Vatanını Müdafaa Eden Sivil Halkın Gücü 15 Temmuz Destanı

Yalnız gençler değil, tüm vatandaşlar canları pahasına yıllardır yaşadıkları önceki darbeler gibi evlerinde kalan pısırık korkak halk değildi. Ölümü kendine şiar edinmiş, şehitlik mertebesine ulaşmak isteyen koskocaman yüreği olan insanlar ordusuydu.

Hatice BALİN

Uzm. Sosyolog

Temmuz ayının bunaltıcı sıcağında sıradan bir gündü. Eşim ve iki oğlum memlekete gitmişti. Kızım yaz okulunun kampındaydı. Evde yalnızdım. Ben de Bahariye Mevlevihanesi’ndeki görevimin başındaydım. Ekibim ile toplantı yapmam gerekiyordu. Gönüllü çalışan arkadaşları telefonla aramaya başladım. Neredeyse herkes ile görüşmüştüm. Çengelköy’de oturan gönüllümüz kalmıştı. Onu da aradım. Arkadaş telefonda bana askeri kuleli lisesinde boydan boya Türk bayrağının asılı olduğunu söyledi. Bayram değil seyran değil niye asılı diye konuştuk. Konuşmalarımız ikindi vaktiydi. Resmi bayram olmamasına rağmen asılan büyük Türk bayrağın ihtişamlı dalgalanışını anlatıyordu. Telefonu kapattık, vakit epey ilerledikten sonra eve dönüş için yola çıktım. Vatan Caddesindeki Büyükşehir Belediyesi Lojmanlarında oturuyordum. Şehitliği geçtik Topkapı Vatan Caddesinin sapağından dönerken otobüsü bir asker durdurdu. Ve tüm yolcuların inmesini bağırarak söyledi. Gerekçe göstermeksizin indirilmemiz ben dâhil tüm yolcuların canını sıktı. Tabana kuvvet yürümeye başladım Vatan Caddesi trafiğe kapanmıştı. Her yerde eli kolu silahlı askerler vardı. Bu durum gerçekten çok endişe vericiydi. Eve geldiğimde hemen televizyonu açtım. Boğaziçi köprüsünün de trafiğe kapandığını görünce darbe mi oluyor diye kendi kendime söylendim. Arkadaşlar ile watsaptan yazışınca bir şeyleri yolunda gitmediğinin farkına vardık. Az sonra başbakanımız Binali Yıldırım, bu bir kalkışmadır diye açıklama yapıyordu. Kalkışma kavramını ilk kez duymuştum. 12 Eylül darbesinde 7-8 yaşlarındaydım. O günü birden hatırladım. Göğsüm sıkıştı. Memleketimizde düzenli olarak yapılan darbelerin bedelini milletçe hep ödedik. Üçüncü dünya ülkelerinin kaderiymiş gibi tekrar eden senaryoları bir kere daha mı yaşayacaktık. Bizi on yıl gerileten maddi manevi binlerce milyonlarca zarara uğratan askeri vesayetin sonu gelmemiş miydi? Ne olmuştu. Her şey yolunda giderken birden ne olmuştu. Yoksa birileri bize 17-24 Aralığın rövanşını mı yaşatıyordu. En üst katta oturan komşuma gittiğimde, aynı blokta oturan bütün kadınların orada toplandığını gördüm. Komşularımın on altı yaşındaki genç delikanlıları Vatan Caddesine çıkmak istediklerini söylüyorlardı. Anneleri izin vermek istemediler. Gençler, “gün bu gündür, anne bizler vatanı müdafaa etmeyeceksek ne işe yararız?” diyerek ağlıyorlardı. Ne olduğunu anlayamadığımız için gençleri bırakmak istemedik ancak onları tutmak ne mümkün hepsi kapıyı çarparak çıktı. Biz de balkona çıktık. Birde ne görelim. Topkapı kale içi ve diğer yollardan, her yerden akın akın Vatan Caddesine inen halkı gördük. Bizler de ne duruyoruz. Abdest alalım aşağıya inelim dedik. Tam o sırada büyük bir gürültü duyduk. Bu gürültü ile irkildiğimizde balkonda aynı seviyede göz göze geldiğimiz helikopteri gördük. Asker şaşkın bir şekilde bize bakarak hızlıca yukarı doğru uçtu. İşin vahameti belliydi. Asker ile Türk halkı karşı karşıya mücadele ediyordu. Vatanı emanet ettiğimiz Mehmetçik, bu kez bize karşı vatanı ele geçirmek için birileri tarafından emir almıştı. Vatan Caddesinde gençlerin tankların içerisinden çıkardıkları askerleri emniyete teslim etmenin coşkusunu anlatmak mümkün değildi. Bu gençler o gece farklıydı. Yalnız gençler değil, tüm vatandaşlar canları pahasına yıllardır yaşadıkları önceki darbeler gibi evlerinde kalan pısırık korkak halk değildi. Ölümü kendine şiar edinmiş, şehitlik mertebesine ulaşmak isteyen koskocaman yüreği olan insanlar ordusuydu. Her yerden “Allahu Ekber!” nidaları yükseliyordu. Sağıma baktığımda mini şort, askılı bluz giymiş bir kadının alnına kelime-i tevhid (Arapça yazılı) bandajı bağladığını gördüm. Her düşünce ve ideolojiye sahip sivil, omuz omuza Vatan Caddesinde tekbir getiriyordu.  Emniyetin oradaydık. Saraçhaneden bomba sesleri geliyordu.

Camilerde sabaha kadar selalar okundu. Yeğenim yalnızım diye yanıma gelirken, o da Şehzadebaşı Camii’ne gitmişti. Telefonlaştığımızda “hala burası kan gölüne döndü, çok fazla ölen var” dedi. O gece bitmeyecek gibiydi. Eşim ile görüştüğümde ise İstanbul’da olamamanın üzüntüsünü yaşıyordu. Birden âmin sesleri ile ortalık çınladı. İbrahim Şahin Hoca dua etmeye başlamıştı: “Bu gece hepimiz okçular tepesinde nöbet tutan sahabeler gibiyiz. Bizler burada emniyeti ve Saraçhaneyi onların elinden kurtaracağız. Herkes sabırla, dua ile mücadele edecek. Vatan hainlerinin oyununu inşallah bizim mücadelemizle Rabbim bozacak. Ey Rabbim sen bizi ve vatanımız koru, oyunu oynayanların oyununu boz. Her şeye gücü yeten sensin. Sen istersen bu kalabalığın gücünü onların üzerine muzaffer kılarsın.” Vatan Caddesinde Saraçhane’deki bomba gürültüsünün sesleri ve edilen duaya âmin diyen sesler birbirine karışıyordu. Birden bu seslerden daha büyük bir ses duyuldu.  Askeriyenin jet uçaklarının alçak uçtuğunu ve bomba bıraktığını duyduk. Her yer kaos halini aldı. Neyse ki bomba ses bombasıymış.  Ancak ses bombası bile yeri sarsacak kadar güçlüydü. O gece Suriye’de, Filistin’de bomba altında olan Müslüman kardeşlerimizin halini daha iyi anlamamıza neden oldu.

Aslında o gece yaşadıklarımız bize çok şeyi anlatıyordu. Normal zamanda gençleri eleştiren, şikâyet eden biz yetişkinler gördük ki vatanı için canı pahasına ön safta mücadele eden gençlerdi. Elinde silahı olmayan sadece iman gücüyle askerleri ikna etmeye çalışan halk, o gece genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla tarihe geçecek bir destan yazdı. Sivil halkı bu derece sokağa döken neydi? Sadece vatan sevgisi miydi? Cumhurbaşkanının sözüyle korkusuzca bedenini vatanına siper eden halk inanıyordu, güveniyordu. Vatan hainlerinin hesaba katmadıkları cumhurbaşkanına güvenen ve vatanını kolay kolay teslim etmeyen sivil halkın gücüydü. Artık darbelere geçit vermeyen bir anlayışa sahipti. Önceki dönemlerden farkı buydu. Bu vatan, asla birkaç kişinin çıkarı uğruna harcanacak topraklar değildi. 15 Temmuz’da yaşanılanlar bunu gösterdi. O gece iki güne bedel bir uzunluğa sahipti. Hiç güneş doğmayacak, sabah hiç olmayacak gibiydi. Okunan her selanın bize güç kattığını, okunan her Kur’an-ı Kerimin bizi dirilttiğini gördük. Sabah ezanıyla birlikte vatan hainlerin ordusu ele geçirildi. Sabahın ilk ışıklarıyla yeni güne vatanını koruyan halkın zaferi son noktayı koydu. Şehitlerimiz oldu. Sevdiklerimizi kaybettik. Bayrağımızın rengi solmuştu, şehadete düşenlerin kanıyla tekrar boyandı. Sivil halk ile Mehmetçiği karşı karşıya getiren zihniyetin sonu oldu. Yaşanılan o gece hakkında birçok tartışmalar yapılsa da metinler yazılsa da ortaya çıkan tek bir gerçek var. Söz konusu vatan olunca Türk milleti için gerisinin teferruat olduğudur. Tek vücut olup şehadet şerbetini içmeye hevesli olan gençlerin varlığıdır. Şimdi okunan her sela o gece okunan selaymış gibi kulaklarımda ve o geceyi yaşayanlar asla unutmayacak.