Entelektüel kişiliği, az ve öz konuşan derviş meşrep özelliği, çalışkan ve kimseye minnet etmeyen karakteri, disiplinli ve “bir derdi, bir sancısı” olan kalemiyle bildiğimiz dostum Akif Emre’nin vefatı, sadece ülkemizi değil tüm İslam Dünyasını üzdü.
Ferman KARAÇAM

Her kuşağın, bulunduğu şartlara göre hem avantajları hem de dezavantajları vardır.
Cumhuriyette doğan bizden önceki kuşağın avantajı; her birinin alanlarında hemen hemen ilk olmaları, yükselebilmeleri ve kendilerinden sonra gelenlere nazaran makam ve mevki bakımından daha fazla fırsata sahip olmalarıydı. Ancak, bunu ne kadar değerlendirebildikleri başlı başına tartışma konusudur.
Ayrıca, örnek olabilme imkânlarının bir mecburiyet olarak karşılarına çıkmış olması, onları zorlamış olmasıydı.
Dezavantajları ise; büyük bir medeniyetten artakalan “değerlerin”, ideolojik körlükler sebebiyle zorbalıkla ortadan kaldırılmasının bu kuşağa yansıyan ürkekliğiydi. Bir diğer dezavantaj da ekonomik şartlarının kötü olması, yani Anadolu’nun kırsal tarım alanlarının yoksul çocukları olmalarıydı.
Onlardan sonra gelen bizim kuşağın avantajı ise; ekonomik şartlarımızın kısmen iyi olması sebebiyle az da olsa dünyaya açılacak imkânlara sahip olmamız, bu sebeple dil öğrenmemiz, okuyacak, bilgi elde edecek ve yazacak şartlara sınırlı da olsa sahip olmamızdı.
Ayrıca, bizden önceki kuşaklara uygulanan baskı, sindirme ve dışlama gibi olumsuz şartlardan nedeniyle, onların taşıdığı çekingenliği kısmen de olsa üzerimizden atmış olmamızdı da bir avantajdı.
Dezavantajlarımız ise – daha sonraları net bir şekilde görüldüğü üzere- bizi bölmek ve parçalamak amacıyla kurgulanmış, planlanmış ve kuşağımızı derinden etkileyen dış destekli, yabancı kaynaklı çatışma ortamıydı.
Bu çatışma ortamı; bir yandan gençlerin birbirini yok etmeye ayarlanmış ideolojik kamplara ayrılması, diğer yandan bu sebeple bilgiye ulaşımlarımızın engellenmiş olmasıydı.
Bütün bu can yakıcı olumsuzluklara rağmen, kuşağımızdan kültürel donanım bakımından kendini iyi yetiştirmiş gençler de ortaya çıkmıştır.
Hiç şüphesiz, bunlardan biri de dostum Akif Emre’dir.
Akif Emre’yi 1980’li yıllarda, birlikte çalıştığımız zaman tanıdım.
O yıllarda ben İlim ve Sanat dergisinde yayınlardan sorumlu olarak bulunuyordum. Âkif Emre ise üç yıl kadar İngiltere’nin başkenti Londra’da, dil öğrenimi için bulunmuştu.
İngiltere’de, İslam dünyasının önde gelen değerli isimleriyle tanışmış, orada kurulan Association of Muslim Writers’ın yani Müslüman Yazarlar Birliği’nin kurucuları arasında yer almıştı.
İlk ortak çalışmamızı ise Cemil Meriç röportajında yapmıştık.
Akif, bu çalışmamızda fotoğraflar çekmişti. Gayet iyi fotoğraf çektiğine o sırada şahit olmuştum. Ancak ne yazık ki, rahmetli Cemil Meriç’in rahatsızlığı ve fiziki durumundan dolayı o fotoğrafları kullanamadık.
O yıllarda, Seha Neşriyat’ın çıkardığı bir ansiklopediyle de yakından ilgilenen Akif Emre; sakin, biraz içine kapanık denecek kadar az konuşan, çok okuyan, içinde çoğalarak yaşayan birisiydi.
Kayseri’deki bir şeker fabrikasında çalışan, dürüstlüğü ve çalışkanlığı ile tanınan bir işçinin üç çocuğundan biri olarak, 1957 yılında dünyaya gelen dostumuzla aramızda iki yaş vardı.
İki yaş farkıyla, arada esprisi de yapılmış olan şekliyle onun ağabeyisiydim.
İlk ve ortaokulu Kayseri’de okuyan Emre, 1975’te Kayseri Endüstri Meslek Lisesi’nden mezuniyet olduktan sonra, Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden 1981’de mezun oldu.
1983’ten itibaren bir süre Mavera dergisi ve Akabe Yayınları’nın İstanbul yöneticiliğini yaptı.
Akif Emre, ağırlıklı olarak dış haber ve dış politika yazıları kaleme aldı. Bu nedenle, 2006’dan itibaren on yıl süreyle Dünya Bülteni haber sitesinin Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürüttü. Bu sitede, dünya Müslümanlarının sorunlarını ve hayat tarzlarını yetkin bir şekilde kaleme aldı.
Endülüs’ten Filistin’e, Balkanlar’dan Pakistan’a kadar geniş bir coğrafyayı, daha açık bir ifade ile söylersek tüm Ümmet Coğrafyası’nı çalışma alanı olarak belirledi.
Bir diğer deyişle, bir zamanlar Osmanlı hinterlandında kalmış ülkeleri ve şehirleri, düşünce ve fikir hayatının en önemli çalışma konuları olarak benimsedi.
Bu çerçevede, beş bölümden oluşan Elveda Endülüs: Moriskolar belgeselini hazırladı.
İki bölüm olarak: Osmanlı Şehirleri Saraybosna, Mostar, Üsküp, Selanik.
Yine iki bölüm olarak: Kudüs, ayrıca, altı bölüm olarak da: Mimar Sinan isimli belgeseller yaptı.
Akif Emre, belgeselleri Kanal 7’de çalıştığı yıllarda yapmıştı.
Elbette bu, Türkiye’nin sorunlarıyla ilgilenmediği anlamına gelmez. Tam tersine, Yeni Şafak gazetesinde yazdığı makalelerden dolayı 2014’te Türkiye Yazarlar Birliğince “Basın Fikir Ödülü”ne layık görüldü.
Sevgili dostum, merhum Akif Emre yine çok sayıda kitaplara da imza atmıştır. Bunlardan başlıcaları şunlardır: Göstergeler, Küreselliğin Fay Hattı, İzler, Çizgisiz Defter, Müstağrip Aydınlar Yüzyılı, Aliya, Söyleşiler, İstanbul’u Yeniden Düşünmek ve Erguvanname, Mekânı Paranteze Almadan… , Portreler Kitaplar ve Dergiler başlıcalarıdır.
Akif Emre’nin İslam coğrafyasına ilgisi yalnızca teorik düzeyde kalmamış, ümmetin dertleriyle pratikte de dertlenmiştir. Bu yönü son derece takdire şayandır. Bu sebeple, Pakistan’da bir üniversitenin master programına katılmış; Rusya’nın Afganistan işgali ile ilgilenmiş; Afgan direnişinin lider kadrosu ile yani, Gülbeddin Hikmetyar, Burhaneddin Rabbani ve Ahmed Şah Mesud ile konuşmalar gerçekleştirdi.
Akif Emre’nin Aliya İzzet Begoviç’e karşı ilgisi ise bambaşka boyutta ve içerikteydi.
Aliya onun için İslam Dünyasının son asırlardaki en doğru modeliydi ve örnek alınacak bir kişilikti.
Yayıncılığın hemen hemen her alanında; gazete, dergi, ansiklopedi, sanat galerisi, kitap, haber sitesi yayıncılığı, yöneticiliği yapan Akif Emre, ayrıca iki yıl da İnsan Yayınları Genel Yayın Yönetmenliği görevini yaptıktan sonra, Küre ve Klasik yayın evlerini yönettiği sırada İslam Dünyasının “Bilge Kişisi” olarak bilinen Aliya’nın kitaplarını çıkararak onun Türkiye’ye tanıtılmasında çok önemli bir rol oynadı.
Sık sık telefonla ve zaman zaman da yüz yüze görüştüğümüz Akif Emre’nin son yıllarda biraz keyifsiz olduğunu söylemeliyim.
2017 yılının Mayıs ayında Haberiyat adında bir haber sitesi kurmuştu.
Aynı yıl, aynı ayın 23’ü Salı sabahı, Haberiyat‘ın Beşiktaş’taki ofisinde geçirdiği kalp krizi sonucu 60 yaşında vefat etti.
Cenazesi, 24 Mayıs 2017’de Fatih Camii’nde kılınan namazın ardından Edirnekapı Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Entelektüel kişiliği, az ve öz konuşan derviş meşrep özelliği, çalışkan ve kimseye minnet etmeyen karakteri, disiplinli ve “bir derdi, bir sancısı” olan kalemiyle bildiğimiz dostum Akif Emre’nin vefatı, sadece ülkemizi değil tüm İslam Dünyasını üzdü.
Başta Balkan şehirleri olmak üzere, Akif’in ilgilendiği Ümmet Coğrafyası’nda bazı şehirlerinde gıyabi cenaze namazları kılındı.
Vefatının sekizinci yılında, kardeşimize gösterilen bu vefadan dolayı İnsicam dergisinin tüm çalışanlarına ve hassaten Mustafa Özel Bey’e teşekkürlerimi bildirmek isterim.
Akif Emre dostuma Allah’tan rahmet dilerim.
Mekânı Cennet, makamı âli olsun güzel kardeşimizin.
