Mesela müzik, oyun ve sinema sektörü başta olmak üzere, birçok alanda yetmiş yıldan beridir Holokost üzerinden bir sömürü sektörü oluştuğunu da görüyoruz. Holokost Endüstrisi kitabında Finkelstein ayrıca, onlarca somut örnekler vererek bu sömürü çarkı üzerinde duruyor.
Ferman KARAÇAM

İçimde kaynayan bir volkan gibi
Serpilir gidersin zeytin dağına
Gazze koynumdaki derin bir sızı
Künyemdeki mühür silinmez yazı
Neredeyse bir asra yakındır Filistin’de kan akıyor.
Yüzbinlerce şehidin kanlarıyla sulanan Filistin topraklarından yükselen Hakkın sesi ise; tüm dünyada yepyeni bir dip dalganın temelini örgütlüyor.
Eski kalıplar kırılıyor.
Eski anlayışlar yıkılıyor.
Emperyalizmin, zihinlere pompaladığı İslamofobia korkusu şanlı Gazze direnişi ile birlikte değişiyor.
Bu savaş uzadıkça kırılan eski kalıpların yerinde yeni ve daha adil anlayışları benimseyen milyonlar ortaya çıkmaya başlıyor.
Ayan beyan görülüyor ki, bunun sonucu olarak dinler arasında mukayese yapanların sayısı belirgin bir şekilde çoğalacak ve İslam’ı seçen insanların varlığı da git gide artacak,
İkinci Dünya Savaşından bu tarafa Siyonist İsrail’in tüm dünyada kullandığı “acının sömürülmesi”ne, yani Holokost’a dayalı olarak oluşmuş kalıplar tamamen değişecek ve Siyonist İsrail’in gittiği her yerde fitne çıkaran, zalim, acımasız, küstah, lanetli, şımarık bir kavim olduğu gerçeği zihinlere yerleşecek.
Amerika bu kirli sosyolojik yapıyı, her şeye, tüm zulüm ve katliamlarına rağmen destekleyen müstekbir, ahlaksız ve zorba bir devlet olarak hafızalara kazınacak.
Elbette sadece bu kadarla kalmayacak; Amerika’da çok sayıda öğrenci derneği bir araya gelerek İsrail’in yıllardır sürdürdüğü işgal politikalarını kınayarak İsrail karşıtı gösteri yaptı ve bildiri yayımladılar. Bunun üzerine ABD’nin en önemli üniversitelerinden olan Harvard, Pensilvanya, Massachusetts (MIT) Teknoloji Enstitüsünün rektörleri baskı altına alındı ve Pensilvanya Üniversitesi Rektörü Liz Magill istifa ettirildi.
Üniversite kampüsleri, öğrenci dernekleri, Afro-Amerikan örgütleri, sokaklar ve vicdan sahibi halklar bazı Yahudi aileler tarafından parayla satın alınmış Amerika yönetimini diz çöktürecek mi, bunu zaman gösterecek.
Ancak görülen o ki; Mescid-i Aksa gibi önemli bir kutsalımızın kirletilmemesi için bütün bir İslam Dünyası adına hayatlarını feda eden, direnen ve nihayet şehadet şerbeti içen Gazzeli güzel insanların kanları yepyeni dirilişlerin filizlerini suluyor.
Diğer yandan, bugüne kadar yıllardır Siyonist Yahudilerin hapishanelerinden çıkan binlerce Filistinli, kendilerine yapılan zulüm ve işkencelerden söz ederek ve İsrail hapishanelerinde sakat bırakılan, öldürülen yüzlerce Filistinli olduğunu dile getirdiler.
Bunca insan arasından hiç kimse Yahudilerin insafından, merhametinden ve insanlığından söz etmedi.
Fakat daha önceki yıllar içinde Filistinliler tarafından tutsak edilen Yahudilerden bir tanesi bile serbest kaldığında, kendilerine kötü muamele yapıldığını söylemedi.
Söylemediler ama kimse bunu fark etmemişti.
Tüm dünyanın dikkatini üzerine toplayan bu son olaylar sırasında HAMAS tarafından bırakılan Yahudilerin veya yabancı tutsakların söyledikleri sözler ve İzzettin Kassam komutanlarına karşı takındıkları tavırlar ise dikkatlerden kaçmadı.
Ve bütün dünya; bıçakla boğazlanan insanlar gösterilerek İslam’a karşı uyandırılan nefret ve korkunun, emperyalistlerce üretilmiş sahte Müslümanlar olan DAEŞ ya da benzerlerinin ürünü olduğunu anlamaya başladı.
Bütün dünya halkları, gerçek Müslümanların merhametini ve izzetini gördü.
Savaşta çocuklara, kadınlara, yaşlı ve hastalara dokunulmadığının somut örneklerini gördü.
Hatta HAMAS tarafından serbest bırakılan rehinelerin sadece yüz hatları, konuşmaları, komutanlara sevgiyle el sallamaları değil, o komutanlara yazılan mektupları da okudular.
Tarihe not düşülmesi bakımından bu mektuplardan birini, İsrailli rehine Danielle ve kızı Emilia tarafından El-Kassam Tugayları’na yazılan bu kısa mektubu aşağıya alıyorum:
“Geçtiğimiz haftalarda bize eşlik eden değerli generaller, öyle görülüyor ki; yarın sizlerle yollarımızı ayıracağız, ancak size tüm kalbimle teşekkür ediyorum, kızım Emilia’ya karşı gösterdiğiniz olağanüstü insanlığınız için. Adeta onun için ebeveyni gibiydiniz, ne zaman isterse odanıza davet ediyordunuz.
Onun için hepiniz sadece birer arkadaş değil, iyi kalpli birer insanlar oldunuz ve onu karşılıksız sevdiniz.
Birer dost, arkadaş ve nasihat eden büyükleri olarak onunla geçirdiğiniz uzun saatler için teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim. Ona karşı sabırlı olduğunuz ve hazırda bulunmasa bile onu tatlılarla, meyvelerle ve her şeyle şımarttığınız için teşekkür ederim.
Çocuklar savaş bölgelerinde olmamalı, ancak sizlerin ve yol boyunca tanıştığımız diğer nazik insanların sayesinde kızım Gazze’de kendini bir kraliçe olarak gördü…
Erlerden liderliğe uzanan uzun yolculuğumuzda ona nezaketle, özenle ve sevgiyle davranmayan tek bir kişiyle bile karşılaşmadık.
Buradan kalıcı bir psikolojik travma ile ayrılmadığı için sonsuza kadar size olan minnettarlığımın esiri olacağım.
İçinde bulunduğunuz zor duruma ve Gazze’de yaşadığınız ağır kayıplara rağmen gösterdiğiniz nazik davranışı unutmayacağım.
Dilerim ki bu dünyada gerçekten iyi insanlar olmanızın kıymeti bilinir.
Hepinize sağlık ve esenlik diliyorum.
Size ve ailelerinize sağlık ve sevgi.
Çok teşekkür ederim.”
Danielle & Emilia
Yukarıdaki mektup; 2023 yılının Kasım ayında Gazzeli Müslüman ve İsrailli Yahudiler arasındaki bir savaş sırasında, Müslümanlar tarafından rehine olarak alınıp, sonradan serbest bırakılan bir Yahudi anne ve kızı tarafından yazılmıştır diye, biz de tarihe not düşüyoruz.
Biliyor ve inanıyorum ki; bundan sonra dünya eskisi gibi olmayacak ve insanlık tarihinin altın sayfalarını yeniden bu inanç, bu iman, bu direniş, bu izzetin sahibi olan Müslümanlar yazacaktır, yazmalıdırlar.
Geçmişte olduğu gibi.
Öte yandan Siyonistler dünyevi çıkarları söz konusu olduğunda hiçbir kural ve kutsal tanımadan geçmişte yaşadıkları acıları zaman içerisinde paraya tahvil etmeyi başarmışlardır.
Çoğumuz acımasız Nazi katliamlarını biliyoruz ve bunları insanlığın yüz karası ve ayıbı olarak lanetliyoruz ancak, Holokost’un nasıl istismar edildiğini de biliyoruz.

Mesela müzik, oyun ve sinema sektörü başta olmak üzere, birçok alanda yetmiş yıldan beridir Holokost üzerinden bir sömürü sektörü oluştuğunu da görüyoruz.
Holokost Endüstrisi kitabında Finkelstein ayrıca, onlarca somut örnekler vererek bu sömürü çarkı üzerinde duruyor.
Kitaptaki bu örnekler arasında dikkatimi çeken biri var, bu kişinin aldığı ödüllerin “ilginç kurumlar” tarafından verildiğine dikkatinizi çekmek isterim: Elie Wiesel.
Wiesel 1928 Romanya doğumlu, Sorbonne’da felsefe ve Fransız dili edebiyatı okumuş, gazetecilik yapmış.
Amerika’da yaşamış, kitaplarını Fransızca yazmış.
55 üniversite kendisine doktora ünvanı vermiş.
1986 Nobel Barış ödülü almış.
1984’de Legion d’Honneur Şövalye nişanı verilmiş.
Uluslararası Barış ödülü, Medicis ödülü, ABD Kongresi madalyası ve daha onlarca ödül ve madalya almış.
Elie bir Yahudi ve yazdıkları, anlattıkları tamamen Holokost’la yani, Yahudi Soykırımı ile ilgili.
Ne var ki Finkelstein, Holokost Endüstrisi kitabında, Elie’nin bütün bu yazıp söylediklerini nasıl istismar ederek paraya çevirdiğini, başka bir yazardan, ‘Holokost’un Kutsallaştırılması’ deyimini de ödünç alarak şu cümlelerle aktarıyor okuyucusuna: ‘Holokost’un Kutsallaştırılması’ yalanının en önde gelen satıcısı Elie Wiesel’dir.
Wiesel için Holokost, geçerli bir ‘gizem’ dinidir.
Finkelstein, biraz da alaylı bir şekilde ırkdaşı Elie Wiesel’den birkaç mısra aktardıktan sonra asıl vurucu cümlesini kurarak, onun Holokost’u nasıl sömürdüğünü ortaya koymaktadır: “Bu nedenle Wiesel, Holokost’un ‘karanlık içinde yol aldığını, tüm yanıtları geçersiz kıldığını, ötesinde değilse bile tarihin dışında yer aldığını, bilgi ve tanımlamalara meydan okuduğunu, tarihin yıkımı ve kozmik ölçekte bir mutasyon olduğunu, sadece sağ kurtulabilen Rahip ( siz bunu sadece Wiesel diye okuyun, N. G. Finkelstein) onun gizemine nail olabilir.
“Ancak, Wiesel’in kendisinin de itiraf ettiği gibi ‘Holokost ağıza alınamaz; hakkında konuşamayız’ bile. “Bu nedenle, 25 bin dolar karşılığı (artı şoförlü bir limuzin) verdiği konferanslarda Wiesel, Auschwitz gerçeğinin sırrının sessizlikte gizli olduğunu anlatıp durmaktadır.”
Burada, bir vicdan sahibi Yahudi’nin, bir başka fırsatçı ve sömürgen Siyonist Yahudi için söylediklerinden ziyade asıl demek istediğim şudur: Siyonist Yahudiler, 1944’deki acılarını satarak, 70 küsur yıl içinde Amerika gibi bir imparatorluğa sahip oldular, tüm dünya üzerindeki iletişime, sermayeye, teknolojiye, medyaya, oyun, spor, müzik, film ve gıda sektörüne sahip oldular.
Tıpkı Amerika’nın; eski, laik ve Kemalist Türkiye’nin Kürtlere uyguladığı acılardan PKK gibi kanlı bir örgüt çıkarıp, bu örgütten de bir devlet oluşturmaya çalışması gibi.
