Tülay Gökçimen ile İnsan Hakları ve Mültecilik Üzerine

Tülay Gökçimen, belgesel yönetmeni, insani yardım koordinatörü, yazar, araştırmacı ve Human Movie Team projesinin koordinatörüdür. Savaş, çatışma, işgal ve afet bölgelerinde çektiği çeşitli belgeseller ile bu alanda dikkat çeken çalışmalara imza atmıştır. Bu çalışmalardan bazıları “Camın Ateşle Dansı”, “Kudüs: Biz Burada Kalacağız”, “Haykırış” gibi önemli ve özgün yapımlardır. Özellikle kadın, çocuklar, mülteciler, insan hakları ihlalleri ve dezavantajlı gruplarla ilgili önemli çalışmalar yürütmektedir. Evli ve iki çocuk annesidir. Biz de İnsicam dergisi olarak kendisiyle ve koordinatörü olduğu Human Movie Team ekibiyle “İnsan Hakları” ve “Mültecilik” konularında bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşimize Human Movie Team kurucu editörü ve yayın yönetmenlerinden Betül Doğan da katkıda bulundu.

İNSİCAM

  • Tülay Hanım, sorularımızı cevap verdiğiniz için çok teşekkür ederiz. Sizler dünyadaki tüm mazlum coğrafyaların sesi olmaya çalışıyorsunuz. Gerek belgesel çekimlerinizle gerekse sosyal medya içeriklerinizle oldukça büyük kitlelere ulaşıyorsunuz. Bize biraz yaptığınız projelerden bahseder misiniz? Bu çalışmalara karar vermedeki motivasyonunuz nedir? Süreç nasıl gelişti?

Oldum olası gazeteciliğe gönül vermiş bir insanım. Çocukluğumdan bu yana medya ile ilgilendim. Esasen haberci olmak gibi bir isteğim hep vardı. Bosna Savaşı’na şahit olmanın benim bu şekilde yetişmemde çok büyük katkısı var. O dönemde tanıdığım bazı ablalarımızın Bosna için bir şeyler yapması, daha doğrusu etrafımdaki birilerinin hiç tanımadığı uzak yerlerdeki insanlar için bir araya gelip bir şeyler yapması benim için çok çarpıcı olmuştu. Şahsen kendim de eğitim almanın çok zor olduğu bir ailede yetiştim. Yani sülalenin okuyan ilk kız evladıydım. Benden sonra akrabalarımın kızlarının eğitimde ısrarcı olmalarına vesile oldum diyebilirim. Hamd olsun.

İnsani yardıma yakından ilgili bir çocuktum. Çocukken Ramazan kumanyalarından ayırıp mahalleliye götürürdüm mesela. Çocukluk işte, insani yardımla iç içeydim bu anlamda. İlk olarak Deniz Feneri Derneği ile başladık yardım kampanyaları ve programlar yapmaya, o sıralarda üniversitede okuyorduk. Tabii 28 Şubat sürecinde okullarımız yarıda kaldı. O zamanlar Deniz Feneri Derneği’ni de bu sorunlar dolayısıyla kendimizi geliştirmek için yöneldiğimiz bir yer oldu. İlk profesyonel deneyimim de bu film çekimleri için böyle başladı. İlk olarak Kanal 7’de başladım yapım yönetim asistanlığı ile. İlk profesyonel deneyimim bu oldu. Televizyon hayatım ilk defa Kanal 7’de Deniz Feneri Derneği’nin asistanı olarak 19 yaşımdayken başladı. Daha sonra yavaş yavaş yaptığımız işler çeşitlenmeye ve gelişmeye başladı. O gün bugündür 41 yaşımdayım, 20 yıla yakın medya sektörünün içindeyim. Son 12-13 yıldır da savaş, işgal, afet ve yokluk bölgelerinde belgeseller çekiyorum. Bu bölgelerde belgesel çekmenin bana verdiği en önemli görevlerden biri de insani yardım oldu. Bütün dünyada özellikle mülteci kamplarında kadın ve çocuklara yönelik ihtiyaçları gidermeye çalıştık, mesela çadır ve battaniye bunların başında geliyor.

  • Ülkemizdeki ve Suriye’deki mülteci kamplarını ve Türkiye’de ikamet eden sığınmacı ailelerin evlerini ziyaret ediyorsunuz. Sizi kimi zaman içlerinde yemek yerken kimi zaman çocuklarla oyunlar oynarken görüyoruz. Peki, nedir onların hikâyesi? Dünyaya ne anlatmak istiyorsunuz?

Dünyadaki herkesin eşit haklara sahip olduğunu anlatmak istiyoruz. Cenabı Allah da insanların birbirinden farkları olmadığını söylüyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v), Veda Hutbesi’nde Arap’ın Acem’den, Acem’in Arap’tan üstün olmadığını ve üstünlüğün takvada olduğunu söylüyor. Biz bu ayrımcılığa karşı çıkıyoruz. Bir insan bir savaş yaşadığı için, düşmüş olduğu için, vatanını bırakıp başka yerde yaşamak zorunda kaldığı için, ötekileştirilemez. Buna kimsenin hakkı yok, benim onlara bir sayı olarak bakmaya hakkım yok. Herkesin bir adı var, bir hikâyesi,  bir geçmişi var. Hiç kimsenin bunu yok saymaya hakkı yok. Ayrımcılık, ötekileştirme ve ırkçılığı bir kenara bırakıp insanların hikâyelerine yolumuzu çıkartıyoruz. Yaptığımız belgesellerle bu insanların kaçış nedenini, ülkelerinin neden bu halde olduğunu ve burada olmalarının zorluklarını anlatmaya çalışıyoruz. Mültecilerin insan olarak bizden farklı olmadığını göstermek istiyoruz. Onların dezavantajının ülkelerinde yaşanan sorunlar olduğunu ve onların da tıpkı bizler gibi daha iyi bir yaşam için hayatlarını kurtarmaya çalıştıklarını anlatmaya çalışıyoruz. Mısır’daki insanların kaçış nedenlerine bakın, dinlerini özgürce yaşayamıyorlardı. Bu yüzden vatanlarından çıktılar. Kaldı ki Suriye’de 1982’de yaşanan Hama katliamına bakın, oradaki ayaklanmanın nedenleri arasında dinlerini yaşayamayan insanlar olduğunu göreceksiniz. İki kişi bir araya gelip yan yana namaza durunca, bunun bir terör olarak görülmesi insanları ayaklandırdı. Bu katliamda 40 bin kişi öldü. Dinlerini daha özgür yaşamak için ayaklanmak bir haktır ama gelinen noktada bambaşka şeylere maruz kaldılar. Hemen yanı başımızda yaşanan bir soykırıma sessiz kalamazdık. Gereğini yapmak insanlık vazifesidir. Ben de önce Tülay olarak harekete geçmeliydim ve bu sebeple mazlumlar için harekete geçecek başka gazetecilik ve iletişim mezunu arkadaşlarla bir araya geldim. Bunu dert edindik. Çünkü her mazlumun hikayesi anlatmaya değerdir.

  • Human Movie Team’den bahsedelim. Dijital dünyada çokça ses getiren içerikler ve çarpıcı örnekler sunuyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Human Movie Team esasında bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıktı. Bir avuç gönüllü hanım ve birkaç kardeşimizin de sonradan katılmasıyla başladık. Şu anda da bir avuç insanla içerik üretiyoruz. Betül Doğan bu proje için çok büyük emek veren kardeşimiz, dilerseniz söyleşimizin bu sorusuna kendisi cevap versin. Bu kısmı Betül Doğan kardeşim daha güzel ifade edecektir, sözü ona bırakalım:

Betül Doğan (Human Movie Team İçerik Tasarımcısı-Gönüllüsü)

Tülay Ablamız ile 2015 yılında, bir derneğin projesinde tanıştım. Kendisi o projenin koordinatörüydü ve mülteci hikâyeleri ile ilgili çalışmalar yapıyordu. Çekim, kurgu ve diğer her şeyle Tülay Ablamız ilgileniyordu. O sırada dernek gönüllü başvurusu alıyordu. Biz de birkaç arkadaş o toplantılardan birine gittik ve tanışmış olduk. Önce farklı mültecilerin hikâyeleri ile başladık ve sonra kurgu öğrendim kendisinden. Sonrasında YouTube üzerinden yayınlamaya başladık bu mülteci hikâyelerini. Örneğin, beş dil bilen Suriyeli bir kâğıt toplayıcısı abimizin hayatını çekmiştik. Çok ses getirmişti. Böyle güzel şeylere de vesile olunca ve dikkat çekince dedik ki perspektifimiz sadece mülteciler olmasın, dünyada birçok yerde zulümler yaşanıyor. İnsan hakları ihlalleri yaşanıyor ve biz de genişletelim projemizi. Bir platform kuralım sadece mültecileri anlatmayalım dedik. İsim aradık uzunca bir süre. İngilizce bir isim bulduk ki küresel etkiye açık olsun çalışmalarımız. Tabii bu isimden dolayı bize, “siz Yahudi misiniz, amacınız ne?” gibi tuhaf sorular da geldi. Şaka bir yana isim hikâyemiz de böyle oldu. Ocak 2017’de Human Movie Team adıyla sosyal medyada da paylaşımlara başlamış olduk.

Tülay Gökçimen:

Türkçe, İngilizce ve Arapça yayınlar yapıyoruz. Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan savaş, kriz ve çatışmalardan kaynaklı ihlaller ile ilgili multimedya çalışmalar yapmaya başladık. Sonra, internet sayfalarımız büyüdü. Örneğin, mayıs ayında İsrail’in Şeyh Cerrah’ta 17 gün boyunca saldırılarda bulunmasına hassasiyetle yaklaştık ve sürekli içerik ürettik. Dünyayı bölgeden haberdar ettik. Bölgeden gelen videoları çok hızlı bir şekilde servis ettik ve bu anlamda hızlıydık. İronik çalışmalar da yaptık bu konuyla ilgili. Bu da çok dikkat çekti. Takipçi sayımızı üçe katladık.

Saç kesimi yaptık kız çocuklarına yönelik mesela, çok ses getirdi bu proje. Önce ulusal basında sonra tüm dünyada ilgiyle takip edildi, dünyanın çeşitli yerlerinden kuaförler bizimle irtibata geçti çocuklar için. Human Movie Team’e özgü bir projeydi. Her sene bir sosyal sorumluluk projesi yapıyoruz ama bu saç kesimi projesi de sahada gördüğümüz çocukların hüznünden bizlere kalan bir ihtiyaçtı. Yani biz bu çocukları ne yapsak da mutlu etsek diye düşündüğümüzde ortaya çıkan bir ihtiyaca binaen yaptığımız bir şeydi. Çünkü biz mülteci kamplarına gittiğimizde her defasında erkek çocuklarını tıraş ettiriyoruz, bayramsa bayram tıraşı ettiriyoruz ama kız çocukları için özel bir şey yok. En son mesela Rahmet köyünde bir bayram tıraşı yaptırdık ne kadar güzel oldu çocuklar diye düşündük ama kızlara özel bir saç işlemi yok. Sonra Muş’ta Gülsüm isimli insani yardım gönüllüsü ve kuaför bir kardeşimiz var, o da “yapalım abla kızlarımıza da” dedi. “Kızların da saçlarını güzelce yaparız, bir arkadaşım daha var o da katılır” dedi. İlk defa 2018’de başladık bu projeye de. Çocukların kendine güveni, mutluluğu, okul başarısının artmasına ve daha birçok güzelliğe vesile oldu bu proje. Çok basit gibi göründüğüne bakmayın ne kadar önemli bir şey kız çocukları için. Nasıl ki morali bozulan bir kadın kişisel bakım yaptırır biraz daha iyi hisseder ya, o hesap kız çocukları da saçları tarandığında, tokası takıldığında aynı hisseder. Ben kendi kızımın saçlarını hâlâ tararım, örerim, çok da sever. Bu anne kız arasında bir alışveriş gibi. Senai Demirci o zamanda, “bir kızın saçını taramak onun annesini çağırmaktır” minvalinde bir şey söylemişti. Cidden öyle bir etki bırakıyor. Uluslararası alanda ses getirdi bu proje. Avusturya’dan bizimle irtibata geçip bizler destek olalım diyenler bile oldu.

Arakan kamplarına gidelim dedik ama orada da saç kesimi kültürü yokmuş. Sıcak bakılmıyormuş o coğrafyada o sebeple oraya bu projeyi götüremedik. Suriye ile sınırlı kaldı. Ama yetim yavrularımız için yurt içinde de bu projeyi yapmak gibi bir hedefimiz var.

  • Müslüman gençlere çok büyük rol model oldunuz, Allah sizden razı olsun. Gençlerle çalışıyorsunuz, gönüllü hanım kardeşlerimizle büyük projeler hazırlıyorsunuz. Bu çalışmalar hakkında sizi ilk defa tanıyan kardeşlerimiz olsa onlara neler söylemek isterdiniz?

Bizler profesyonel gönüllülerden oluşan bir ekiple çalışıyoruz. Amatör ruhumuzu ve samimiyetimizi hiç kaybetmedik, elhamdülillah. Yani arkadaşlarımızın çoğu öğrenci ve karşılıksız yapıyorlar. Ben de dâhil. Bunu insanlara yıllardır anlatamadık ama. Projelerin çok önemli bir kısmını gönüllü yaptık daima, hiçbir maddi beklentimiz ve kazancımız olmadan. Projeler yaptığımız STK’lar da çoğu zaman bize kendi personelleri gibi davrandılar. “Hiç mi para almıyorsunuz? İlla ki senin de bir kazancın vardır” diyorlar. Bu konuyla hâlâ mücadele ediyoruz. Sadece Allah rızası için bu coğrafyanın halini anlatmaya çalışıyoruz. Sadece Allah’ın razı olması için bir araya gelen çoğu genç hanım kardeşlerimizden oluşan gönüllü bir ekiple çalışıyoruz. Zaten ekibimizin çoğu farklı branşlardan ya öğrenci ya yeni mezun ya da lisansüstü çalışmalar yapan kardeşlerimizden oluşuyor. Neler yapabiliriz diye dert eden hanımlarla bir araya geldik. STK ortaklıkları da yaptık, ülkemizdeki birçok STK ile çalışıyoruz.

  • Yalnızca Filistin meselesine değil Arakan, Keşmir ve Doğu Türkistan meselelerine dikkat çekmek için de çalışmalar yapıyorsunuz. Genç kardeşlerimiz bilhassa sosyal medyada sizleri dikkatle takip ediyor. Bu ilgi sizlere yeni katılımlar sağlıyor mu?

Bazı içeriklerimiz için binlerce mesaj alıyoruz. İyi mesajlar olduğu gibi tuhaf mesajlar da var. Mesela Filistin’de geçtiğimiz son Şeyh Cerrah saldırılarıyla ilgili hızlı şekilde birçok içerik üretmiştik. Çok takipçi artırdık o süreçte. Gelen bazı mesajlarda takipçilerimiz, yeter artık içimizi karartmayın diye sitem ediyorlardı. Bir haber başlığından Human Movie Team için “Onlar görmek istemediğimiz dünyanın habercileri” demişlerdi. Hakikatten kendimizi artık öyle adlandırmaya başladık. Pozitif haberler de paylaşmaya çalışıyoruz. Bizim mottomuz: “İzle, düşün, harekete geç” idi. Bu motto ile yola çıkmıştık. Dolayısıyla insanların bu içerikleri yani izlediklerini onlara düşündürecek ve ben ne yapabilirim diyecekleri bir çalışma yapıyoruz diyebiliriz. Düşündürürken de bir şeylere vesile olmasını istiyoruz.

Böylelikle gençlerin dikkatini de çekmiş oluyoruz. 18 yaşını doldurmuş her genç kardeşimizi gönüllülük olarak bizlere başvuru yapabiliyorlar. Üniversite öğrencisi olmaları, çeşitli branşlardan bize katkı sağlamaları önemli bu anlamda. Ekip arkadaşlarımız çeşitli alanlardan oluşuyor. Video kurgu, kamera çekim teknikerleri, yabancı diller konusunda yetkin ya da editöryal anlamda yetkin arkadaşlar veya grafik tasarım yapan arkadaşlarımızdan oluşuyor. Bu alanlarda yetkin bir genç arkadaş, bize bir özgeçmiş vererek humanmovieteam@gmail.com üzerinden yolluyorlar. Bizler de uygun gördüklerimizle zoom üzerinden iletişime geçiyoruz kendileriyle. Ar-Ge ekibimiz de dâhil ekiplerimizi genellikle mesajlaşma uygulamaları üzerinden kuruyoruz. Bir ofisimiz yok. Gençlik ve Spor Bakanlığına bu anlamda bir başvuruda bulunduk onlar da Akademi Beyoğlu’ndan sonuna kadar yararlanabileceğimizi söylediler. Gençlik ve Spor Bakanı ile de görüştük. TGSP’nin sosyal girişimcilik ödüllerinde Human Movie Team projesini anlattık ve üçüncü olduk.

  • Bir anne olarak hanım kardeşlerimize evlatlarını bu coğrafyalarda yaşanan zulümlere karşı farkındalık geliştirmeleri için ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

Birçok STK ile birlikte çalışıyoruz. Çoğu zaman danışmanlık faaliyetleri de yapıyorum buralara. Neye ihtiyaç var neler yapılmalı diye. Çünkü bir kadın olarak hem de bir anne olarak benim gördüğüm eksiklikleri, ihtiyaçları yahut psikolojik gereksinimleri göremiyor olabiliyorlar. Erkeklerden müteşekkil çoğu kurum dolayısıyla bu iş bizim görevimiz gibi oluyor.

Bilhassa belgesellerden dolayı aldığım bir soru var. Kadın olarak o bölgelere gitmek ve çekim yapmak zor olmuyor mu diye. Ama biz kadınların avantajı erkeklere göre daha fazla. Ben Kudüs’te iki bölüm belgesel çektim. 15 gün orada çekim yaptık mesela, ne yaptığımızı hiç kimse anlayamadı. Bebek arabasının altında kameralar saklayarak yaptık. Hiç kimse ne yaptığımızı çözemedi. Erkekler çekim yapamayabilirdi böyle bir durumda.

Mesela, savaş bölgelerindeki kadınlar da cezaevinden çıkmış kadınlar da ve orada işkence görmüş kadınlar da erkeklerle konuşamadıkları şeyleri bana anlatabiliyorlardı. Örneğin savaş bölgelerinden gelmiş, cezaevinde işkence görmüş kadınlar erkeklere orada yaşadıklarını anlatamıyor, konuşamıyor bile. Ama biz onlarla bağ kuruyoruz kadın olarak. Ben onlarla ağlıyorum, onlara sarılıyorum ve her anlamda yakınlık kuruyorum ki bu da bizim aramızdaki bağı güçlendiriyor. Kudüs’te de öyle oldu. Biz oradaki ablalarla yakınlaştıktan sonra bizden o güveni hissettikten sonra o görüşmeleri yapabildik. Arakan kamplarındaki kadınlar bile kadın olduğumuz için görüştüler. Erkekleri görünce yüzlerini dönüp gidiyorlardı. Bu sebeplerle birçok yerde ben çekim yapmak zorunda kaldım. Savaş, işgal bölgelerinde böyle durumlarda mecbur kalınca, kameraman ve erkek ekip arkadaşlarımızı gönderip her şeyi ben ya da bir iki hanım kardeşimle beraber yapıyoruz.

  • Tülay Hanım, zaman zaman sığınmacı kardeşlerimizin ülkemizde çeşitli eziyetlere maruz kaldıklarına şahit oluyoruz. Bu kardeşlerimizi daha iyi anlayabilmek ve onlarla birlikte yaşayabilmek için sizce ne gibi çalışmalar yapılabilir?

Doğu Türkistanlı insanları anlatacağız mesela. Şu anda bu projeyi bitirmeye çalışıyoruz. İnsanlara nefret pompalayan siyasi yahut popüler kişi ve gruplar var. Biz bu algıyı kırmaya çalışıyoruz. Suriye’de ilk ayaklanma başladığında insanlar böyle değildi. İnsanlar akın akın geliyordu ve muhacirlik vardı, ensar vardı. Ben hâlâ onun olduğuna inanıyorum. Anadolu insanının imanı, merhameti ve feraseti elhamdülillah bütün dünyayı kuşatıyor. Türkiye, üç kere üst üste tüm dünyada en fazla insani yardım yapan ülke seçildi. Bizim çocuklarımızın bile bu süreçlerden öğrendiklerini dünyadaki pek çok çocuk bilmiyor. Suriyeli bir doktorun şu sözleri beni çok sarsmıştı: “Biz dernek nedir bilmeyiz, toplantı nedir bilmeyiz. Biz birileri için bir araya gelmeyi bilmeyiz. Siz Arakan için kermesler tertipliyorsunuz, toplantılar yapıyorsunuz ama biz Baas rejiminde bir araya gelemedik, böyle işlere izin verilmedi. Sivil toplum nedir, bilmeyiz bu yüzden. O yüzden belki de bizim çocuklarımız bile sizin çocuklarınız kadar başkasını düşünemez.”  Yani, biz bilmiyoruz dedi. Doğu Türkistan için çalışıyoruz, şu anda ülkemizde yaşayan pek çok Uygur Türkü kardeşimiz var ve onların da yaşadıkları acıları tüm dünyaya anlatmaya çalışıyoruz. Biz medyacıyız elimizden sadece bu geliyor çünkü.

Bize sığınmış insanları anlatmak derdimiz. İnanın ben Haykırış belgeselini çektiğimde, her ile kendim gittim belgesel gösterimi için. Biz yurt içinde ve yurt dışında camilerde bile duvara yansıtarak izlettik belgeselleri insanlarımıza. Bağcılar Güneşli’de bir camide Kadınları topladık ve kadınlar kısmında duvara yansıttık belgeseli, bakın bu insanlar bu yüzden kaçıp ülkemize gelmişler dedik. Bir arada yaşamak için yaptık bunu. O zamanlar halkımızda işte “Suriyeliler de bizim rızkımızı yemeye geldi” ve “başımıza bela oldular” gibi düşünceler hortlamaya başlamıştı. İnsanlara gerekirse tek tek anlatalım. Tek tek anlatalım. İnsan görmediği şeyin düşmanıdır. Bizim yaptığımız videolar için bir kardeşimiz “Abla bu videolar anneme 2 hafta yetiyor, sonra yine eskisi gibi düşünmeye devam ediyor” demişti. Etkiyi taze tutmak lazım ki algımızı değiştirebilelim. Bir ablamız da İdlip’te çektiğim o çamurlu görüntülerden etkilenip ben de bir şeyler yapabilirim demiş. Kendisi kimyager olan ablamız, kendi çapında şampuan, sabun vesaire yapıyormuş. Buradan gelir sağladıkça yarısını Suriye’ye Gazze’ye göndermeye başlamış ve bugün kendi markası var.  Kendisini harekete geçirmiş bu videolardan sonra. Hayatı değişen genç kardeşlerimiz var. Lisedeyken “ben de senin gibi yönetmen olacağım” diyen kızcağız geldi bir gün, Üsküdar Üniversitesi’nde medya bölümüne başlamış. Lisedeyken, okulu kazan gel, ekibe dâhil edelim demiştim. Geldi, “hadi abla başlayalım” dedi. Ben onun gayretinden, alnından öperim, bu bambaşka bir dava çünkü.

Bizim sloganımız şu: “Bizim filmimizi biz çekeriz.” Kendi filmimizi biz çekeceğiz. Bizi anlatan her şeyi biz çekeceğiz. Kendimizi biz anlatacağız. Müslümanların olduğu her yerde acı, zulüm ve gözyaşı var. Ama umudumuz da var. Hep vardı. Genç kardeşlerime son bir örnek verelim. Dünyanın her yerindeki genç kardeşlerimizi de bu yönde ümmetin derdiyle dertlenmeleri için harekete geçirmeye başladık. Maarif Vakfı ile bir anlaşma yaptık. Kosova Prizren’de Kosovalı öğrencilere medya eğitimi verdik, farkındalık kazandırmaya çalıştık ve orayı da canlı tutmak için çok çaba sarf ettik. Gençler Gazze’ye yapılan saldırılarda Human Movie Team’in videolarını Arnavutçaya çevirmişti. Çok önemli bir hareket oldu bu da.

Ümmetin her yerinden umudumuz var.