Salahaddin Eyyûbî’den Mektup Var

Dostlarım! Bundan sonra Kudüs ve Mescid-i Aksâ, sizlere emanettir. Rabbimin hıfz u inayeti, güç ve kuvveti, nusreti ve bereketi daim sizinle olsun.

Mustafa ÖZEL

Prof. Dr., FSMVÜ İslami İlimler Fak.

Evlatlarım, kardeşlerim, dostlarım, davadaşlarım!

Sizleri Rabbimizin selamıyla selamlarım, israsıyla ve miracıyla Kudüs’ümüzü şereflendiren Allah’ın Elçisi Muhammed Mustafa’ya en derin saygılarımı sunarım, onun ashabını, mücahidlerini hürmet ve rahmetle anarım.

Ben bir Selçuklu evladıyım. Tikrit’te doğduğumda yıl, 1138 idi. Babam o günlerde Selçukluların Tikrit valisiydi, Musul Atabegi İmadüddin Zengi’nin dostuydu. Bu dostluk, doğduğum yılda ailemin Tikrit’ten Musul’a gitmesine vesile oldu. Artık Zengi’nin hizmetindeydi. Ben bir yaşındayken Zengi Ba’lebek’i zaptedince babamı bu şehrin valisi yaptı. Amcam Esedüddin Şîrkûh Mansûr da onun komutanlarından biri oldu. Babam ve amcam, İmadüddin Zengi’nin yerine geçen oğlu Nureddin Mahmud’un Haçlılar’la mücadelesinde, Dımaşk’ı/Şam’ı fethetmesinde büyük rolleri oldu. Nureddin, amcamı ordu komutanlığına, babamı da Dımaşk/Şam valiliğine atadı. Ben böyle bir ortamda büyüdüm işte. Mücahid bir baba ile mücahid bir amcanın gölgesinde, terbiyesinde geçirdim çocukluk yıllarımı, her daim cihadı teneffüs ettim, her gün Haçlılar’la nasıl harp edileceğinin konuşulduğu, planların yapıldığı, taktiklerin müzakere edildiği muhitlerde bulundum. Kalbim cihad aşkıyla, yüreğim Kudüs sevdasıyla, gönlüm şehadet arzusuyla dolup taşıyor, yanıp kül oluyordu.

Amcam Şirkuh’un 1164, 1167 ve 1169 yıllarında, Mısır’a yaptığı üç sefere de katıldım. Bu seferler bana komutanlık ve devlet adamlığı konusunda büyük katkılar sağladı. Sonuncu seferde amcam, Fâtımî halifesi Âdıd-Lidînillâh tarafından vezir olarak atandı. Amcamın ordusu büyük ölçüde Oğuzlardan meydana geliyordu. Amcam Şirkuh iki ay sonra vefat edince, halife 26 Mart 1169’da beni el-Melikü’n-Nâsır unvanıyla vezirliğe getirdi. Bu sırada otuz bir yaşında idim. Bu görevin yanı sıra Nureddin Mahmud Zengi’nin Mısır’daki ordusunun komutanıydım. Nureddin’e danışarak, onun naibi sıfatıyla Mısır’ı ve ona bağlı yerleri yönetmeye başladım.

Benim bu durumum Fâtımîler’i, Haçlılar’ı ve Bizanslılar’ı rahatsız etti. Rahatsızlık o dereceye vardı ki, Fâtımîler Haçlılar’la işbirliğine gittiler. Fâtımî muhalefetin başı olan Saray ağası Cevher’i bertaraf ettim. İsyancı başını ortadan kaldırmam üzerine taraftarları isyan etti. Kısa zamanda onları dize getirdim.

Kardeşlerim!

Ben bir yandan bu Şii Fâtımîler’le uğraşırken diğer yandan bunu fırsat bilen Haçlılar ve Bizanslılar’la savaşıyordum. Bana yardım eden, nusretini benden esirgemeyen Allah’ıma hamdolsun, onların çabaları sonuçsuz kaldı, Rabbim bana Mısır’ın hâkimiyetini lütfetti. 1171 senesinde Nureddin Zengi’nin emriyle Fâtımî hilafetine son verdim. Çünkü onlar içerde Ehli Sünnet mensuplarına göz açtırmıyor, dış siyasetlerinde de Ehli Sünnet mensubu devletlere ve beyliklere zarar veriyorlardı. Varlık sebepleri buydu onların. Mısır’da adaletten asla ayrılmadım, Mısırlılara cömertçe davrandım. Bu davranışım, onların beni sevmelerini sağladı. Fâtımîler’in idaresine son vermiştim ama bu yetmezdi, onların toplumsal hayattaki varlıklarına da son vermem lazımdı. Şiiliğin inanç sistemine yönelik işler yapmalıydım. Şii mahkemeleri kaldırdım, onların yerine Sünni mahkemeler tesis ettim. Şiilerin yürütme organı olan Meclisü’d-Da’ve’yi ilga ettim. Nureddin Zengi’nin gönderdiği idarecileri, üst düzeydeki görevlere atadım. Bölgeye Şafii âlimleri davet ettim, Şafii medreseleri kurdurdum. Sünni tarikat şeyhleri de Mısır’a gelmiş, halkı irşad etmeye başlamışlardı. Şiiliğe karşı Sünni medreseler açtım. 1192 senesinde Kudüs’te Salâhiye Medresesi’ni kurdum. Hutbelerde Abbasi halifesinin adı okunmaya başlandı. Fâtımî halifesi Âdıd’ın adı da duada geçiyordu. Bu gelişmeler, Âdıd’ın üzüntüden hastalanmasına yol açtı. Şii ezanı kaldırıp camilerde Sünni ezanının okunmasını sağladım. Şiilerin Ezher Câmii’ndeki propaganda merkezini kapattım. 1170 yılının ortalarında Fâtımî halifesi Âdıd’ın merasimle cuma ve bayram namazlarına gidişini yasakladım. Bir müddet sonra Nureddin Zengi’nin Fâtımî hilafetinin kaldırılmasını emreden mektubu geldi. Tarih, Haziran 1171’di. Arkadaşlarımla birlikte Fâtımî hilafetini kaldırmaya karar verdik. 10 Eylül 1171 Cuma günü Mısır’da artık sadece Abbasiler adına hutbe okunmaya başladı. Üç gün sonra, 13 Eylül 1171 Pazartesi günü, Âdıd’ın ölümüyle Fâtımî hilâfeti ve devleti resmen tarihe karıştı. Bu işin güzel tarafı şuydu: İslam dünyasında yaklaşık iki buçuk asırdır devam etmekte olan iki başlılık (Abbasi hilafeti, Fâtımî hilafeti) nihayete erdi. Böylece Zengi’nin üç hedefinin ilki olan Müslümanların birliği sağlanmış oldu. Buna beni vesile kılan Rabbime, binlerce kez hamdü sena ederim. Dımaşk ve Halep atabegi Nureddin Zengi’nin diğer iki hedefi ise, Kudüs’ü Haçlılar’ın esaretinden kurtarmak ve İstanbul’u fethetmekti. Nureddin, Kudüs’ün fethedileceğinden o kadar emindi ki Mescid-i Aksâ’ya konulmak üzere sanat değeri yüksek bir ahşap minber yaptırmış ve Halep’te yanında muhafaza etmişti.

Canlarım!

Mısır’da işleri düzene koyunca sıra, Haçlılar’ın elinde yıllardır inim inim inleyen Kudüs’ümüzü kurtarmaya gelmişti. Ben Mısır’da ortamı Nureddin için hazırlıyordum. O, Dımaşk’tan gelecek, Kudüs’ün özgürleştirilmesi için çalışmalar hızlanacaktı. Ama takdir-i ilahi başka türlü tecelli etti, Zengi yolculuk için hazırlanırken vefat etti. O gün takvimler, 15 Mayıs 1174’ü gösteriyordu.

Sultanım Nureddin Zengi, Fâtımîler’i ortadan kaldırarak İslam dünyasındaki vahdeti sağlama yolunda önemli bir iş yapmıştı. Ama bu, Kudüs’ü esaretten kurtarmak için yeterli değildi. Müslümanların yaşadığı topraklarda tek bir idarenin hükümferma olması gerekiyordu. Yaptığım çalışmalarla bölgedeki irili ufaklı birçok devlet ve beyliğe, hâkimiyetimi kabul ettirdim. Böylece Müslümanların yaşadığı bu geniş coğrafyada Haçlılar’a karşı tek bir İslami cephe tesis etmeye muvaffak oldum. Bana bunu ihsan eden Rabbime, sonsuz hamd ederim. Haçlılar’a karşı ilk önemli seferim, 14 Kasım-9 Aralık 1177 tarihleri arasında gerçekleştirdiğim Gazze-Askalân seferiydi. Ancak bu sefer, Remle’ye sarkınca beklenmedik bir sonuçla karşılaştım. Remle’de Haçlılar’a ilk ve son kez yenildim. Fakat bu mağlubiyetten çok iyi dersler çıkardım. Remle yenilgisi, zafere giden yolda benim için oldukça öğretici oldu. Daha sonra Allah bana hiçbir mağlubiyet yüzü göstermedi. 24 Ağustos 1179’da, Haçlılar’ın Remle zaferlerinden sonra Dımaşk yoluna hâkim bir noktada bulunan Beytülahzân’da inşa ettikleri, bölgenin adıyla anılan Beytülahzân Kalesi’ni kuşattım ve bir süre sonra burayı ele geçirdim. Haçlılar, barış istemek zorunda kaldılar. Askerlerimin dirayeti ve gayreti, Rabbimin lütfuyla biz her geçen gün güçlenirken Haçlılar ise tam tersine her gün zayıflıyordu. 1182 yılına vardığımızda biz taarruz eden, Haçlılar ise müdafaa eden güçlerdi artık.

Ufukta Kudüs’ün fethi ufaktan gözükmeye başlamıştı. 1185 yılında Musul ile olan sorunları halletmiş, İslam topraklarında birliği sağlama yolunda mühim mesafeler kat etmiştim. Karşıdaki Haçlı cephesinde işler, gittikçe karışıyordu. Kudüs kralı IV. Baudouin 1185’te ölmüş, yerine küçük yaştaki yeğeni V. Baodouin geçmişti. Bir sene sonra o da öldü. Hanedandan kral olacak erkek biri olmayınca annesi idareyi eline aldı, Kudüs’e gelen Guy de Lusignan ile evlendi ve krallığı ona devretti. Bu durum, Haçlılar arasında çekişmelere, sorunların çıkmasına yol açtı. Hakkının yendiğini düşünen III. Raymond, canının tehlikeye düştüğünü gördü. Geldi ve bana bağlılığını bildirdi. Bu beklenmedik gelişme, Haçlılar’ın surlarında mühim bir gediğin açılması demekti.

Kerek-Şevbek bölgesi hâkimi Renauld de Châtillon, topraklarından geçen zengin bir Müslüman kervanını, aramızdaki anlaşmaya rağmen yağmalayıp mallarına el koydu, yolcuları esir aldı. Oysa bu antlaşma, “iki tarafın tüccarlarına iki ülke topraklarını kullanım garantisi” getirmişti. Ben malların ve esirlerin iadesini istedim, ancak hem kral hem Renaud bunu reddetti. Onların bu ihanetinin cezalandırılması gerekiyordu. Kesin sonuç getirici bir harekete girişmenin vakti gelmişti. Haçlılar’ın bu hainliklerine güçlü bir cevap vermek için İslam dünyasına çağrıda bulundum. Dımaşk’ın güneyinde Re’sülmâ denilen yerde askerlerin başında bıraktığım oğlum el-Melikü’l-Efdal, başarılı işler çıkardı. Muzafferüddin Kökböri kumandasında çevreden gelen askerlerden oluşturduğu seçkin bir birlik, Franklar’ın öncü birliğini ağır yenilgiye uğrattı. Ben bunu öğrenince Taberiye gölünün doğusundaki Aşterâ’ya yöneldim. Mısır’dan gelen askerlerle el-Melikü’l-Efdal’in yanında toplanan askerleri birleştirdim. 12.000 süvariden oluşan bir ordu meydana getirdim. Ardından Hittîn’de 3-4 Temmuz 1187 tarihinde Haçlılar’la yaptığım meydan savaşında, Rabbim bana büyük bir zafer ihsan etti. O’nun lütfuyla Haçlı ordusu imha edildi, bir kısmı esir alındı. Esirler arasında Kral Guy de Lusignan ve Antakya Prensi Renauld de Châtillon da vardı.

Artık sıra Kudüs’e gelmişti. Büyük bir heyecan içindeydim. Ordumda herkes umutla fetih gününü bekliyordu. Filistin’de Akkâ, Taberiye, Askalân, Nablus, Remle, Gazze dâhil birçok kaleyi ele geçirdik. Birkaç hafta içinde irili ufaklı elli iki şehir fethedilmişti. Allah’ın lütfu ve keremi üstümüzden eksik olmuyordu. 20 Eylül 1187’de Kudüs’ü kuşattım. Mirac mucizesinin yıl dönümü olan 2 Ekim 1187 Cuma günü Kudüs’ün fethi müyesser oldu. Rabbime sonsuz hamdü sena olsun. Askerlerimin, komutanlarımın hakları, gayretleri, cehdleri unutulmaz. Hep birlikte isranın ve miracın şehrini, Hz. Ömer’in emanetini aslına döndürmüştük. İslam âlemi büyük bir sevince gark olmuştu.

Haçlılar Kudüs’ün ellerinden alınmasından sonra onu tekrar işgal etmek için çok gayret gösterdiler. Ancak Rabbim onlara fırsat vermedi. Hamd olsun O’na.

Velinimetim, sultanım Nureddin Zengi’nin Mescid-i Aksâ için yaptırdığı ahşap minberi, Hama’dan getirtip yerine koydum. Zengi, artık mezarında rahat rahat uyuyabilirdi. İkinci hedefi geçekleşmişti çünkü.

Dostlarım!

Bundan sonra Kudüs ve Mescid-i Aksâ, sizlere emanettir. Rabbimin hıfz u inayeti, güç ve kuvveti, nusreti ve bereketi daim sizinle olsun.