Rasim Özdenören, edebiyat ile meşguliyetin pasif bir faaliyet alanı olduğunu kabul etmez. Yazar, söz ya da edebiyatın insanlığın en eski devirlerinden kalma bir olgu olduğunu savunur.
Mahmut BABACAN
Dr., Marmara Üni. Edebiyat Fak.

Edebiyat Nedir?
İnsan, her şeyden önce düşünen, yorumlayan ve yeni şeyler ortaya koyan bir varlıktır. Sanat, hem kişinin yaratıcı gücünü geliştirmek hem de insanlık niteliklerini yüceltmek için güçlü bir araçtır. Güzel sanatların önemli bir kolunu teşkil eden edebiyat, yazılı veya sözlü eserler aracılığıyla insanın duygu ve düşünce yönünden olgunlaşmasını, gelişip ilerlemesini, hayat ve olaylara karşı vicdanî kanaatler çerçevesinde isabetli kararlar vermesini sağlar. Sanatçı da duyarlılığı, düşünüşü ve yorumlayışı ile dikkati çeker ve öteki insanlardan bu bakımlardan da ayrılır. Ayrıca o, toplumun ve yurttaşlarının özlem ve ihtiyaçlarını en iyi duyan ve sezen kişidir. (Prof. Dr. Cahit KAVCAR, Edebiyat ve Eğitim, s. 2, Ankara 1999.)
Edebiyat eseri her şeyden önce insan zihninin ürünüdür. Bu nedenle içinde bir düşünce, hayat görüşü, barındırır. Sanatçı ile eseri arasında çeşitli bakımlardan ilişki vardır. Sanatçının yaşadığı ortam, edindiği tecrübeler, gözlemleri, dahası sanatçının düşünsel yaklaşımları onun eserine yansır. Bu az veya çok bütün eserlerde kendini gösterir. Burada asıl eleştirilecek konu, sanat eserini tamamen bir ideolojinin, doktrinin emrine verme biçiminde ortaya çıkan olumsuz durumdur. Özellikle yirminci yüzyıl ve sonrasında sanat eserleri, ideolojik ve felsefî görüşlerin yoğun işlendiği bir durum olarak kendini göstermeye başlamıştır. Ancak bu durum aşırıya kaçarsa edebiyat eserinin sanat olma niteliği zayıflar. “Gereğinden fazla ideoloji sanat eseri içinde eritilmezse, sanatçının sanatına engel bir unsur haline gelecektir.” (Edebiyat Biliminin Temelleri, Wellek – Warren, KTB, 1983: 142)
Edebiyat metni sadece duygusal lirizme dayanan metinler de değildir. Edebiyatın dayandığı düşünce, felsefi boyut ve zihinsel altyapı mutlaka vardır. Sanatçı belli görüş, düşünce ve bakış açısına sahip birisi olarak belirir. Bu nedenle, edebiyat metinleri de yazarına ait bazı tez, düşünce, görüş ya da felsefî birikimi içinde barındırır.
Rasim Özdenören, edebiyat ile meşguliyetin pasif bir faaliyet alanı olduğunu kabul etmez. Yazar, söz ya da edebiyatın insanlığın en eski devirlerinden kalma bir olgu olduğunu savunur. İnsan, geçmişten günümüze kendi duygu ve düşünce dünyasındaki birikimleri başkalarına aktarma ihtiyacı hissetmiş. Bunu da ancak edebiyat aracılığı ile gerçekleştirme çabasını taşımıştır. Yaratılış gereği insanda var olan düşünme ve duygulanma yetisi kelimelerle somutlaşır ve başkalarına aktarılır. Söz ya da başka bir deyişle kelâmın, muhatabında etki ve heyecan uyandırması, dilin estetik bir formda sunulması ile gerçekleşir. Bu da edebiyat denen olgunun vücut bulmasıdır. Rasim Özdenören, Mavera dergisinin ilk sayısındaki çıkış bildirisinde bir manifesto niteliğinde şu cümlelere yer verir: “Biz; edebiyatı amacı kendinden ibaret bir çalışma alanı olarak görmüyoruz. Tarihte hiçbir uygarlık, ilkin bir edebiyat hazırlığı geçirmeden, kelâm eğitimini tamamlamadan, yani düşünce söze, söz de eyleme dönüşmeden, var olma ortamına kavuşamamıştır. Her uygarlık kendi değer yargılarının, erdem anlayışının ilkin yerleşmesini, sonra da yayılmasını, yaygınlaşmasını edebiyatın aracılığına borçludur.” (Mavera, 1 Aralık 1976)
Özdenören’e göre bir sanatçı, edebiyatı sadece ‘sanat yapma’ kaygısının üstünde tutmalıdır. Ona göre edebiyat, bir uygarlık işidir, hatta medeniyetlerin varlık sebebi edebiyattır. Her medeniyetin bir hayat görüşü, düşünce dünyası, yaşam algısı vardır. Bütün bu özellikler edebiyat ile ifadesini bulur. Bu yönüyle edebiyat, ait olduğu medeniyetin değerler manzumesini de içinde barındırır. Bu millî ülkü ve değerler, edebiyat vasıtasıyla kökleşir ve nesilden nesile aktarılır.
Rasim Özdenören, edebiyata bu işlevleri yüklerken, edebiyatı günlük siyasî düşüncelerin, politik yaklaşımların, propagandacılığına indirgemez. Her şeyden önce edebiyat, bir medeniyet tasavvurunun ifadesi olabilir. Bu medeniyet düşüncesi, bütün zamanı kuşatan bir algıdır. Dolayısıyla, günlük siyaset ya da aktüel olayların propaganda aracına düşürülen edebiyat, içinde barındırdığı özgül kıymetini ve gücünü kaybeder. Özdenören, edebiyatı tamamen politik düşüncelerin ifade aracına indirgeyen toplumcu gerçekçi yazarları eleştirir. Yazara göre bu sanatçılar taşrayı ve kırsaldaki hayatı anlatırken siyasi bir tutum takınmışlardır. Onların ele aldığı gerçeklik bu insanların hayatında karşılığı olan bir gerçeklik değildir. Özdenören’in en çok üzerinde durduğu problem ise taşrayı siyasî açıdan roman ve öykü malzemesi yapan yazarların varlığıdır. Kimi sanatçılar, insanların da mistik, metafizik yönlerinin olduğunu görmezden gelmiştir. Bu tip sanatçılar Özdenören’e göre çıkmazdadırlar: “Her şeyden önce bütün iç ve dış problemleriyle, yaşantısıyla insanımızı, toplum yapımızı tanımak gerek. Yoksa şu veya bu doktrini kabul edip sonra da bunu her bedene uyan elbiseler halinde kendi insanımıza uygularsak çıkmazlar karşımızdadır.” (Özdenören 2009: 87)
- Güdümlü Edebiyat Nedir?
İster roman, ister öykü ya da şiir olsun bir edebiyat metni basit ideolojik yaklaşımların propagandacılığını yaparsa bu eser için olumsuz bir sonuçtur. Çünkü edebiyat metninin var oluş nedeni siyasi bildiri değildir. Bir kavramın zihinlerde iyice belirgin biçimde anlaşılması için, o kavramın kapsadığı anlamları ortaya çıkarmak gerekir. TDK internet sitesinde yer alan Türkçe Sözlük’te “güdümlü” sözcüğüne şu karşılıklar verilmiş: “Güdümlü: belirli bir plan veya yönde yürütülen bir amacı, bir eğilimi yansıtan.” Güdümlü bir edebiyat eserinde doğallık yoktur. Sanat metni sadece kendisi olarak üretilir. O hiçbir siyasî, politik düşüncenin aracı durumuna düşürülemez. Okurunu bir yöne, düşünceye yönlendirmeye çalışan ve bunu estetik bir formda değil de doğrudan yapan eserler aslında okuyucunun sezgisi ve kavrama gücünü hafife almaktadır. Özdenören’e bu durumu şöyle ifade eder: “Güdümlü edebiyatta, yazarın sizi alıp bir yerlere götürdüğünü, götürmek istediğini sezinlersiniz; eserdeki yapaylık, iğretilik, inandırıcı olmaktan uzaklık hemen sırıtır. Yazarın ahmak kurnazlığındaki kötü niyeti hemen kendini ele verir. Bilirsiniz ki bu adam sizi bir enayi yerine koymaktadır.” (Özdenören 2009:27)
Rasim Özdenören, güdümlü eseri sanatsal değer bakımından eleştirir. Çünkü bu nitelikte eserler belli bir eğilimin, düşüncenin savunuculuğunu üstlenmiştir. Durum böyle olunca edebiyatın içinde barındırdığı özgül kıymetler bu eserlerde bulunmaz. Sonra bu eserler, samimiyetten uzaktır. Hâlbuki Özdenören, bir edebiyat metninde bulunması gereken en önemli özelliğin samimiyet olması gerektiğine inanır. Bir yazar, yazdıklarına herkesten önce kendisi inanmalıdır. Özdenören bir eseri başarılı kılan temel değerin samimiyet olduğunu şu cümlelerle ifade eder:
“Yıllar öncesiydi, daha ilk deneme yazılarımı çiziktirmeye çabalıyordum. Edebiyata ilişkin bir denememde, bir yazının iyi sayılabilmesi için onun her şeyden önce samimi olması gerektiğini ileri sürüyor ve şunları söylüyordum: Zaten bir yazı samimi oldu mu, başarısını yarı yarıya elde etmiş sayılır!” (Karal C.- Ö. Erdem, 2001)
Rasim Özdenören’e göre yazdıklarını belli düşünce ya da beklentilerine âlet eden yazar, samimiyetten uzaktır. Bu tarz yazar, okuyucusunun sezgisine inanmayan, onu belli bir eğilime kolayca kanalize edilecek biri olarak görür. Güdümlü eser, edebiyatın kendine ait özgül değerlerinden yoksun olacaktır.
Özdenören’e göre edebiyat metni bir düşünceyi okuyucuya tebliğ etmez, telkin eder. Edebiyat bunu gerçekleştirirken kendi iç mantığı ve sanatsal değerinden taviz vermeden yapar. Bu yönüyle edebiyat, bilimsel metinlerden de farklı bir yapı ve kurgusal nitelik barındırır. Bilimsel metin, her oluşumu belli bir mantık çerçevesinde açıklamaya çalışır. Bunu yaparken, insanın ruhsal yönüne dokunmaktan uzaktır. Fakat edebiyat, olayları, durumları, kişilerin hayatını ele alırken yine hayatın içinden seslenir. Bu özelliğiyle edebiyat, kendine has bir gücü içinde barındırır ve hayatın gerçeğini estetik düzlemde anlatır:
“Edebiyat eseri (şiir hikâye, roman vb) bir gerçeği bedahet haline getirir. Bir gerçeği size gösterir. Siz, eserde sunulan gerçeği, bir takım kanıtlama yollarından geçerek değil, doğrudan doğruya o gerçeğin kendisiyle yüz yüze gelerek tanırsınız, daha doğrusu bir de bakarsınız, eserin alttan alta yönelttiği noktada duruyorsunuz.” (Özdenören, 2009:29)
Rasim Özdenören, edebiyatın belli olguları açıklama, kanıtlama ve okura belli bir fikri dikte etme gibi bir işlevinin olamayacağını savunur. Bu sosyal bilimlerin, araştırmaların görevidir. İnsanlara bir düşünceyi, duyarlığı, fikri kazandırma amacı güdülürse dinî ve ahlaki metinler kullanılabilir. Oysa edebiyat; bir durumu, kişiye ait ruhsal bir vaziyeti, olayı, okura sunar. Buradan herhangi bir sonuca varmak, çıkarımlarda bulunmak okura kalmıştır. Okuyucu kendisi hiç farkında olmadan zihinsel olarak belirli bir noktaya eserle oluşturduğu doğal iletişim neticesinde ulaşır. İşte edebiyatın kendine özgü gücü buradan gelir. (Özdemir 2017:32)
- Eser Tezli Olmalı mı?
Tezli eser, edebiyatın kurgusal ya da sanatsal imkânlarını yararlanarak; bir tezi, düşünceyi, bakış açısını ortaya koyan eserlere denilir. Fakat bu yapılırken sanat eserini sadece politik düşüncelere indirgemek, edebiyatı siyasal eğilimlerin aracı haline dönüştürmek edebiyat estetiği açısından olumsuz bir sonuç doğurur. Bilindiği gibi Cumhuriyet dönemi Türk Edebiyatı’nda “toplumcu gerçekçi” olarak nitelenen sanatçılar edebiyatı kendi ideolojik anlayışlarının birer tebliğcisi gibi algıladıkları için bu yanlışa düşmüşlerdir. Rasim Özdenören “güdümlü eser” diye nitelendirdiği bu gibi eserleri, ideolojik kaygılar içeren eserler kategorisine dâhil eder. Özdenören “tezli eser”in makul ve makbul olabilmesi için edebiyat metninde düşünce ya da tezin, eserin bünyesinde bütünleşmiş, kaynaşmış bir halde bulunmasını öngörür. Ona göre bir edebi eserde düşünce, eserde suyun içindeki mineraller gibi bulunup örtük bir biçimde yer almalıdır. Ayrıca edebî eserlerde düşünce derinlerde ve gizil biçimde yer almalıdır. (Özdemir 2017:36)
“Tezli eserlerde ise sanatçı, bir şeyi kanıtlama sevdasında değildir; yakaladığı doğruları, gerçekleri size göstermekle yetinir. Ama gördüğünüz bu yeni gerçeklerden, bu yeni doğrulardan siz yeni bileşimlere gidebilirsiniz. Ne var ki yazar, sizi yeni bileşime gitmeye de zorlamaz. Ötekindeyse –ideolojik eserde- yazarın, eteklerinizden çekiştirip durduğunu duyumsarsınız her an.” (Özdenören 2009: 28)
Edebiyat metninin amacı bir olayı, bir durumu neden sonuç ilişkileriyle determinist bir yaklaşımla ele almak değildir. Olguların nedenlerini açıklama, izah etme gayreti taşımaz. Onun yapması gereken olayı ya da durumu dilin ve sanatın imkânlarından yararlanarak (bu kurgusal biçimde de olabilir ) okurun önüne sermektir. Söz gelimi modern hayatın kişi ve toplum hayatında bir takım ahlakî bozulma ve çözülme izleği üzerine kurulan bir eserde, yapılacak olan sadece var olan olguyu metin aracılığı ile aktarmaktır. Okuyucu bu aktarılan olaylardan kendisi bir yorum çıkarır, farklı sonuçlara gidebilir ya da gitmez. Bu durum, okuyucunun metin ile kurduğu anlamsal bağ ile ilgilidir. Metnin anlamını çoğaltmak, yorumları zenginleştirmek ise bireysel bir durumdur ve alkışlanacak bir özelliktir. Rasim Özdenören edebiyat metninin gücünü aynı zamanda çok anlamlılıkta ve yoruma açık olmakta görür. Yani zaman geçse de anlamı tüketilemeyen metin, okuyucunun çok çeşitli yorumlara ulaştığı metin, gücünden bir şey kaybetmez. (Kara 2014: 123)
Tezli eserde yazar, okuyucunun iradesine müdahale etmez. Bu yönüyle tezli eser yazarı, okuyucunun birikimine ve yorum gücüne inandığı için okuruna saygı duyar, onu önemser. Güdümlü eserin yazarı, okuyucusunu yönlendirilebilen bir kalabalık halinde algılar. Doğrudan bunu ifade etmese de okuru küçümser, onların olayları yorumlama ve algılama gücüne inanmaz. Aslında okurun iradesine saygısı da hiç yoktur. Çünkü onların yerine eserinde kendi düşünür.
Rasim Özdenören edebiyat eserinin gücünü, düşünceleri kendi özgül yapısı içinde ve bünyesinde okura telkin etmesinde görür. “Edebiyat eserinin gücü, fikirleri, kendi hayatiyetleri içinde bize telkin etmesindedir. Yazarın sanatı da buradadır. Bu bakımdan, yazarın küçük bir tökezlemesi, küçücük bir iğretilik, eserin inandırıcılığını yok etmeye yetebilir.” (Özdenören 2009:29) Burada edebiyatın bir yönü daha ortaya çıkmaktadır: Okuyucuyu, anlattıklarına ya da gösterdiklerine inandırmak. Yapaylıktan, yapmacıklıktan uzak metin ancak okurunu inandırabilir. O halde metin, kurmaca dahi olsa, okur tarafından samimiyetle karşılanması ve kabul görme durumuna ulaşması, eserlerin en önemli niteliği olmakla beraber samimi bir kalemin elinden çıkması ile ilişkilidir. Yazdıklarına önce kendi inanan yazar, okur katında onay göreceği muhakkaktır.
- İslâmi Edebiyat:
Cumhuriyet devri edebiyatında 1950’li yıllardan sonra kimi eleştirmenlerin “İslâmi Gelenekçi Söylem” diye adlandırdığı bir nesil görülmeye başlanır. Bunların öncüsü Necip Fazıl ve Büyük Doğu dergisi ile Sezai Karakoç’un Diriliş dergisi olmuştur. Mavera dergisinde eserler yayımlayan Rasim Özdenören gibi sayıları 10’u bulan sanatçılar, bu edebi anlayışın yeni kuşağını oluşturmuştur. Mavera dergisinde eserler veren bu nesil, olgunluk devresine gelince İslâmî edebiyatın nasıl olması gerektiği hakkında kuramsal tartışmalara girmişlerdir. Bunların içinde gerek edebiyat gerekse felsefi birikimiyle ön plana çıkan Rasim Özdenören’in bu bağlamda yazdıkları ve konuştukları incelenmeye değer bir nitelik taşır. (Özdemir 2017:46)
İslâmî edebiyat tartışmalarının gündeme geldiği 1970-1980’li yıllarda bu tartışmalar, Mavera dergisi ve Yeni Devir gazetesi etrafında ortaya çıkar. Bu konuda Rasim Özdenören ve Akif İnan özellikle ön plana çıkar. Türk Edebiyatı’nda bugüne kadar böyle bir tartışmanın gün yüzüne çıktığı pek görülmez. Özdenören, bu tartışmalara katılıp meseleyi farklı yönlerden ele alırken, İslâmî eserin bir vasfının da İslâm’a hizmet eden eser olduğunu vurgular.
Özdenören yine bu meselede Yeni Devir gazetesinde bir yazı dizisiyle (R.Özdenören Edebiyatta İslami Çizgiler Tartışması -1 ve -2 Yeni Şafak, 26-28 Mayıs 2002) bu konuyu ele alan Akif İnan’ın ‘İslâmî edebiyat’ türünün olduğu yönündeki görüşlerini irdeler. Ona göre İslâmî edebiyat: “1. İslâmî edebiyat, konusunu Müslüman insanların oluşturduğu, onların tavır ve davranışlarını, düşüncelerini, ruhsal eylemlerini yansıtan ürünlerin adıdır. 2. İslâmî edebiyat, konusu ne olursa olsun, yazarın İslâmî bilincini yansıtan, konusuna İslâmî optikle yaklaşan ürünlerdir. Özdenören’e göre birinci görüş yanlış değil fakat ikinci görüş daha kapsayıcıdır. Dikkat edilirse ikinci görüş, birincisini de içermekte, fakat birinci görüş, alanı oldukça kısıtlamakta, pek çok şeyi de dışlamaktadır.” (Özdenören 2009: 41)
Rasim Özdenören’in bu tasnifi yaparken önem arz eden bir kavramla bizi karşılaştırır: “İslâmi bilinç”. Bir eserde İslâmî bilinç açık ya da örtük yer alıyorsa o eser İslâmi’dir. Diğer taraftan yazar, ele aldığı meselelere İslâmî bakış açısıyla bakabilmelidir. Örneğin bir romanda ya da öyküde, insan doğasına ait en mahrem olgular ele alınabilir. Bu o eseri İslâmî bir eser olmaktan çıkarmaz. Ancak yazar, bu konuyu ele alırken İslâm’ın baktığı, öngördüğü bakış açısı ile olayları işlemelidir.
Rasim Özdenören, İslâmî bir edebiyatın gerçekleştirilebilmesi için gerekli bazı ön koşullardan da bahseder. Burada yine Müslüman bakış açısına dikkat çeker. Diğer taraftan anlatılanın insan doğallığına uyması gerektiğini savunur. Anlatılan olayların, insanın doğal yaşamında bir karşılığı olmalıdır. Aşk ya da evlilik, aile bireyleri arasındaki çatışmalar, ahlaki çözülme ve buna benzer konular ele alınırken, ideal olan değil de var olanlar anlatılmalıdır. Müslüman sanatçı gerekirse yatak odasına girmeli, fakat böyle bir durumda dahi İslâmî tavrı ve bakış açısını elden bırakmamalıdır. “Müslümanın, insana bakış açısı bütünüyle, İslâm uygarlığının kendine özgü değer yargılarıyla özdeşleşmiş olarak eserde yer alabilirse ve bu yer alış otantik girişimler olmaktan çok, doğal bir yaşama tarzı biçiminde verilebilirse, İslâmî bir edebiyatı gerçekleştirmeyi başarmış oluruz.” (Özdenören, 2009: 54) Rasim Özdenören aynı eserde İslâm’ın sanata ve edebiyata verdiği imkândan da bahseder. İslâm’ın, hayatı ve insanı ele alış biçimi Hristiyanlıkta veya bir başka dinde olduğu gibi tek yönlü değildir. İslâm insanı ya da kâinatı bütün boyutlarıyla ele alır. Yani insan ne melektir ne de mutlak günahkâr şeytandır. Bu çok yönlü ele alış şekli Müslüman yazara geniş imkânlar sağlar. İnsanın dünyada insan olma mücadelesi tek düze değildir. Gerek maddî hayatta gerekse manevî hayatta insan hayatı değişik serüvenlerle doludur. “Müslüman yazarın eserinde insan bütün boyutlarıyla, bütün imkânlarıyla yansıyacaktır (veya yansımalıdır) dersek, bununla İslâm’a özgü bir gerçeklik anlayışının var olduğunu dile getirmiş oluruz. Böyle bir gerçeklik, genelde Batı gerçekliğinde gördüğümüz gibi tek boyutlu bir bakış açısına indirgenmiş ve soyutlanmış bir insan statüsünü değil, fakat insanın haiz olduğu bütün şartları, onun insan olma çabalarını, insan olma şartını tasvir edecektir. Bu bakımdan İslâm’ın gerçeklik anlayışı sanatçıya çok değişik ve geniş alanları deneme, onlardan yararlanma ve bunları eserine geçirme fırsatını bütün imkânlarıyla ve sansürsüz olarak tanıdığını söyleyebiliriz.” (Özdenören 2009: 71)
Rasim Özdenören’e göre bir eserin İslâmî kimlik taşıması, eserde var olan ruha bağlıdır. Yani eser, her şeyden önce Müslümanca duyuş ve düşünüşün ifadesi olmalıdır Edebiyat metni İslâmî ruhu içinde barındırmalıdır. Yoksa İslâmî motiflerin ya da kavramların birer malzeme olarak kullanılması, o eseri İslâmî eser yapmaz. Bu konuda yazar, İlahi Komedya metnini örnek gösterir. Bilindiği gibi bahsi geçen bu eserde İslâmî terminolojiye yer verilmiş, fakat bu eser, Hristiyan duyuş ve düşünüşünün bir ürünüdür. Bu eserde İslâmiyet’e ait kavramlar var diye İlahi Komedya’yı İslâmi bir eser diye kabul edemeyiz. Burada yazarın bu kavramlara eserinde yer verme amacı ve tavrı da belirleyicidir. “İslâmî kavramların bir araç ve malzeme olarak kullanılması, o eseri İslâmî olmak adına kurtaramaz. (Özdenören, 2009: 45)
Rasim Özdenören, edebiyat metnine Müslümanca duyarlığın yansıması gerektiğini savunur. Müslümanın hayat algısı, varlık ve eşya karşısında tavrı, İslâmî estetik ve ahlak anlayışı eserde yer bulmalıdır. “Müslüman yazarlar, ürünlerine belli işlevler yüklemeye çalışırken, yani edebiyat dışı bir olguyu edebi esere yüklerken, aslında ilk bakışta sanılabileceği gibi sanatın iç bağlamlarından, sanatın iç değerlerinden fedakârlık yaparak bu işi gerçekleştirmiyorlar. Burada önemli olan Müslümanca duyarlılıktır. Müslümanca duyarlılığı ise, İslâm’ın estetik, ahlak, insan, evren, hayat hakkındaki telakkileri sağlıyor.” (Özdenören 2009: 70)
Özdenören’e göre eğer bir eser, okuyucusuna İslâmî bir neşe ve coşkunluk veriyorsa, bu niteliği yakalamıştır. “İslâmî eser, İslâm’a hizmet eden eser, İslâmî espriyi doğrudan doğruya terennüm eden, bize bir İslâmî neşve veren esere İslâmî diyoruz. Bize doğrudan doğruya bir neşve vermemekle birlikte onu kavramamıza yardım eden, kavrayışımıza getirdiği incelik (bilinç) dolayısıyla İslâm’ı anlamamızı kolaylaştıran, bize bu yolda bir yaklaşım sağlayan eserlere de ikinci tür içinde (yani hizmet eden) yer veriyoruz.” (Özdenören, 2009: 46)
Rasim Özdenören, İslâmî edebiyat tartışmalarını gündeme taşırken bir konuda uyarmayı gerekli görür. Geleneksel toplum yapısında İslâmiyet, tamamen hayattan soyutlanmış değildi. Bu nedenle özellikle üretilen eserlerin İslâmî bir kimlik taşıdığını ifade eder. Ancak modern zamanlara gelindiğinde İslâm’ın temel kaynaklarından doğrudan yararlanabilmek oldukça zorlaşır. Bu açıdan geleneksel eserlerin İslâmî olduğu, modern eserlerin ise seküler bir kimlik taşıdığı düşüncesine katılmadığını belirtir. (Özdemir, 2017:47) Özdenören, ileriye dönük olarak bu temel kaynaklara ulaşmada aradaki engellerin ortadan kalkacağı konusunda umutludur: “Müslümanlar, şimdilik kendi ana kaynaklarına doğrudan doğruya eğilme, onlarla doğrudan doğruya karşılaşma imkânından yoksundurlar. Bu yüzden İslâm’ın ön gördüğü hayat düzeni henüz Müslüman yazarların hayatlarına da bütün boyutlarıyla da yansımamaktadır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalara belki ön hazırlık gözüyle bile bakılabilir. Ama onların eserine asıl yansıması gereken olgular henüz potansiyel halde ileride durmaktadır.” (Özdenören, 2009:292)
Özdenören öykülerinde dinî değerleri, İslâmî ve tasavvufî estetikle bütünleştirerek ele almıştır. Özdenören, İslam ve insan estetiğini ilk olarak Denize Açılan Kapı adlı eseriyle metnin dünyasına taşır. (Kara, 2014:98)
Özdenören’e göre insan, küfür ve günahın kirlenmişliğinden gönül ve akıl gözüyle kurtulabilir. Özdenören de öykülerinde İslâmî yaşantının insanı bu yozlaşmaktan kurtararak kendine ve değerlerine dönüştüreceğini belirtir. Öykülerinde yazar için dinî değerler, vazgeçilmez yapıcı ve kurucu unsurdur. Öykülerindeki inançlı kişiler, kendilerini Tanrı sevgisi ve onun büyüklüğüne şahitlik eden kullar olarak telakki eder: “Hafız kahvesini içerken Cenabı Rabbülalemin son nefesimizde kelime-i şehadet üzerine ruhumuzu teslim etmek nasip eylesin dedi.” (Özdenören, 2012b:136).
Rasim Özdenören “İslâmî roman” adıyla anılan ancak roman kurgusu ve sanat estetiği bakımından bir özellik taşımayan hidayet öykülerini eleştirir ve bu tarz eserlerin edebî değer açısından yetersizliğini gündeme getirir. Yazar, edebiyatın gücü meselesini ele alırken başlıca iki farklı nitelikte eserden bahseder. Bu mesele ile ilgili düşüncelerini bu iki nitelikteki eserlerin karşılaştırması üzerinden aktarır.
Rasim Özdenören, ileride tam bir İslâmî edebiyatın oluşumu için umutsuz değildir. Şimdilik İslâmî edebiyat adına ortaya çıkan eserler, gelecekte üretilen eserler için bir ön hazırlık niteliği taşımaktadır. İslâmî eserlerin ilk çekirdeklerini taşıyan bu çalışmalar, ileride potansiyel olarak duran ve gelecekte daha zengin ve mükemmel bir şekilde varlık sahasına çıkacak olan eserlerin ilk örnekleri sayılır.
KAYNAKÇA
Canbaz Firdevs (2012), “Rasim Özdenören ve Öykücülüğü”, Turkish Studies, S.7/2, s.1281-1299 Bahar.
Eryarsoy, M.Nezir (2022), Rasim Özdenören-Hayatı-Sanatı-Eserleri, İlke Yayıncılık, İstanbul.
Hece Dergisi: Rasim Özdenören Özel Sayısı, Ocak 2011, N.169
Kahraman, Âlim, (2007), Işıyan Kelimeler-Rasim Özdenören, Kaknüs Yay., İstanbul.
Kara, Samet, (2014), Rasim Özdenören Hikâyesinde Toplumsal Değişimin İzleri, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Karal C.-Ö. Erdem (2001), “Rasim Özdenören’le: Ben İsterim ki Bu Öyküler Okunduğunda İnsan Kendini Yücelmiş Hissetsin”, Kaşgar, S. 20, s.135-175.
Özdemir, Gül Ahmet (2017) Rasim Özdenören’in Denemeleri ve Denemeciliği, Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Çankırı.
Özdenören, Rasim (1999), Ruhun Malzemeleri, İz Yay., İstanbul.
Özdenören, Rasim (2000), Denize Açılan Kapı, İz Yay., İstanbul.
Özdenören, Rasim (2002), Köpekçe Düsünceler, İz Yay., İstanbul.
Özdenören, Rasim (2009), Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler, İz Yay., İstanbul.
Özdenören, Rasim (2010a), Kuyu, İz Yay. ,İstanbul.
Özdenören, Rasim (2010b), Çok Sesli Ölüm, İz Yay. ,İstanbul.
Özdenören, Rasim (2012a), Ansızın Yola Çıkmak, İz Yay. ,İstanbul.
Özdenören, Rasim (2012b), Çarpılmışlar, İz Yay. ,İstanbul.
Özgül, Gamze (2010), “Rasim Özdenören’in Hikâyelerinde Moral Değerlerin Çözülüşü ve Kimlik Bunalımı”, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
Şaban, Sağlık (2006), “Rasim Özdenören ve Yaşar Kaplan’ın Öyküleri…”, Hece Öykü, S. 21, s. 63- 73, Haziran Temmuz.
Tosun, Necip (1996), Türk Öykücülüğünde Rasim Özdenören, İz Yay. ,İstanbul.
Tosun, Necip (2006), “Türk Öykücülüğünde Ölüm Algısı”, Hece-Öykü S. 15, s.82-94.
Tosun, Necip (2011), “Yedi Güzel Adamdan Biri Rasim Özdenören”, Hece, Özel S.21, s.38-52, Ocak.
Yedi İklim: Rasim Özdenören’e Bir Armağan, Şubat-Mart 1999, C. XII, N. 107-10
