Endülüs Devletinde Yumuşak Güç Politikası

Batılı öğrencilerin Endülüs ve diğer yerlerdeki İslami okullarla temasının büyük etkisi oldu. Bir dizi içtihat ve yasa hükümlerini tüm dillere aktardılar. O dönemde Avrupa’nın ayrıntılı bir hukuk sistemi ve adil yasaları yoktu.

Radouan Yousfi

Dr., Endülüs İlim ve Kültür Değişimi Derneği Başkanı

Medeniyetlerin ölümsüzlüğü; insanlık tarihinde düşünce, bilim ve ahlakla ilişkili olarak çeşitli alanlarda sunulan ölümsüz etkilerin boyutuna bağlıdır. İnsanlığın ilerlemesi için tarihte genel olarak İslam medeniyetinin, özel olarak ise Endülüs’ün oynadığı ve katkıda bulunduğu büyük rol kapsamında, Avrupa’nın veya Rönesans ile Avrupa medeniyetinin başardıklarına yönelik aynı rolün etkilerini açıklığa kavuşturabilir ve tahmin edebiliriz. Avrupa medeniyetinin başarısının kendisinden önceki İslam medeniyetinden etkilenmesinde şaşılacak bir durum bulunmamaktadır; çünkü modern Avrupa tarihi, İslam medeniyetinin aralarında hiçbir ayrım olmaksızın geliştiği çağın tarihinin doğal bir uzantısıdır[1].

Giriş

Avrupa’nın tamamen karanlık bir dönemden geçtiği Orta Çağ’da İslam medeniyetinin Hristiyan Avrupalı ​​Batı ile bağlantısında Endülüs, İslam medeniyetinin ana geçiş noktası ve İslam medeniyetinin Avrupa’ya aktarılması sürecindeki en önemli köprü olmuştur. İslam medeniyetini çeşitli ilmi, fikri, sosyal ve ekonomik alanlarda Avrupa’ya taşıyan ve Avrupa’nın bir parçası olan Endülüs, Müslümanların varlığı sırasında sekiz asır (H. 92-897 = MS 711-1492) boyunca bir kültürel yayılma noktası olarak kalmıştır. Siyasi zayıflığı ve Tavaif-i Mülûk sırasında bile üniversiteleri, okulları, kütüphaneleri, fabrikaları, sarayları, bahçeleri, alimleri ve yazarları aracılığıyla Avrupalıların ilgi odağı haline gelene kadar bölgenin ülkeleriyle yakın ve sürekli bağlantılar içinde olmuştur[2].

Müslümanlar İspanya’ya yerleşir yerleşmez kendilerini ilme, edebiyata ve sanata adamışlar; burada Doğu’daki kardeşlerinin ulaştığı ilerlemeyi aşmışlar ve dünyada tüm bilimler kapsamında yeni ve büyük şeyler icat etmişlerdir. Bütün bunlar Avrupa için MS 11. yüzyıl sonlarından 15. yüzyıldaki İtalyan Rönesansı’na kadar yararlanmaya devam edilen yeni bir ilham kaynağı olmuştur.

İslami hoşgörü politikasının Zimmet halkı üzerinde büyük etkisi olmuştur. Yahudi ve Hıristiyanlar, Arapçayı öğrenip hayatlarında kullanmaya başlamış, hatta onu Latince’ye tercih etmişlerdir. Ayrıca pek çok Yahudi, Arap öğretmenlerin yanında eğitim görmüştür.

Yumuşak güç politikası, kavram olarak 1990’lı yıllarda Joseph Nye ile öne çıkmasına rağmen çok daha öncesinde de fiilen farklı devletler tarafından kullanılmıştır. Yumuşak güç politikası, sert gücün zorlayıcı uygulamalarına karşı, diğer aktörlerin isteklerini etkilemeyi hedeflemektedir. Bu politika, bir ülkenin kendi amaçlarını gerçekleştirmek için -askeri ya da ekonomik- klasik güç araçlarından uzak durarak farklı yöntemler kullanmasıdır. Bu hedeflere ulaşmak için hedef ülkeye çeşitli alanlarda projeler ve yatırımlar yapılarak, söz konusu ülke cezbedilmeye çalışılmaktadır. Yumuşak güç kavramına akademik bir karakter kazandıran Joseph Nye’a göre, “Güç bir kişinin, istediği sonuçları elde etmek için başkalarının davranışlarını etkileme yeteneğidir”[3]. İslam medeniyetinde bu kavrama yönelik önem, kavramın manasının zekâtın verilme sınıfları arasında dahi yer bulmasından anlaşılabilecektir. Tövbe suresi 60. ayette Allah Celle Celalühü şöyle der: “Zekatlar; Allah’tan bir farz olarak yoksullara, düşkünlere, onu toplayan memurlara, kalpleri Müslümanlığa ısındırılacaklara verilir; kölelerin, borçluların, Allah yolunda olanların ve yolda kalanların uğrunda sarf edilir. Allah bilendir, hakimdir”. Âyet-i kerîmede, kalpleri İslam’a ısındırılacaklar anlamına gelen ve Türkçe’de “müellefe-i kulûb” olarak anılan bir grup yer almaktadır. Bunlar, kötülüklerden korunmak veya Müslümanlara fayda sağlamak amacıyla İslam’a kazandırılması hedeflenen kişilerdir. Gayrimüslimler bile bu kategoriye girebilir. Bazı Müslümanların bu gruba dahil edilmesi, İslam’ı tam olarak benimsememesine rağmen çevresinde nüfuz sahibi olanların Müslümanlarla bütünleştirilmesi ve yeni din değiştirenlerin azminin teşvik edilmesi düşüncesine dayanmaktadır. Hz. Peygamber efendimiz, kalplerini İslam’a dönüştürmek istediği kişilere hem zekattan hem de diğer devlet gelirlerinden pay ayırarak bu grubun önemini daha da vurgulamıştır[4].

Yumuşak güç kavramının amacı özetle, mevcut değerleri hem devlet içinde hem de devlet dışına aktarmayı sağlamaktır. Bunun gerçekleştirilebilmesi için iki temel nokta vardır. Biri insanları teşvik etmek için belli maddi imkânlar sunarak onları cezbetmeye çalışmak, diğeri ve en önemlisi ise devleti bir cazibe merkezi haline getirmektir. Devlet içinde yaşanan gelişmeler dünyada o kadar parlar ki, artık hiç reklam yapılmamasına rağmen herkes dikkat çeken gelişmelerden faydalanmak için o devlete başvurmaktadır. Endülüs devleti tam da bu seviyeye ulaşarak bir cazibe merkezi olmuş ve kendi değerlerini farklı ülkelere ithal etmeye başlamıştır. Bir sonraki bölümde bu değerler nelerdir, ülkeler içinde hangi alanlarda ve nasıl tecelli etmiştir, soruları üzerinden incelemelerde bulunulmaktadır.

İnanç ve Hukuk Alanında

İslam tevhit öğretisini, şirk ve putperestlikle dolu bir topluma ve dünyaya getirmiş; tevhit inancını Allah’a tahsis etmiş; insanı biçimcilikten, kusurluluktan ve başkalarının esaretinden kurtarmıştır. Onunla Allah arasında rahip ya da bir başka aracı bırakmamıştır. Bundan hemen sonra genel olarak dünyada bunun etkileri olmuş, özellikle de Avrupa uygarlığında Rönesans dönemi, bu saf inanç üzerine ortaya çıkmıştır; öyle ki “her dinden insan, neyin var olduğunu yorumlamaya başlayıncaya kadar. İnsanlar kendi dinî sistemlerinde, örf ve adetlerinde ve dillerinde şirk ve putperestliğin tezahürlerini bırakarak, dinlerini tevhit inancına yakın ve ona benzeyen bir şekilde ifade ederek açıklamaya çalışmışlardır”[5].

Ahmed Amin şöyle der: “Hıristiyanlar arasında İslam’ın etkisinin açıkça görüldüğü eğilimler ortaya çıktı. Örneğin, MS sekizinci yüzyılda/ Hicri yılı ikinci ve üçüncü yüzyıllarda, Septimania’da[6] rahiplerin önünde günah çıkarılmasının reddedilmesini, rahiplerin bunu yapmaya hakkı olmadığını savunan ve insanın kendi günahlarının affedilmesinde tek yetki Allah’a aittir diyen bir hareket ortaya çıktı. İslam’ın papazları yoktur; keşişler ve hahamlar için de günah çıkarma ayininin olmaması normaldir”[7].

Batılı öğrencilerin Endülüs ve diğer yerlerdeki İslami okullarla temasının büyük etkisi oldu. Bir dizi içtihat ve yasa hükümlerini tüm dillere aktardılar. O dönemde Avrupa’nın ayrıntılı bir hukuk sistemi ve adil yasaları yoktu. Alim Sidio[8] şöyle der: “Özellikle dikkatimizi çeken Maliki mezhebi ve dolayısıyla Afrika’daki Araplarla olan bağlantılarımız nedeniyle Fransız hükümeti, 776 H. (MS 1374) yılında ölen Al-Halil bin Ishaq bin Yaqoub’un ‘Al-Mukhtasar fi Al-Fiqh’ kitabını Fransızcaya çevirmesi için Dr. Biron’u görevlendirdi”[9].

Nitekim İslam medeniyeti bizzat Avrupa kanunlarına katılmıştır. Bu konuda İngiliz tarihçi Wells[10] (Features of the History of Humanity) kitabında şöyle der: “Avrupa, idari ve ticari kanunlarının büyük bir kısmını İslam’a borçludur”[11].

Bilim Alanında

Batı’da Müslümanların etkisi bilim alanındaydı. Tıp, eczacılık, matematik, kimya, optik, coğrafya, astronomi ve diğerlerinin Avrupa uygarlığı üzerindeki etkisi bunun en derin belirtileri arasındadır. Pek çok adil fikirli Batılı, Müslümanların en az altı yüz yıl boyunca Avrupa’nın hocası olarak kaldığını kabul etmektedir.

Doğu bilimcisi Sidio şöyle der: Başlangıçta Latinlerin Araplardan ne ödünç aldıklarını araştırırsak, II. Silvester adıyla papa olan Gerbert’in H. 359 (MS 970) yılı civarında Endülüs’te öğrendiği matematik bilgilerini bize getirdiğini görürüz. İngiliz O’Hillard, H. 493 (MS 1100) yılı ile H. 522 (MS 1128) yılları arasında Endülüs ve Mısır’da seyahat etmiş ve Batı’nın bilmediği Öklid’in Elementleri’nin Arapça’dan tercümesini yapmıştır. Ayrıca Platon Tiburtinus’un Theodosius (Al-Akr) kitabını ve Rudolf Al-Buruji’nin Batlamyus (Dünyadaki Coğrafya) kitabını Arapçadan tercüme etmiştir. H. 596 (MS 1200) yılı civarında Albisli Leonard, Araplardan öğrendiği cebir üzerine bir inceleme yazmıştır. Nabari’li Cunian, 13. yüzyılda Araplardan Öklid kitabını iyi bir dille tercüme ederek bunu açıklamaya çalışmıştır. Bolognalı Caitlion’un o yüzyılda Al-Hasan ibn al-Heytham’ın (Optik) kitabını tercüme ettiğini ve Cremonalı Gerard’ın da aynı yüzyılda Batlamyus’nun (Almagest) çevirisiyle gerçek ve sağlam astronomi bilimini yaydığı bilinmektedir. H. 648 (MS 1250) yılında Kastilyalı Alfonso, kendi adını taşıyan astronomi takvimlerinin yayınlanmasını emretmiştir. Her ne kadar I. Roger, Sicilya’da Arap bilimlerinin özellikle de İmparator Frederick Al-Idrisi’nin kitabının edinilmesini teşvik etse de Arap bilimleri ve edebiyatını inceleme konusunda daha cesaretli görünmemiştir. Bununla birlikte imparatorun sarayında ikamet eden İbn Rüşd’ün oğulları ona bitki ve hayvanların doğa tarihini öğretmişlerdir[12].

Sidio’nun sözlerinden, Müslümanların sadece bilgilerini Avrupalılara aktarmakla kalmayıp, Avrupalıların kendilerinden tamamen izole edilmiş Yunan atalarının tarihini bilmelerine de güçlü bir katkıda bulundukları anlaşılıyor. Böylece etki bilimin her türü ve alanı üzerinde olmuştur.

Eğitim ve Davranışlar Alanında

Endülüs’te Avrupa’nın en prestijli üniversiteleri olan 10’dan fazla üniversite bulunuyor ve bu sayede ırk, din, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın Avrupa’nın her yerinden gelen çok sayıda öğrenci buraya kabul ediliyordu. Endülüs devleti de birçok misyon tahsis etti. Bu öğrencilere, edindikleri bilgilerle ülkelerine dönüp hizmet etmeleri için eğitim verildi ve Endülüslüler güzellik merkezlerinin yanı sıra birçok kolej, denizcilik enstitüsü ve müzik okulu kurdu[13].

MS 890 yılında Büyük Alfonso, oğluna ve veliaht prensine öğretmen atamak istediğinde, Hıristiyanlar arasında o dönemde bu görevi yapabilecek yeterliliğe sahip birini bulamadığı için Kurtuba’dan iki Müslümanı bu görevi ifa etmeleri için çağırmıştır[14].

Müslümanlar Endülüs’ü fethettiğinde, bir kısmı İslam yönetimi altında yaşamak yerine Fransa’ya göç etmeyi tercih etmişti. Bu bağlamda Thomas Arnold[15], İslam devleti altında yaşamayı kabul eden Hıristiyanların gördüğü muamelenin mahiyetini anlatır; karşılaştırır ve şöyle der: “Hıristiyan yönetimi altında yaşamak için Fransız topraklarına göç edenler, aslında geride bıraktıkları dindaşlarından daha iyi durumda değillerdi.”

Müslümanlarla uğraşmanın Hıristiyanların karakterini incelttiğini doğrulayan şey Arnold’un şu anlatımıdır: “Birçok Hristiyan’a Arapça isimler verildi ve bazı dini sistemleri kurma konusunda Müslüman komşularını taklit ettiler. Birçoğu sünnet edildi ve bazı konularda (yiyecek ve içecek gibi) Müslüman geleneklerine uydu”[16].

Sonuç

Günümüzde Batılı ülkeler yumuşak güç politikasını profesyonel bir şekilde kullanmakta ve Müslüman halklarına bir örnek teşkil etmektedirler. Ancak unutulmaması gerekir ki, bugün yaşadığımız bu üzüntülü tablonun birkaç yüzyıl önce tam tersi yaşanmıştır. Endülüs devleti, Batı ülkelerine yumuşak güç politikasını uygulamış ve onları kendi ayağına gelmek zorunda bırakmıştır. Bugünün batılıları o zamanlar Endülüs medeniyetinden bir damla bilgi alabilmek için Kurtuba kapısına başvurmuştur. Bu demektir ki önceden ulaşılan bu seviyeye gelecekte de ulaşılması mümkündür. Tarih tekrar edecektir fakat temel soru, bizim bu gelecekte görevimiz olup olmayacağıdır.


[1]***

 Ragib Serjani, Endülüs Medeniyetinin Avrupa Medeniyetine Etkisi, https://l24.im/yAnSLm, 09.12.2021.

[2] Hani Al-Mubarak ve Shawqi Abu Khalil: Arap-İslam Medeniyetinin Avrupa Rönesansındaki Rolü, s. 51, 52.

[3]   Joseph Nye, Dünya Siyasetinde Başarının Yolu Yumuşak Güç, 1. baskı, Elips kitap, Ankara, 2005, s. 11.

[4] Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 23-27.

[5] Abu Al-Hasan Al-Nadawi: Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Ne Kaybetti? s.105.

[6] Septimania: Güneybatı Fransa’da, Akdeniz kıyısındaki eski bir Fransız eyaleti.

[7] Ragib Serjani, Age.

[8] Sidio: (H. 1223 – 1292 / MS 1808 – 1875) Fransız oryantalist. Doğumu ve ölümü Paris’te gerçekleşti, Sideo Arapçanın eserlerinden biri olan Ali Al-Marrakshi’nin kitabını (The Collection of Princes and Objectives in Astronomical Instruments) Fransızca tercümesiyle yayımlandı.

[9] Sidio: Arapların Genel Tarihi, Araplaştırılmış, Adel Zuaiter, s. 395.

[10] Wells: Herbert George Wells (MS 1866 – 1946) İngiliz yazar, düşünür, gazeteci, sosyolog ve tarihçiydi. Bilim kurgu edebiyatının kurucularından biri olarak kabul edilir.

[11] Muhammad Othman’dan alıntıdır. Othman: Adil Dünya Edebiyatında Muhammed, s. 76.

[12] Mustafa Al-Sibai’den alıntı: Medeniyetimizin Başyapıtları Arasında, s. 42.

[13] Layal Şeyh Haider, Eğitimden Müzikten Modaya, Tarımsal Sanatlardan Tekstile… Endülüs Avrupa’yı Nasıl Etkiledi?, https://www.arageek.com/andalusian-effects-on-europe, 29.10.2020.

[14] Muhammed Kurd Ali: İslam ve Arap Medeniyeti, s. 548.

[15] Thomas Arnold (1864-1930): Ünlü bir İngiliz tarihçisi ve en büyük İngiliz oryantalistlerinden biridir. MS 1904’te Londra’daki Doğu Dilleri Okulu’nun dekanıydı. En ünlü eserlerinden biri de İslam’a Çağrı kitabıdır.

[16] Thomas Arnold: İslam’a Çağrı, s. 160.