Düşünün, iffetli bir kıyafet, insanı iffetsizlikten koruyor ve ahlaka hizmet ediyorsa, İslam karşıtlığının adı olduğu gibi bugün de tesettür üzerinden kamufle edilmeye çalışılmaktadır. Hâlbuki tarih boyunca ilkel olan, örtünme değil çıplaklık olmuştur.
Ali Rıza TEMEL

“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır.”
A’râf, 26
İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri de avret yerlerini örtmesidir. Malum olduğu üzere, diğer canlılarda utanma ve belirli yerlerini örtme gibi bir duygu yoktur. Zaten onlardan böyle bir duygu ve davranış beklemek de gerekmez. İnsanda ise bu duygu fıtridir. Yani doğuştan gelmektedir. Babamız Hz. Âdem’le annemiz Hz. Havva cennette şeytana uyup yediğinde avret yerleri açıldı, tabiatlarında olan utanma duygusu sebebiyle avret mahallerini yapraklarla örtmeye koyuldular. Kur’an’da bu durum şöyle ifade ediliyor: “Yasak meyveyi yediklerinde avret yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste koyarak avret yerlerini örtmeye başladılar.”
Demek oluyor ki örtünme insanla başlayan bir tutumdur ve bir insanlık imtiyazıdır. Cenab-ı Hak, yaratıkların en değerlisi olan insanın değerini korumak ve onu diğer varlıklardan ayırt etmek için tesettürü emretmiş, buna dair belli ölçüler koymuştur. Örtünmeyle ilgili hükümler sadece Kur’an’da değil, Tevrat ve İncil’de de mevcuttur. İncil’de şöyle denmektedir: “Eğer kadın örtünmüyorsa saçı da kesilsin. Fakat kadının saç kesmesi yahut tıraş olması ayıp ise örtünsün. Kadın, erkeğin izzetidir.”
Avret mahallerini örtmek, insanlara mahsus bir emir olmakla beraber pek az istisna hariç, hayvanlarda bile cinsiyet organlarının tabiî olarak saklandığını görüyoruz. İnsanlara nazaran hayvanların daha tüylü olmaları da bir bakıma tabii örtüye sahip olmalarını ifade eder. İnsan, dünyaya çıplak olarak gelir ve kendisini soğuk ve sıcaktan koruyacak, avret mahallerini örtecek ve ayrıca süslenip güzelleştirecek elbiseler edinme imkânına kavuşur. Baştaki ayette de buna işaret edilmekte, giyinmenin avret mahallerini örtme yanında süslenme yönüne de dikkat çekilmektedir. Ayette ayrıca, “Takva elbisesi daha hayırlıdır” denmektedir. Zira takva, ‘korunma–sakınma’ demektir. Dış elbiseler insanın bedenini soğuk ve sıcaktan, kötü bakışlardan, mikroplardan korur, avret yerlerini örter. Takva ise insan ruhunu ve ahlâkını her türlü manevî kir ve pisliklerden korur, insana kötülüklere karşı zarar verebilecek her türlü menfiliklere karşı adeta bir zırh olur. Aslolan da bu takva zırhına bürünmektir. Takva zırhından mahrum olanlar kıyafetleri ne olursa olsun manen çıplak sayılırlar. Avret mahallerini örttükleri elbiseleri, taktıkları süs ve ziynetleri; çalım, kibir ve gurur vasıtası yapanlar, her ne kadar bedenlerini örtmüş olsalar bile manevî ayıplarını saklayamazlar. Takva örtüsü, sübjektif bir olgudur. Bu, kişinin manevî tekâmülüyle orantılıdır.
Bedenimizin nerelerinin, nasıl ve kimlere karşı örtülmesiyle ilgili geri ölçüler ise belirlenmiştir. Bu konuda pek çok âyet-i kerime ve hadis-i şerif vardır. Örtünme ile ilgili en kapsamlı âyet-i kerimeler Nur suresinin 30 ve 31’inci ayetleridir:
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramlardan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu kendileri için daha temizdir. Şüphesiz ki Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısımlar müstesnadır. Başörtülerini yakalarının üzerine kadar örtsünler. Ziynetlerini açmasınlar. Ancak kendi kocalarına, babalarına, kocalarının babalarına, kendi oğullarına, kocalarının (başka hanımlardan olan) oğullarına, erkek kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, Müslüman kadınlara, sahip oldukları cariyelere, kadına ihtiyacı kalmamış uyuntu erkeklere, henüz kadınların gizli yerlerinin farkına varmamış çocuklara açabilirler. Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birlikte Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.”
Ayet-i kerimelerde Cenab-ı Hak, mümin erkek ve kadınlara gözlerini haram, ayıp ve çirkin şeylerden sakındırmalarını, ırzlarını korumalarını, yani kendi haram yerlerini de başkalarına gösterip tecavüze maruz bırakmamalarını, böylece hem kendilerini hem de başkalarını haramdan korumalarını emretmektedir. Hem cinsi latif olmaları hem de erkeklere nispetle daha ziyade tecavüz ve sarkıntılıklara maruz bulunmaları açısından kadınların örtüleri konusu daha detaylı ele alınmıştır. Tesettürle ilgili bu hükümler kadının şahsiyetini, huzur ve saygınlığını korumaya yöneliktir.
Ayette belirtilen ziynetten maksat ziynet mahalleridir. Mesela yüz, sürme ve allık yeri; baş, taç yeri; saç, örgü ve bükülüm yeri; kulaklar, küpe yeri; boyun ve göğüs, gerdanlık yeri; baldırlar, halhal yeri; el, kına ve yüzük yeri; bilekler, bilezik yeri vs… Bu ziynet mahalleri yabancılara gösterilemez. Zaruret olduğu için elbiselerin dış taraflarıyla eller ve yüz istisna edilmiştir. Zira iş yapmak için elin, görmek ve nefes almak için yüzün açık olmasında zaruret görülmüştür.
Ayet-i kerimede ziynet mahallerinin açılabileceği kimseler belirlenmiştir. Elmalılı Hamdi Yazır bunları şöyle tarif etmiştir:
- Kocalar için hanımlarının her yerine bakmak helâldir.
- Kadın, ayette belirtilen mahremlerine (nikâh düşmeyenlere) yüz, el ve ayaklarla, iş ve hizmet anında açılan başını, saçını, kulaklarını, boynunu, kollarını ve inciklerini açabilir. Onların da buralara bakmaları helâldir. Çünkü yakınlıkları doğaldır. Onların arada bulunmaları gerekir. Fitne düşünülmez. Fakat karılarını o türden göstermek caiz değil, arsızlıktır.
- Erkeğin erkeğe karşı olduğu gibi kadının kadına karşı avreti de göbekten diz kapağına kadardır.
- Erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış, cinsi güçten düşmüş hizmetkârların, etkilenmemekle ve fitne düşünülmemekle üzerlerine bakmaları, mahrem olanlara bakmalarına benzer.
- Çocuklar mükellef değildir, ancak anlayış ve idraklerine göre edep ve terbiye öğretilmesi gerekir.
- Bu örtünme emri, esir cariyeler hakkındakinden değil, hür olan Müslüman hanımlar hakkındadır.
Örtünme, kadının hem kendi iffet ve itibarını koruması, hem de yabancı erkekleri etkileyip günaha sokmaması açısından fevkalade önemlidir. Bu bakımdan kadının, cahiliye döneminde olduğu gibi, dikkat çekmek için kırıtık yürümemesi, açılıp saçılması, yabancıları tahrik için şeytani hünerlerini ortaya koymaması, ayet-i kerimelerde yasaklanmıştır. Bizim inanç ve anlayışımıza göre bir kadın, nikâhı altında bulundukça yalnız bir erkeğe aittir. Eşini memnun etmek, onu şeytanî tuzaklardan korumak için bütün ilgi ve alakayı ortaya koymak gerekir. Yuvanın saadet ve selameti için bu fevkalade önemlidir. Irz ve namusu korumak sadece kadının değil, erkeğin de görevidir. Hz. Peygamber (sav) erkeklere, “Siz iffetli olunuz ki kadınlarınız da iffetli olsunlar, babalarınıza iyilik edin ki çocuklarınıza da nice iyilik etsinler” buyurmuştur.¹
Din, iman, iffet, haya gibi insani ve ahlaki değerlerin karşısına ‘özgürlük’, ‘laiklik’ ve ‘çağdaşlık’ gibi söylemlerle karşı çıkan bir güruh da söz konusudur. Herhangi bir kimliği ifade etmeyen sadece kozmopolitlik ve züppeliği simgeleyen bu güruh, tesettüre karşı dikilen bu güruh, en tabii insan hakkı olan örtünme serbestliğinin önüne geçmekte ve kamusal alanlarda örtünenin görünür olmasından rahatsız olmaktadır. Onların derdi de olduğu gibi tesettüre yeniden engel olmaya çalışmaktalar.
Düşünün, iffetli bir kıyafet, insanı iffetsizlikten koruyor ve ahlaka hizmet ediyorsa, İslam karşıtlığının adı olduğu gibi bugün de tesettür üzerinden kamufle edilmeye çalışılmaktadır. Hâlbuki tarih boyunca ilkel olan, örtünme değil çıplaklık olmuştur. Eski Yunan ve Roma’da çıplaklık hâkimdi. Hamamlarında kadın-erkek gruplar hâlinde beraber olurlardı. Roma ve Yunan kalıntılarına baktığınızda bunu net görebiliyorsunuz. Roma ve Yunan sanatında insanın tenasül organları meydanda pek çok heykel vardır. Afrika ve Avustralya yerlilerinin de çıplak dolaştıklarını belgelerle görebilmekteyiz. Şayet bizim yerli özgürlükçü çağdaşlarımız mantığıyla hareket edecek olursak en çağdaş kimseler bu çıplak Afrika ve Avustralya yerlileri olmalıdır.
Ülkemizin yakın geçmişinde kızlarımızın başörtüsüyle üniversiteye gitmesine tahammül edemeyenler ve bunu laiklik ve çağdaşlığa aykırı görenler vardı. Farklı din ve inançlarda olup sımsıkı örtünenlere bir şey demeyip hatta ödül verenler, “Efendim mühim olan kafanın içidir, şekille uğraşmak çağ dışılıktır” diyebilmektedir. Bu ifadeleri kullananlar neden acaba kendileri gibi düşünmeyen, giyinmeyen insanları düşman ilan edebiliyorlar? Söyledikleri ile yaptıkları apaçık bir tenakuz değil midir? Dünyanın hangi medeni ülkesinde insanların kılık kıyafeti ile uğraşılıyor? Uzaya çıkanlar, bilgi çağının bayraktarlığını yapanlar, ekonomik, sosyal ve siyasal problemlerini çözenler, bulundukları seviyelere herhâlde kılık kıyafet kavgası yaparak gelmediler, onlar insanların kafa ve gayretlerine, verimliliklerine baktılar. Şekillere takılıp insanların potansiyellerini heba etmediler. Maymunu ne modern kılığa soksanız herhâlde en ilkel insan seviyesine bile çıkamaz.
Artık bu çağdaş yobazlıktan kurtulup, insanların potansiyel tehlike sayılmadan ve her ferdin güç ve kabiliyetini ülke ve insanlık menfaatine kanalize ederek hoşgörü ve güven ortamına girilmelidir. Soyunarak, açılıp saçılarak bir ilerleme olsaydı Ay’a Amerikalılardan önce çıplak Avustralya yerlileri ayak basardı. Bu söylediklerimizin zorla gerçekleştirilecek örtünme için de geçerli olduğunu ifade edelim. İnsanların zorla başını örtmeye çalışmak, belirlenmiş bir kıyafet giymeye zorlamak da asla kabul edilemez. Böyle bir girişimi din adına yapmak İslâm’a yapılan bir zulümdür. Bu mesele üzerinden kavga etmekten, insanların giyimine düşmanlaştırmaktan vazgeçilmelidir.
İnsanın ilim, iman, aksiyon ve estetik gibi dört önemli boyutu vardır. Güzellik ve zarafet duygusu en güzel insani hasletlerdendir. Müslüman kadın ve erkek, zarafet ve güzellik simgesi olmakla mükelleftir. Zira hadis-i şerifte de belirtildiği gibi, _“Allah güzeldir, güzelliği sever.”_⁴⁸ Allah Teala her şeyi yerli yerince ve güzelce yaratmıştır. İnsanın görevi, güzeli çirkinleştirmek değil, daha iyi ve daha güzeli aramaktır.
Kadın ve erkeğin güzellik ve zarafetini şehvet planında değerlendirmemek gerekir. Zira şehvet duygusu ile güzellik duygusu aynı şeyler değildir. Kadın ve erkeğin seksi olmasıyla kibar ve zarif olması birbirine karıştırılmamalıdır.
Günümüzün modacıları zarafetten ziyade şehveti ön planda tutmaktadır. Podyumdaki mankenler mi yoksa üzerlerindeki elbiseler mi daha çok ilgi çekiyor konusu tartışılabilir.
Müslüman kadın ve erkekler kılık kıyafet, söz ve davranışlarıyla İslam’ın temsilcisi durumundadır. Hiçbir Müslüman, dinin kötü bir vitrini olamaz. Kılık kıyafet bir bakıma kimliği ifade ettiğine göre her Müslüman, en zarif görünümü sergilemelidir. Bu, şehvet değil estetik görüntüsüdür. Konuyu Hz. Peygamber’in şu hadis-i şerifleriyle taçlandıralım:
_“Bineklerinizi düzgün, elbiselerinizi düzgün yapın ki insanlar arasında parmakla gösterilecek şekilde olun. Allah kötü görünümü ve kötü görünümde ısrar edeni sevmez.”_⁴⁹
