Hz. Hatice (R.A.)
Cahiliye toplumunda adı çirkinliklere karışmayan ve bu sebeple de kendisine “Tâhire” denilen Hz. Hatice, akrabalık bağlarına önem veren, yakınlarıyla ilişkilerini daima sıkı tutan bir kadındır. Nitekim çocuklarına genellikle akrabalarından olan kimselerin isimlerini vermiş, yine benzer şekilde kızlarını da kendisinin ya da eşinin yakın akrabalarıyla evlendirmeye gayret göstermiştir.
Ahmet POÇANOĞLU
Emekli Konya İl Müftüsü

33. HADİS
عن أبي هريرة قال: أَتَى جِبْرِيلُ النبيَّ صَلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ، فَقالَ: يا رَسولَ اللَّهِ: هذِه خَدِيجَةُ قدْ أتَتْ معهَا إنَاءٌ فيه إدَامٌ، أوْ طَعَامٌ أوْ شَرَابٌ، فَإِذَا هي أتَتْكَ فَاقْرَأْ عَلَيْهَا السَّلَامَ مِن رَبِّهَا ومِنِّي وبَشِّرْهَا ببَيْتٍ في الجَنَّةِ مِن قَصَبٍ لا صَخَبَ فِيهِ، ولَا نَصَبَ
Müminlerin annesi kadınların en hayırlısı Hatice Bint-i Huveylid ile ilgili Hadis.
Ebu Hureyre (r.a) “Cibril, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasulü, işte bu Hatice’dir. Beraberinde içinde yemek yahut yiyecek ya da içecek bulunan bir kap ile geliyor. Yanına geldiği vakit sen ona Rabbinden ve benden selam söyle ve ona içinde gürültünün, patırtının, yorgunluğun, argınlığın bulunmadığı, içi oyulmuş inciden bir köşkü de müjdele.” dedi.
(Buhari: 3820, Müslim: 2432)
BU HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ
Müslümanların Hz. Peygamber’e ve ailesine gösterdikleri sevgi hiç eksilmemiş, aksine giderek artmıştır. Hz. Peygamber’e ve onun sünnetine uymak, ancak onu sevmek ve onu örnek almakla gerçekleşebilir. Onu sevmek ise, onun sevdiklerini de sevmeyi, ehli beyti sevmeyi beraberinde getirir. Hz. Peygamber’in eşleri, müminlerin anneleridir. Sevmek, hatırlamak, yâd etmek, en önemlisi; örnek almak demektir. Hz. Peygamber (s.a.v), her konuda olduğu gibi aile hayatında da müminler için üsve-i hassenedir (örnek alınacak rol model).
Biz bu hadisten Hatice’nin Rasulü Ekrem (s.a.v) nezdindeki değerinin büyüklüğüne, faziletinin oldukça fazla olduğunu öğreniyoruz. Çünkü o kendisinden başka bir hanım ile evlenmesine ihtiyaç bırakmamıştır. Nebi (s.a.v) Hatice ile evlendikten sonra 38 yıl yaşamış, Hz. Hatice bu 38 yılın 25 yılında tek başına Rasulü Ekrem ile birlikte yaşamıştır. İşte bu; başka hiç kimseye nasip olmayan bir faziletidir. Yine bu hadis-i şeriften Hz. Hatice’nin (r.anha) fedakârlığını Rasulü Ekrem’e (s.a.v) hayatı boyunca tam bir sadakat ve samimiyetle refakatini öğreniyoruz.
İmam Buhari’nin Abdullah İbn-i Evfadan aktardığı hadiste: “Rasulullah (s.a.v) umre için ihrama girdi, biz de ihrama girdik. Mekke’ye girince tavaf yaptı, biz de tavaf yaptık. Safa ve Merve’ye geldi, biz de onunla birlikte geldik. Biz Mekkelilerden herhangi birinin ona ok atması ihtimaline binaen onu koruyorduk”. Muhtemeldir ki Safa ile Merve’nin Hz. Hatice’nin evine yakın olması Rasulullah (s.a.v) efendimiz Hz. Hatice’yi hatırlayarak O’nu andığını ravi İsmail’in (Arkadaşım, Abdullah’a) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Hz. Hatice’ye ne söylediğini bize anlat demesinden ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in “Hatice’ye cennette, içinde ne gürültü-patırtı ne de yorgunluk bulunmayan, içi oyulmuş inciden bir köşkü de müjdele.” demesi bu hadisin vürud ortamını böyle tasavvur etmemize sebep oluyor.
Hadisteki; es-sahab, gürültü patırtı ve en-Nasab da yorgunluk, argınlık demektir. Bu hadis-i şeriften; ebediyyen yerleşip kalınacak cennette, dünyadaki gürültü-patırtı ve yorgunluk-argınlığın olmadığını da öğreniyoruz.
MÜMİNLERİN ANNESİ HAZRETİ HATİCE (Radıyallahü Anha) خديجة
Hz. Hatice, hicretten yaklaşık 68 yıl ve Ebrehe ordusunun Kâbe’ye saldırdığı fil olayından on dört-on beş yıl önce miladi 556 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Nesebi, Hatice bint-i Huveylid b. Esed b. Abdiluzzâ b. Kusay b. Kilâb b. Mürre b. Kâ‘b b. Lüey b. Ğâlib b. Fihr b. Mâlik b. en-Nadr b. Kinâne’dir. Kureyş’in Benî Esed kolundan olan Hz. Hatice’nin babasının soyu Kusay b. Kilâb’ta, annesinin soyu ise Lüey b. Gâlib’de Hz. Peygamber’in soyu ile birleşmektedir. Böylece Hz. Hatice hem anne hem de baba tarafından Hz. Peygamber ile akrabadır. Hz. Hatice, Mekke’nin önemli kabilelerinden olan Benî Esed kabilesine mensuptur. Benî Esed, Adnânîlerdendir. Kabileye adını veren Esed’in nesebi, Esed b. Huzeyme b. Müdrike b. İlyâs b. Mudar b. Nizâr şeklinde olup Hz. İbrahim’e kadar uzanmaktadır.
Hz. Hatice’nin, pek çok lakabı bulunmaktadır. Bunların başında üstün iffeti, namuslu bir hayat sürmesi sebebiyle İslamiyet’ten önce “temiz kadın” anlamına gelen “Tâhire” lakabı gelmektedir. Mekkeli hemşerileri tarafından “tüccar kadın” anlamında “Tâcire” ve “Kureyş kadınlarının efendisi” anlamında “Seyyidet-ü Kureyş”, ufkunun açıklığı ve güzelliğinden dolayı “Ceyyide” lakabıyla da isimlendirilmiştir. Hz. Hatice için “Kübrâ” sıfatı ise, Hz. Peygamber’in en büyük hanımı olması sebebiyle daha sonraki dönemlerde kullanılmaya başlanmış ve kendisine “Haticetü’l-Kübrâ” denilmiştir, Hz. Peygamber’den olan ilk çocuğu Kâsım’a nispetle de “Ümmü’l- Kâsım” diye künyelenmiştir.
Cahiliye toplumunda adı çirkinliklere karışmayan ve bu sebeple de kendisine “Tâhire” denilen Hz. Hatice, akrabalık bağlarına önem veren, yakınlarıyla ilişkilerini daima sıkı tutan bir kadındır. Nitekim çocuklarına genellikle akrabalarından olan kimselerin isimlerini vermiş, yine benzer şekilde kızlarını da kendisinin ya da eşinin yakın akrabalarıyla evlendirmeye gayret göstermiştir. Özellikle akrabalık hususunda sadece kendisine akraba olanları değil eşine akraba olanları da gözetmeye çalışmıştır. Hz. Hatice, Mekke toplumunda zengin, şeref ve mal sahibi bir hanımefendi idi. Ticaretinde ya ücretle adam tutar ya da güvenli bulduğu kimselerle mudarebe yoluyla ticaret ortaklığı yapardı. Malını çalıştırmak için kişilerle anlaşır, onlarla kâr ortaklığı yapar ve muhtelif yerlere ticaret kervanları gönderirdi. Hz. Peygamber, daha önce de birlikte ticaret kervanlarına gittiği amcası Ebu Tâlib’in tavsiyesiyle dul ve varlıklı bir hanım olan Hz. Hatice’ye ortaklık teklifinde bulundu ve sonuçta iş Hz. Muhammed’den, sermaye Hz. Hatice’den olmak üzere aralarında bir ortaklık kuruldu. Bu ilk tecrübelerinin sonunda Hz. Hatice, Hz. Muhammed’e Suriye’ye bir kervan götürmesi için teklifte bulundu. Hz. Peygamber, Hz. Hatice’nin bu teklifini kabul etti. Meysere, bu yolculuk esnasında şahit olduğu mucizevî olayların yanında Hz. Peygamber’in becerikliliğini, dürüstlüğünü, güvenirliliğini, temizlik, bolluk ve bereketini Hz. Hatice’ye anlattı.
Hz. Hatice, Hz. Peygamber ile evlenmeden önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. İkinci kocasının ölümünden sonra Kureyş’in ileri gelenlerinden bazıları soylu, namuslu, akıllı, zengin ve güzel oluşu sebebiyle kendisiyle evlenmek istedi. Ancak Hz. Hatice bu tekliflerin hiçbirini kabul etmedi. Ona evlenme teklif edenler arasında daha sonra Ebu Cehil olarak bilinecek Amr b. Hişâm da vardı. İkinci kocasının ölmesi üzerine Hz. Hatice kendisini çocuklarının terbiyesine vermiş diğer taraftan da ticaret işlerini idare etmekle uğraşmıştır. Bu nedenle de evlilikten uzak durmuştu.
Hz. Hatice Meysere’den ahlâkı ve davranışları hakkında bilgi aldığı, bütün bu özellikleri sebebiyle kendisine hayran kaldığı Hz. Muhammed’e evlenme teklif etti, o da bunu kabul etti. İbn İshâk’ın naklettiği bir rivayete göre Hz. Hatice, Rasulullah ile aracısız konuşmuş ve ona, “Ey amcaoğlu! Bana yakınlığından, kavmin içindeki şerefinden, soylu ve güzel ahlakından, doğru sözlülüğünden dolayı seni diledim, seninle evlenmek istedim.” diyerek bizzat evlenme teklifinde bulunmuştur. Onların evlenmesine, Hatice’nin arkadaşı olup daha sonra sahabe arasında yer alan Nefîse bint-i Ümeyye’nin aracılık ettiği, Hz. Muhammed’e Hatice ile evlenmeyi düşündüğü takdirde bunu sağlamaya çalışacağını belirttiği de kaydedilmektedir. Hz. Muhammed aldığı bu teklifi amcalarına götürdü. Ebu Tâlib, Hatice’nin evinde kardeşlerinin katıldığı toplantıda yeğeni Muhammed için Hatice’ye talip olduğunu söyledi ve yeğeninin 500 (veya 400) dirhem, bazı kaynaklara göre ise yirmi dişi deve mehir vereceğini belirtti. Hz. Peygamber’in Hz. Hatice ile evlendiğinde yirmi beş yaşında, Hz. Hatice’nin de 40 yaşında olduğunu belirtmektedir. Hz. Hatice vefat edinceye kadar Hz. Peygamber ile yaklaşık olarak 24 veya 25 yıl evli kaldı. Evliliğin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra Hz. Muhammed, eşi Hz. Hatice’nin evinde ikamet etmek üzere Ebu Tâlib’in evinden ayrıldı. İkisi mutlu bir aile hayatı yaşadılar. Sevgi, saygı, bağlılık ve iyi geçim üzerine kurulan bu evlilik İslam tarihi boyunca örnek aile yuvası olarak gösterilmiştir. Hz. Hatice ile Hz. Peygamber’in evliliğinin önemli sonuçlarından biri de hiç şüphesiz Hz. Peygamber’e kendisini bekleyen Risalet görevinde manevi destek olacak, zeki, anlayışlı, sabırlı ve sadık bir hayat arkadaşı kazandırmış olmasıdır. Hz. Hatice vefat edinceye kadar Hz. Peygamber başka bir kadınla evlenmedi. Hz. Hatice’nin evi Safa ile Merve arasındaki Attarlar Çarşısı civarında, Adiyy b. Hamraü’s-Sakafî’nin evinin arkasında idi. Eve girilince, kapının sol tarafında bir arşın bir karış çapında bir taş vardı. Hz. Hatice bütün çocuklarını bu evde dünyaya getirmiş, kızlarıyla beraber daima bu evde oturmuşlar, kendisi de bu evde vefat etmişti. Hz. Peygamber Medine’ye hicret edinceye kadar da buradan ayrılmamıştı. Medine’ye hicret ettiği zaman bu evi, amcası Ebu Tâlib’in oğlu Akîl zapt etti. Muaviye b. Ebî Süfyan, halifeliği sırasında bu evi ondan satın alıp mescit hâline getirmiştir.
Hz. Muhammed ile Hatice’nin ilk çocukları Kâsım olup iki yaşına kadar yaşadı. Resûl-i Ekrem Ebü’l-Kâsım künyesini onun adından almıştır. Hz. Peygamber’in, İbrahim hariç tüm çocukları Hz. Hatice’den olmuştur. Hz. Hatice’nin dünyaya 6 çocuk getirdiği kabul edilmekle beraber farklı rivayetler de vardır. Genel kabul gören görüş, Hz. Hatice’nin Hz. Peygamber ile evliliğinden 2 erkek 4 kız olmak üzere 6 çocuğu olduğudur. Hz. Hatice’nin, Kâsım, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah (Tâhir, Tayyip) adındaki çocuklarının hepsinin bi’setten önce doğdukları rivayet edilmekle beraber Abdullah’ın İslami dönemde doğduğu rivayeti ağırlık kazanmaktadır. İbn Hişâm’a göre kızların en büyüğü Rukiye’dir. Sonra Zeynep, ardından Ümmü Gülsüm, sonra da Fatıma gelir. Fakat kızlar içinde en büyüğünün Zeynep olduğu daha sonra Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma’nın doğduğu şeklindeki sıralama daha doğru kabul edilmektedir. Bazı kaynaklarda Abdullah, Tâhir ve Tayyib’in aynı çocuk olduğu İslamiyet’ten sonra doğduğu için bu çocuğun Tayyib ve Tâhir lakabıyla anıldığı kaydedilmektedir. Erkek çocuklarının kızlardan sonra dünyaya geldiği ve İslam gelmeden önce daha bebekken vefat ettikleri rivayet edilmektedir.
Hz. Hatice’nin Hz. Peygamber’in (s.a.v) hayatındaki en önemli rollerinden biri, peygamberlik geldiği zaman kendisine herkesten önce iman etmesi ve onu bütün varlığı ile desteklemesidir. O, Hz. Peygamber’in (s.a.v) ağır emaneti almaya hazırlanacağı ortamı hazırlamak üzere verilmiş büyük bir yardımcıydı. Peygamberlik gelmeden önce Hz. Muhammed’in (s.a.v) Hira’da inzivaya çekildiği günlerde Hz. Hatice onunla hep meşgul oluyor, Hira Mağarası’na gittiğinde onu uzaktan gözetiyor, eve dönmesi geciktiği zaman hizmetkârları vasıtasıyla ona ulaşıyordu. Hz. Hatice’nin bazen Hira’ya Hz. Peygamber (s.a.v) ile gittiği de oluyordu. Hz. Peygamber (s.a.v) Hira’ya giderken, azığını da yanında götürürdü. Azığı tükenince Hz. Hatice’nin yanına döner, bir o kadar zaman için daha azık alır giderdi.
Hz. Muhammed, Hira Mağarası’nda bulunduğu sırada daha önce hiç karşılaşmadığı Cebrâil aleyhisselam ona peygamber olduğunu tebliğ ettiği ve Alak suresinin ilk beş ayetini indirdiği zaman büyük bir heyecana kapıldı ve korkudan yüreği titreyerek evine döndü. Başına gelenleri anlattıktan sonra, “Bana neler oluyor, Hatice?” diyerek kendinden korktuğunu söyledi. Bunun üzerine Hz. Hatice Rasulullah’ın (s.a.v) korku ve endişelerini gideren şu sözleri söyledi: “Öyle deme! Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın, misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin” dedi ve Hz. Peygamber’i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e götürdü. İbrânîce bilen, bu sebeple Tevrat ve İncil’i okuyan, daha önceleri Hristiyanlığı kabul etmiş olan bu âlim, Resûl-i Ekrem’i dinledikten sonra ona görünen meleğin bütün peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu söyledi. Hatice de Resûl-i Ekrem’e, “Senin Allah’ın rasulü olduğuna şehadet ederim” diyerek Müslümanlığı kabul etti ve ilk Müslüman olan oldu. Hz. Hatice, müşriklerin zulmü ve haksızlığı karşısında Rasulullah’ı hiçbir zaman yalnız bırakmadı. Mekkeli müşrikler, Şi‘bü Ebu Tâlib’de Müslümanları kuşattığında Hz. Hatice de Hz. Peygamber ile birlikte muhasaraya göğüs gerdi. Servetini onun davası uğrunda harcamaktan geri durmadı. Hayatı boyunca tam bir sadakat ve samimiyetle Hz. Peygamber’e refakat etti; kederli ve kötü günlerinde O’nun teselli kaynağı oldu. O, Hz. Peygamber’e iman etmeyen, davasına karşı koyan azılı düşmanları karşısında da Hz. Peygamber’in teselli kaynağı oldu.
Hz. Hatice, yirmi beş yıl kadar süren mutlu bir evlilik hayatından sonra hicretten üç yıl kadar önce 10 Ramazan’da (19 Nisan 620) vefat etti ve Hacûn Kabristanı’na defnedildi. Mekke’deki bu mezarlığa daha sonra Cennetü’l Mualla denilmiştir. Hz. Hatice vefat ettiği zaman Fatıma, babasına “Annem nerede? Annem nerede?” diye sordu. Bunun üzerine Cebrail (a.s) geldi ve Hz. Peygamber’e, “Fatıma’ya söyle, annesi cennette zebercet ve incilerle süslü bir köşktedir” dedi. Resul-i Ekrem, Hz.Hatice’nin vefatından üç gün önce amcası Ebu Tâlib’i kaybettiği için düşmanlarına karşı kendisini savunan iki desteğini yitirmiş oldu. Bu sebeple bu yıla, Hüzün Yılı denilmiştir. Hz. Peygamber, Hz. Hatice’nin vefatından sonra çeşitli hanımlarla evlendiği halde onu hiçbir zaman unutmamış, eşinin fedakârlığını ve dostluğunu her fırsatta anmıştır. Hz. Hatice, bütün Müslümanlar tarafından çok sevilmiş ve sayılmış, Arap olan ve olmayan İslam toplumlarında Hatice adı kız çocukları için konulan yaygın bir isim haline gelmiştir. Hz. Muhammed’den (s.a.v) önce vefat ettiği için Hz. Hatice’nin (r.anha) hadis rivayeti bulunmamaktadır.
Allah O’ndan Razı Olsun.
