Avuç İçindeki Kelimeler Helen Keller’in Hayat Hikayesi

Görmeyen, duymayan ve konuşamayan Helen; beş dil öğrenerek azmin nelerin üstesinden gelme potansiyeline sahip olduğunu, dünyaya göstermiş oldu.

Gözde ÇİMEN

 “Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi hayal edin. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi farz edin. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın tüm saniyelerini nasıl özlemle yaşadığınızı fark edeceksiniz…”

Bu sözler henüz 18 aylıkken geçirdiği ateşli hastalık sonrası hem sağır, hem kör, hem de konuşamayan Helen Keller’in hayatını anlatan The Miracle Worker’ın kapanış cümlelerinden biri. Bu yazı, film üzerine değil; daha çok hayatı bir mücadele ve başarı öyküsü olan Helen Keller’e ait olacak. Yaşamı sanata dönüştüren Helen Keller’i daha yakından tanımak isteyen elbette filmi izleyebilir.

Hellen, ABD’de çiftçi bir ailede dünyaya geldiğinde, geçirdiği ateşli hastalık sonrası ağır bir engel ile karşı karşıya kaldığında, bu engelin kendisine bir hayat hikayesi sunacağını bilemezdi. Tedavisi imkânsız denilen, yaşamasına bile kesin gözüyle bakılmayan Helen Keller’in ailesi pes etmeyerek, telefonun da mucidi olan Graham Belle’in yolunu tuttu. Bell, bilindiği üzere, kendisini sağır ve dilsiz olan insanlara adamış; buna yönelik okuma ve yazma öğrenebilmeleri için öğretmen yetiştirme okulu açmıştır.

Ailenin ve Helen’in kaderi bu noktada değişmeye başladı ve Graham Bell’in tavsiyesiyle, Boston’daki Perkins Okulu’ndan Anne Sullivan aileye dahil edildi. Anne, bir öğretmenin bir insanın hayatında neleri değiştirebileceğinin kanıtı olarak Helen’in hayatına dahil olduğunda, ilk zamanlar eğitim süreci iki taraf için de yıpratıcı ve yorucu geçmiştir.

Helen Keller, yolculuğun ilk başlarında engeli olduğu için ailesi tarafından fazlasıyla şımartılmış; insanlarla iletişimi berbat ve kontrolsüzdür. Anne, ilk olarak temel bazı hareketlerindeki dengesizlikleri gidermeye çalışır. İlk testi başarıyla geçse de, Helen’de alışageldiği bazı hareketleri değiştirmek, taşa şekil vermekten daha zordur. Bu noktada Anne, iyi bir eğitimci olarak pes etmemeyi; azmi ve kararlı bir şekilde meseleyi çözmeye adeta ant içer.

Taviz vermeden ilerletmeye çalıştığı eğitime bazı anlardan Helen’in ailesi müdahil olmak istese de, sevgiyi temele aldığı bu eğitim modelinde Helen’in kalbini yavaş yavaş kazanmaya başlar. Artık insanlara bağırmayan, tekmelemeyen ve sinir krizi geçirmeyen Helen’e kelimeleri, bazı sesleri çıkarmayı öğretmenin vakti gelmiştir.

İlk olarak işaret dilini ve Braille alfabesini öğreten Anne, nesneleri kavrayabilmesi için kelimeleri Helen’in avucunun içine parmaklarıyla yazmaya başlar. Bu eğitim modelinde, önce nesnenin kendisine dokundurup hatta hissettirip daha sonra aynı nesneyi avucunun içine yazar. Hatta filmde bir sahnede, Anne, “su” kelimesini bir tulumbanın yanında Helen’in ellerini alta koyup tulumbayı çekerek ve ardından parmaklarına “su” yazarak ilk kelimesini öğrendiği an paylaşılmıştır.  Artık Helen’in kalbi, öğretmeni Anne’nin parmaklarının ucuyla kelimeleri yazdığı avucunda atmaya başlar. Avucunun içine yazdığı kelimeler binlere ulaşır ve bu eğitim modeli ona yeterli gelmeyince Redcliff Koleji’ne başlar buradan dereceyle mezun olur. Okulun bahçesinde ise ilk öğrendiği kelime olan “su”ya ithafen Helen için çeşme yapılmıştır.

Anne, bir öğretmenden fazlası olarak Helen’in hayatında maddi-manevi bir rehberi olarak bulunmaya devam eder. Bu sırada Helen, üniversiteden mezun olmuş ve kendi yaşam öyküsünü anlatan kitabını yayımlamıştır. Helen bu mücadelenin sonunda kitaplar yayımlayan, dünyayı dolaşarak inandığı fikirler uğruna konferanslar veren, kendisi gibi kör, sağır veya dilsizlerin eğitimi için fonlar oluşturan ve vakıf kuran bir fenomen haline gelmiştir.

Tüm hayatı, kendisi gibi hayata geriden başladığına inanan insanlara doğru, üzerindeki farkın kapanabileceğine inandıran çalışmalarla geçti. Binlerce insana ilham kaynağı ve güzel örneklik oluşturdu. O kadar büyük başarılar elde etti ki, Amerikan devleti bu başarılara kayıtsız kalmayarak ülkenin en önemli ödülü olan Özgürlük Madalyonu‘nu takdim etti.

Görmeyen, duymayan ve konuşamayan Helen; beş dil öğrenerek azmin nelerin üstesinden gelme potansiyeline sahip olduğunu, dünyaya göstermiş oldu. Dünya hayatı sona erdiğinde ise, küllerini çok sevdiği ve onun için bir öğretmenden de fazlası olan Anne’nin yanına gömüldü. Konuyu, “yaşamak sanatını” mücadele ve azimle müthiş bir gayretle sürdürmüş Helen, yazının başında belirttiğim filmde yer alan bir cümlesi ile sonlandıralım:

“Alone we can do so little

Together we can do so much”