Yurdunu işgal eden Sovyetlerin, İkinci Dünya Savaşı’na girdiği yılların hemen başında 1941’de Orta Asya topraklarının en kadim şehirlerinden Fergana’nın bir köyünde doğdu Dedehan Hasan. Babası daha o iki yaşında iken Sovyet ordusunda Almanlara karşı, kendi ülkesini de işgal eden Rusları savunurken şehit düşer. Gerisini tahmin etmek güç değil. Yetim bir çocuk olarak fakirlik içerisinde geçirilen zorlu yıllarla boğulmuş bir hayat.
Selçuk KÜPÇÜK

Müzik ve siyaset ilişkisine dair literatür üretiminin Türkiye’de sorunlu olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili şeyler yazdım. Özellikle bu tema bağlamında metin ortaya koyanlar “müzik-siyaset-direniş-emperyalizm” gibi bağlantılı konularda dünya sosyalizmi üzerinden aktarılmış verilerden hareket ederek Güney Amerika “Yeni Türkü Hareketi”, Kuzey Amerika’da Pete Seeger ve devamında Bob Dylan, Joan Baez isimlerine atıfla başka topraklardaki sol temelli anti-emperyalist müzikal yapılanmaları çözümlemeyi tercih ediyorlar. Oysa kendi memleketlerindeki komünist Çin ve Sovyet emperyalizmine yıllardan beri direnen, bu direnişi canları ile ödeyen, hapislerde yatan, sürgünlere gönderilen ve başka türlü okunmaya muhtaç oluşumlar, isimler de söz konusu.
Kuşkusuz Güney Amerika merkezli “Yeni Türkü Hareketi” modern müzik tarihimiz açısından ilham verici ve önemli. Arjantinli Atahualpa Yupanqui’den Mercedes Sosa’ya, Carlos Puebla’dan Şilili Victor Jara’ya kadar kendi müzikal köklerinden hareket ederek ve modern müziğin geldiği teknik imkânlardan yararlanarak sosyal, siyasal konuları ağırlıklı tema edinen bu formun dünyanın başka coğrafyalarındaki benzer pozisyonları da etkilediğini söylemek mümkün. 1970 yılında demokratik seçimle Şili’de ülkesinin yönetimini devralan sosyalist lider Salvador Allende’nin, ABD’nin güdümünde yerli iş birlikçi askerler tarafından darbe ile (11 Eylül 1973) devrilmesi sırasında katledilen isimlerden birisi de bu bahsettiğimiz müzikal formun temsilcilerinden Victor Jara’dır. Ülkesinin emperyalistlerce işgalini engellemek amacıyla gitarını eline alan ve direniş şarkıları söyleyerek bir umudu sürekli diri tutmaya çabalayan Jara, binlerce genç öğrenci ve arkadaşıyla tutuklanıp Şili stadyumuna götürülür. Eşi Johan, öykünün geri kalanını şöyle anlatır: “Çok cesur davrandığını biliyorum. Tutuklu arkadaşlarının direnç kaynağı olduğunu biliyorum. Biliyorum, orda da şarkı söylemişti. Orda ona çok işkence yapılmıştı, biliyorum. Ellerini ve bileklerini kırmışlardı ve iki gün sonra da onu öldürmüşlerdi, biliyorum. Stadyumda kaldığı günlerde, daha sonra ağızdan ağıza dolaşan bir şarkı bestelendiğini de biliyorum” (Victor Jara, Ölümsüz Şarkı, Parantez Yayınları, Eylül 1993, s.40-41).

Güney Amerika’da ABD’nin bu emperyalist tahakkümüne sosyalizm düşüncesinden beslenerek karşı koyulmaya çalışılırken, bu ideolojik devlet biçiminin liderliğini yapan Sovyetler Birliği de dünyanın diğer ucu Asya’nın ortasında bir başka halkın, işgal ettiği toprakları üzerinde bir başka hegemonya kurmuştu. Verimli pamuk tarlaları başta olmak üzere bütün yer altı ve yer üstü zenginlikleri sosyalist ideolojiyle donanmış Sovyetlerce sömürülen Türkistan coğrafyası zaman zaman tıpkı Victor Jara’nın halkı gibi sivil ve silahlı direniş gösterse de üzerine çullanan bu devasa güce maalesef fazla direnemedi. Tıpkı ABD uydusu kukla Şili yönetiminin yaptığı gibi, Türkistan coğrafyasında Sovyetlerce uydurularak kurulan Orta Asya devletlerinde sıradan insanlardan aydın ve sanatçılara kadar hepsinin devlet hapishanelerinde ömürlerinin önemli bir kısmını çok kötü şartlarda tutuklu olarak geçirdiklerini, kimisinin Sibirya soğuklarında bir daha çocukluklarının yaşandığı ve yılkı atlarının özgürce koşmalarını bahtiyarlık içerisinde seyrettikleri bozkırlara dönemediğini, resmi söylemin dışında hiçbir düşüncenin akıldan geçirilmesine dahi müsaade edilmediğini sanırım hatırlatmaya bile gerek yok.
Sosyalist sanatçı Victor Jara’nın sanatsal olarak en verimli çağlarını geçirdiği 1970’lerin başında bu bahsettiğimiz Türkistan’ın Özbekistan diyarında bir başka isim Dedehan Hasan, tıpkı onun gibi işgal edilen ülkesi için direniş şarkıları söylüyor, mücadele şiirleri yazıyordu. Jara’nın bir kimlik ve elinde tuttuğu gitarının bir parçası olarak taşıdığı sosyalizm ideolojisine sahip Sovyetlerce işgal edilen bu Orta Asya topraklarında, atalarının özgürce gökyüzüne bakmanın bahtiyarlığını yaşadığı günleri hatırlayıp, halkının bu duyarlılığı hiç kaybetmemesi için türküler söyleyen Dedehan Hasan, tıpkı Jara ve ABD kuklası rejimlere muhalif olan diğer Güney Amerikalı sanatçılar gibi kendi ülkesinde yasaklamalar, polis takibi, baskılar, hapishaneler ve işkenceler gördü. Jara, davasında ne kadar samimi ise Dedehan Hasan da ülkesine, toprağına ve insanına o kadar samimi duygularla aşık bir direniş şarkıcısı olarak anılmayı hak eden saygın bir ses. Dolayısıyla eğer emperyalizm karşıtlığı üzerinden bir yüce sanatsal öykü anlatacaksak bunun bir tarafında Victor Jara’dan bahsederken, diğer tarafında da Dedehan Hasan’ın mücadelesini önemseyerek tarihe not düşmek gerekli.

Yurdunu işgal eden Sovyetlerin, İkinci Dünya Savaşı’na girdiği yılların hemen başında 1941’de Orta Asya topraklarının en kadim şehirlerinden Fergana’nın bir köyünde doğdu Dedehan Hasan. Babası daha o iki yaşında iken Sovyet ordusunda Almanlara karşı, kendi ülkesini de işgal eden Rusları savunurken şehit düşer. Gerisini tahmin etmek güç değil. Yetim bir çocuk olarak fakirlik içerisinde geçirilen zorlu yıllarla boğulmuş bir hayat. Üniversitede gazetecilik eğitimi alan Hasan, mezun olduktan sonra bir müddet gazetecilik yapar. Üniversitede öğrencilik zamanlarından itibaren atalarının topraklarında çağlar boyu söylenegelen öyküleri, kahramanlıkları anlatan şiirler yazmaya başlayan ve o yıllardan itibaren Sovyet gizli servisi KGB’ce takibe alınan, rejim karşıtı olarak hakkında dosyalar tutulan Dedehan Hasan, kısa zamanda ülkesinin edebi çevrelerinde önemli bir isim olarak öne çıkar.
Sovyet sosyalizminin araçsallaştırdığı sanatçı olmayı reddetti.
Ülkesinde sosyalist rejime övücü şiirler yazan, şarkılar söyleyen yerli iş birlikçi yazar, şair ve sanatçılar gibi ideolojinin nesnesine indirgenmiş ve araçsallaşmış bir aydın olmayı daha başından reddedip, yaşayacağı bütün zorlukları göze alarak yolunda yılmadan yürüyen Hasan’ı bütün Özbekistan’a tanıtan ilk şarkısı “Leyla”, Orta Asya’dan Balkanlara o büyük anlatının parçasından başka bir avaz değildir aslında. Neşet Ertaş’ın “Leyla”sı ne kadar bizimse Hasan’ın “Leyla”sı da o kadar bizimdir diyebiliriz. O topraklardan Anadolu’ya kadar bütün bir coğrafyayı besleyen söylemin ana membaı Hoca Ahmet Yesevi’nin Hikmetleri’ni besteleyerek modern zamanlarda bu kadim bilgiyi yeniden güncelleyen sanatçının aynı zamanda 1965 yılında işgalci Sovyetler tarafından rejim muhalifi olduğu ve “vatan” şiirleri yazdığı, halkını uyanışa çağırdığı için vurularak şehit edilen şair Süleyman Çolpan’ın, kitaplarının basılması yasak olmasına karşın şiirlerini besteleyerek tarihe not düşmesinin simgesel anlamının büyük olduğunu tartışmaya bile gerek yok. Bu arada Çolpan’ın “Güzel Türkistan” isimli şiirine Dedehan Hasan tarafından yapılan bestenin Hasan Sağındık tarafından 1990 yılındaki “Yusuf Yüzlüler” isimli ilk kasetinde modern bir altyapı üzerine okunduğunu ve dinleyicisi tarafından çok sevildiğini hatırlatalım.
Dedehan Hasan’ın sesini Türkiye ilk kez 1991 yılında Giz Ajans tarafından yayınlanan “Kıyam Kıvılcımları/Türkistan Marşları” adlı kaset sayesinde duydu. Ülkemize okumak amacıyla gelen Türkistanlı öğrenciler tarafından getirilip çoğaltılan bu kaset, benim arşivimin de en kıymetli parçaları arasında (Gerçi kasette yer alan eserlerin “marş” olarak tanımlanamayacağını belirtmek isterim). Stüdyo Metropol’de yayınlanacak hâle getirilen ve Dedehan Hasan’ın türkülerinden, şarkılarından evvel Ahmet Mercan tarafından kaleme alınmış bir giriş metniyle başlayan kasetin ülkemizde “Türk Dünyası Müzikleri” adı altında ortaya konan çalışmalara ilham veren ürünlerin başında geldiğini söyleyebiliriz.
Siyasal Milliyetçiliğin Tonlarını Aşan Bir Sanatçı
Yayınlamış olduğu şiir kitapları, kasetleri, saygın edebi ve sanatçı kişiliği yanı sıra politik kimliği ile Türkistan coğrafyasının yaşayan en önemli isimlerinden birisi olan Dedehan Hasan’ı değerlendirirken siyasal milliyetçiliğin muhtelif tonlarını aşan, ülkesi ve atalarının toprakları için emperyalist güçlere karşı direniş şarkıları söyleyen öncü bir sanatçı demek daha doğru olur. Ki bunun en büyük ispatı kendi topraklarından çok uzaklarda Tunuslu bir çocuğun Avrupa’da maruz kaldığı milliyetçi tutumla ötekileştirilmesini anlattığı “Tunuslu Bala” şarkısını yapmasıdır.
Ancak bunun yanında Türkiye’de emperyalizm karşıtlığı ve müzik ilişkisi konusunda ortaya konan mevcut literatürün de meseleyi salt sosyalizm üzerinden okuyarak başta Dedehan Hasan olmak üzere, yine Rus gizli servisince cephe dışında sivil bir alanda pusu kurularak şehit edilen Çeçen sanatçı İmam Alim Sultan gibi isimleri bilerek ya da bilmeyerek görmezden geldiğini söylemek mümkün. Dolayısı ile sosyalist Victor Jara ne kadar önemli ise müzik ve emperyalizm karşıtlığı açısından, toprakları sosyalistlerce işgal edilen Dedehan Hasan da bir o kadar önemlidir.

