmanların eliyle yok edilir ya da bizler tarafından terk edilirse, Batı Trakya Türklerine ait ne varsa, diliyle, kültürüyle, inancıyla birlikte silinip gider. Batı Trakya’da Türklük yalnızca bir etnik aidiyet değil, bir halkın kökü, sesi ve ruhudur. Türklüğün yok olması, Batı Trakya’da Türk’ü Türk yapan İslam’ın da yok oluşu anlamına gelir.
Faşist Ortodoks Yunan zihniyetinin “Yunan Müslümanları”ndan kastı, Allah’tan değil Kiliseden (Patrikhaneden) emir alan, İslam adına konuşup Türklüğü reddeden ve hatta ona düşman olan bir kimliktir. Ve elbette bu, bizim mücadelemizin tam zıddıdır.
Uluslararası Kamuoyuna Sesleniyoruz
Dünya, Yunanistan’daki genel basın özgürlüğü ihlallerini duyuyor. Ancak Batı Trakya’daki sansür, görünmeyen bir duvarın ardında kalıyor. Avrupa’daki birçok basın özgürlüğü kuruluşu, Yunan gazetecilerin maruz kaldığı baskıları rapor ederken; Batı Trakya Türk Azınlığının sesi büyük ölçüde duyulmuyor. Çünkü Yunan hükümeti bu sorunları “iç mesele” olarak tanımlıyor, uluslararası basın ise çoğu zaman bu bölgede yaşananlara yeterince eğilmiyor.
Ancak biz bu duvarı aşmakta kararlıyız. Millet Gazetesi olarak, Millet News adıyla başlattığımız İngilizce yayınlarımızla artık uluslararası kamuoyuna doğrudan ulaşmaya başladık. Çok sayıda insan hakları kuruluşu, yerli ve yabancı medya organları bizimle iletişime geçiyor; haberlerimizi kullanmak ve röportaj yapmak istediklerini bildiriyorlar. Bu da gösteriyor ki: Hakikat bastırılsa da er ya da geç yankı bulur.
Türk Kamuoyuna ve Medyasına Çağrım
Türkiye’de kamuoyunun Batı Trakya’daki kardeşleriyle daha yakından ilgilenmesini arzu ediyoruz. Çünkü biz, bu coğrafyada sadece kendi adımıza değil; bir milletin ve ümmetin şerefi, hafızası ve İslam’ın vakarı adına mücadele ediyoruz.
Millet Gazetesi olarak, her türlü baskıya rağmen, kalemimizi kırmayacağız. Çünkü bizim kalemimiz, sadece haber yazmaz; hakikatin altını çizer, tarihe not düşer.
Yunanistan, ifade özgürlüğünü sadece çoğunluk için değil, azınlık için de uygulamadıkça demokratikleşemez. Basın özgürlüğü, yalnızca hükümeti eleştirmek değil, kimliğiyle var olabilme hakkını savunabilmektir.
Bu vesileyle İnsicam dergisinin kıymetli sahiplerine ve sorumlularına Batı Trakya’daki kardeşlerine uygulanan haksızlıklara duyarsız kalmayarak bu sayılarında yer verdikleri için teşekkür ederken, Türkiye’deki tüm basın kuruluşlarını, düşünce insanlarını ve insan hakları savunucularını Batı Trakya Türklerinin sesi olmaya, hak mücadelemize daha fazla destek vermeye davet ediyorum.
Unutulmamalıdır ki: Sessiz kalanlar, mazlumları susturanların suç ortağıdır. Ve biz susanlardan değil, sesini hakikat için yükseltenlerdeniz.
