Siyasi olarak etrafındaki tüm ülkelerin iç savaşta olmasını, birbirleriyle savaşmasını ve bu ülkelerde huzurun kalmamasını istiyor. Kendi sapkın inanışına göre sözde “vaat edilen topraklarda” Yahudi hâkimiyetini tesis etmek istiyor. Şimdiki İsrail’in yöneticilerinin geneline yakınının dindar olmadığı, bir kısmının inançsız olduğu bilinmekle birlikte hepsinin terör şebekesi Siyonist ütopyasının birer militanı olduğu da bilinmektedir. Mesih’in gelmesinden ziyade kendi çıkarlarını önde tutuyor ve psikopat kişiliklerinin tezahürü olarak soykırım suçu işliyorlar.
Aslan BALCI
Gazeteci-Yazar

İşgalci İsrail ile haydut ABD’nin İran’a yönelik, 28 Şubat’ta, başlattıkları saldırının hiçbir hukuki gerekçesi yoktur. 7 Ekim 2023 sonrasında Hamas ve Hizbullah’ın zayıflatılmasıyla Siyonist İsrail, İran’a doğrudan müdahale planları yapıyordu. ABD yönetiminin Siyonist çetelerin elinde olduğunu herkes bilir. Bundan dolayı İsrail bölgede kan akıtıyor, Filistin topraklarını işgal ediyor ve Gazze’de soykırım yapıyor. İsrail her ne kadar hukuksuz ve ahlaksız eylem yapsa da ABD’nin yanında olacağını bildiğinden dolayı her seferinde bir öncekinden daha vahşi ve barbarca katliam yapmaktan geri durmuyor.
Siyasi olarak etrafındaki tüm ülkelerin iç savaşta olmasını, birbirleriyle savaşmasını ve bu ülkelerde huzurun kalmamasını istiyor. Kendi sapkın inanışına göre sözde “vaat edilen topraklarda” Yahudi hâkimiyetini tesis etmek istiyor. Şimdiki İsrail’in yöneticilerinin geneline yakınının dindar olmadığı, bir kısmının inançsız olduğu bilinmekle birlikte hepsinin terör şebekesi Siyonist ütopyasının birer militanı olduğu da bilinmektedir. Mesih’in gelmesinden ziyade kendi çıkarlarını önde tutuyor ve psikopat kişiliklerinin tezahürü olarak soykırım suçu işliyorlar.
Öte yandan, İran İslam Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren ABD ve İsrail düşmanlığını hiç gündemden düşürmedi. “Mekber İsrail, Mekber Amerika” sloganıyla kitleler daima zinde tutuldu. Buna karşın işgalci İsrail kendinin tehdit altında olduğunu iddia ederek silahlanma ve sözde kendini savunma hakkının olduğunun propagandasını yapıp durdu.
Ülkeler arasındaki düşmanlık, İran’ın sokaklarda İsrail’e meydan okuması ve İsrail’in İran’ın nükleer programını varoluşsal tehdit olarak görmesi üzerine patlak verdiği iddia edilen saldırının arkasında sapık ve sapkın Siyonist-Evangelist anlayışının olduğu bilinmelidir. ABD’nin başındaki çılgın, öngörülemeyen ve Epstein çocuk istismarı dosyasında adı geçen Donald Trump ile bebek katili, Siyonist, hırsızlıktan hüküm giymiş Benjamin Netanyahu’nun siyasi ve dini anlayışları birbirine çok yakın olduğundan dolayı böylesi tehlikeli bir savaşı başlattılar.
İlk denemeyi Haziran 2025’te yaptılar. Trump idaresi B-2 bombardıman uçaklarıyla İran’ın nükleer tesisine saldırdı. 12 gün süren savaşta bu ikili yine hukuksuz bir şekilde bağımsız ve egemen olan bir ülkeyi bombaladı. Etkisiz ve güçsüz olan BM kararları veya evrensel hukuk-kuralları bu kan emiciler için işletilemiyor. Rusya, Çin, Arap ülkeleri başta olmak üzere Avrupalı liderlerde ne yapacağı belli olmayan Trump’dan çekindikleri, onu karşılarına almak istemediklerinden kimse bu hukuksuzluğa ses çıkaramıyor. Ekonomisi zayıf olan ülkeler hem BM’de veto hakkı yok hem de kırılgan yapılarıyla İsrail’in soykırımına “dur” diyemiyorlar.
Savaş Nedeniyle Enerji Sıkıntısı Başladı
Rusya savaştan ekonomik çıkar sağladığı için Batı’ya karşı İran’ı açıkça savunmuyor. Çin de benzer bir hesap içinde her zamanki sinsiliğini yapıyor. Ancak medya aracılığıyla her ikisi de İran’a yardım ettiği yalanını yayıyor. Avrupalılar kendi ülkelerindeki iç karışıklığın çıkmasından endişe ediyor. Ortada mertlik yok, tamamen yalan ve algılar üzerine bir ortam oluştu.
İsrail/ABD 28 Şubat’ta başlattığı saldırıda ülkenin dini lideri Ali Hamaney ile onlarca üst düzey komutanı öldürdüler. Böylece rejimin çökeceği ve ülkede kaos çıkacağını zanneden saldırganlar yanıldılar. Lider ölse bile sistemin devam edeceğini bilmeyecek kadar cahil ve kandırılan sözde liderler ne yazık ki dünyanın başına bela olmaya devam ediyor. İran’da aslında İsrailli ve ABD’li yetkilileri öldürdü ama medyayla paylaşılmıyor.
Bu savaş bölgesel olmaktan çıkarak küresel bir savaş olmaya evrilmeye başladı. Savaşın başlamasıyla petrol fiyatları arttı. İlk 10 günde varil petrolün fiyatı üç haneli rakamlara ulaştı. Birçok ülkenin stokları erimeye başladı. Hürmüz Boğazı’ndan petrol taşıyan tankerlerin vurulması akabinde İran’ın deniz mayını döşediği duyulunca neredeyse petrol akışı durdu. Dünya petrolünün yüzde 20’si buradan sağlanıyor. Savaş nedeniyle Körfez ülkeleri üretimi durdurma kararı aldı. Enerji fiyatlarındaki her artış, ülkelerdeki cari açık üzerinde doğrudan baskı oluşturacağından hem açığın genişlemesine hem de enflasyonun hızlanmasına neden olacak.
Sadece petrol değil, doğalgaz ve gübrenin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın geçişlere kapalı tutulması Asya ülkeleriyle birlikte ülkemizi ve dünya ekonomilerini ciddi anlamda etkilendi. Sapık ve boş bir inanış uğruna insanlar mağdur olmaya başladı. Bu gelişme İran’ın beklediği ve öngördüğü bir durumdu. Hem bölge ülkeleri hem de etkilenen ülkeler saldırgan emperyalist İsrail/ABD’ye baskı yaparak savaşın sona ermesi bekleniyor. Bu yazı yazılırken boğazdan geçen petrol sevkiyatı yüzde 90 azaldı. Küresel enerji piyasaları için bu, son derece ciddi bir şok oluşturdu.
Savaş başlamadan önce saldırgan emperyalistlerin hilesiyle İran ekonomisi zaten çökme noktasına getirilmişti. Bundan dolayı halkın büyük bölümü sokaklara çıkarak ciddi protestolar yaptı. Art niyetli ve içerideki ajanların ortaya çıkışıyla normal bir protestodan ziyade, “gezi olayı” gibi rejimi değiştirmeye yönelindiğini gören Tahran yönetimi çok sert ve ölümcül tedbirlerle sokakları temizledi. ABD ve Siyonist rejim isyan bekliyordu, olmadı. Bu kez devrik İran Şah’ın kukla oğlunu sosyal medyadan sahaya sürdüler. İran halkı nezdinde hiçbir ağırlığı olmayan Rıza Pehlevi’nin çağrıları da karşılıksız kaldı. Yıllardan beri beceriksiz idarecilerin yönetemediği İran ekonomisi zaten kötüydü daha da çekinmez hal aldı. Akılsız Trump ve gözünü iktidar hırsı bürümüş Netanyahu bu ekonomik çöküşün aynı zamanda halk ayaklanmasının fitilini ateşleyeceğini öngörüyordu. Ancak bekledikleri olmadı.
İsrail Komşu Ülkeleri Savaşa Dâhil Etmek İstiyor
Emperyalistler dünyaya kendi sapkın dini ve işgalci anlayışla baktıklarından herkesi parayla satın alabileceklerini varsayarak büyük hata yaptılar. Masa başında yazılan raporlar sahayı yansıtmıyor. İran halkı, bizim gibi, değerlerine sahip çıkan ve emperyalistlere karşı dik duran ender halklardan biridir. Siyonist bir katıl ile haydut bir ABD’linin telkiniyle sokaklara çıkıp kişiliksiz Pehlevi’yi kendilerine lider yapmazlar. Zaten Şah’ın zulmü yüzünden halk ayaklandı ve Humeyni’nin devrim yapması gerçekleşti. Gelinen noktada yanlış yönetim, mezhepsel taassup nedeniyle halkın bir kısmı rejimden yana son derece mustarip. Ancak bu değişiklik olacaksa emperyalistlerin telkiniyle değil kendi dinamikleriyle olur.
Bebek katili Netanyahu’nun İran hamlesi, kamuoyunun dikkatini kendi yolsuzluğu, bakanlarının aşırı tutumları, Gazze’deki soykırım ve iç ekonomik eşitsizliklerden uzaklaştırdı. Saldırının Siyonist çetelerin baskısı ve iç politik krizden kaçmak için yapıldığı bilinen bir gerçektir. ABD ve İsrail dünyayı yanına çekmek için İran’ın nükleer füze yapmak üzere olduğunu, hatta kendilerini vuracağı yalanını uydurdular. Sahada beklediklerini alamadıkları için bu yalanla, saldırının meşruiyet zeminini oluşturma gayretine girdiklerini görüyoruz.
Hala iç isyan başlatmak ve rejimi içeriden yıkmak amaçlarından vazgeçmediler. Aslında bütün planları iç isyanla rejim değişikliği üzerine yapıldı. Bunun yanında terör yanlısı ve PKK’nın uzantısı olan Kürt gruplarını sahaya sürdüler. Vekil güçlerle birlikte içerideki ajanların başlatacakları isyanla kesin sonuç alacaklarını düşünenler hayal kırıklığına uğradı.
İran rejiminden büyük baskı ve zulüm gören Sünni Beluç Müslümanları bu emperyalistlerin zehirli sözlerine kapıyı kapattı. Silahlı eyleme bulaşmayacaklarını duyurarak tarihin doğru tarafında durduklarını gösterdiler. Ne yazık ki yıllardan beri mayın eşeği gibi kullanılan bazı ayrılıkçı Kürtçü terör örgütleri İsrail/ABD’nin emperyalist amacı için ölmeyi göze alarak İran’la savaşacaklarını açıkladılar. İşin garip tarafı İran yıllarca bu Kürtçü teröristleri Türkiye’ye eylem yapmaları için destekledi. Besledikleri o teröristler şimdi Tahran’a karşı eylem yapma kararı aldı.
NATO üyesi olan ülkemizi savaşın içine sokmaya gayret edenlerin olduğu biliniyor. İran tarafından gelen bazı füzeler ülkemizi veya ülkemizin hava sahasını ihlal etti. Füzeler NATO radarları tarafından tespit edilip düşürüldü. Türkiye’nin sınanması gerçekten aptalca ve beyhude bir girişimdir. Böyle bir girişime verilecek cevabın çok tesirli olacağı muhataplarına anlatıldı. İran, ülkemiz başta olmak üzere Azerbaycan ve GKRK’ne atılan füzelerin İsrail tarafından ateşlendiğini söylüyor. Doğru olabilir. İsrail savaşı bölgeye yayarak kendileri kenara çekilmek istiyor.
Siyonistler ve Evangelistler Neyi Hedefliyor?
İran başlangıçta etraftaki ABD üslerini hedef alacağını duyurmuştu. İran haklı olarak söz konusu ülkelerdeki üslerden atılan füzelerin geldiği yerleri bombalıyor. Bu durum körfez ülkelerine yönelik bir tavır değil. ABD toprağı sayılan yerlere atılan füzeler bazen yönünü değiştirerek yerleşim yerlerine isabet edebiliyor. Bunun engellenmesi için körfez ülkeleri kendi hava sahalarını ve güçleri yetiyorsa ABD üslerini kapatmaları gerekir.
Deli Trump Epstein dosyasıyla tehdit edilerek korkudan bulaştığı bu savaşı NATO’ya havale etmek istiyor. Habis İsrail/ABD koalisyonu Türkiye’nin hedef alınmasıyla otomatik olarak 5.maddenin devreye girmesini istese de ülkemizin vatansever idarecileri bu emperyalist oyunu görüyor ve buna izin vermiyor. Böyle bir senaryo İran için yıkım ve yok oluş olur. Bunu bilen İran temkinli davranmış olsa da ülke içerisindeki ajanlar ve Mehdi’nin gelmesini hızlandırmak isteyen sapık inanıştaki insanların böyle bir kepazeliğe zemin hazırlayacaklarını unutmamak gerekir. Ülke içerisinde Siyonist ve Evangelist düşünceye yakın olanlar bu savaşın bölgeye hatta dünyaya yayılmasını arzu eder.
Ortadoğu’da desteklenen krallıklar ve petrol zengini ülkelerin birleşerek İran’a yönelik savaşmaları teşvik edildi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın diplomasi trafiğini devreye sokmasıyla Körfez ülkeleri şimdilik bu oyunun bir parçası olmadı. Ancak içlerinden bazıları özellikle BAE fitne tohumları saçarak İran’la savaş başlatmalarının propagandasını yapıyor. Şer cephesi Körfez ülkelerini devreye sokamayarak bu alanda da kaybetti. Kendi imkânlarıyla rejimi deviremeyeceklerini itiraf etmeye başladılar.
İran’ın nükleer silahı meselesi 1979 devriminden beri gündemdedir. Bunun için devletin büyük bir geliri Rusya’ya aktarıldı. Atom bombasının yapılmasını İran halkının büyük çoğunluğu destekler. Dünyadan gelen tepkileri azaltmak ABD/İsrail saldırısında öldürülen dini lider Ali Hamaney nükleer silahın ahlaki olmadığına dair fetva vererek gelecek tepkileri önlemiş oldu. Petrol ve doğalgaz zengini İran nükleer silahı enerji amaçlı kullanmak istediğini anlatıp dursa da kimseyi inandıramadı. Yıllardan beri Batıyla müzakere masasına oturdular. En son müzakerelere Umman’da devam ediliyordu. Sonunda İran elindeki zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmeyi kabul etmesine rağmen masayı dağıtarak saldırıyı başlattılar. Yani Siyonistlerin amacı hiçbir zaman barış olmadı. Onların planları saldırı, ülkeleri bölmek ve bölgeyi istikrarsız hale getirmek olduğunu herkes bilir.
İsrail/ABD İlkokul Öğrencilerini Katletti!
İsrail/ABD’nin başlattığı bu saldırı beşinci nesil savaş olarak değerlendiriliyor. Mayın eşeği gibi içerideki vekil güçler sahaya sürüldü. Siber saldırılar had safhaya çıktı. Yapay zekâ, psikolojik operasyon, basın-yayın ve kamuoyu yönetimi devreye söküldü. Askeri zafer kazanamayacağını anlayan emperyalistler İran’ın iç direncini kırmayı, kendi deyimleriyle düşman devleti dışarıdan değil içeriden çökertmeyi amaçladılar.
Taraflar birbirlerine çok ağır ve binlerce ton bomba atarak galip gelmeye çalışıyor. Siyonist çete ilk günde İran’daki İlkokulu bombalayarak 170 masum yavruyu şehit etti. Şimdiye kadar yaşanan savaşların hiçbirine benzemiyor. Bu başka bir boyutta yeni yetme yöntemlerle yapılıyor.
Öte yandan Lübnan ve İran’daki sivil alanlar hedef alınarak binlerce sivil hayatını kaybetti. Yerleşim yerlerinin bombalanmasıyla yaklaşık 4 milyon insan başka yerlere göç etmek zorunda kaldı. Bunların isyan etmesi isteniyor. Şer koalisyon her yolu deneyerek çatışma; konvansiyonel hava savaşı, ekonomik kuşatma, vekil ağlar, psikolojik operasyonlar ve iç çatışmayı kışkırtma girişimlerini devreye sokuyor. Burada yalnızca beşinci nesil değil, hibrit savaşın da tüm boyutlarıyla ortaya konulduğuna şahit oluyoruz.
Amerikan kuvvetleri arasında yaşanan ölümler, yaralanmalar düşürülen uçaklar, isabet alan savaş gemileri, ülkenin ekonomik kaybının yanında İsrail’i korumak için öldürülenlerin yakınlarının isyanlarına sansür uygulanıyor. Ne hikmetse düşen uçaklar ve öldürülen askerlerin hepsi “dost ateşi” sonucu oluştuğu yalanında ısrar ediyorlar.
İsrail Mescid-i Aksa’ya Saldırırsa Sonu Gelir
Soykırımcı İsrail, Hamas’ın etkisiz hale getirdiği ve verdiği zararın haber yapılmasını yasakladığı için ölenlerin sayısını vermiyordu. İran’ın attığı balistik füzelerle neredeyse yok olma noktasına gelen tesislerin gösterilmesine de kesinlikle müsaade yok, sansür uyguluyor. İran’dan istenilen görüntü alınıp medyaya servis edilirken saldırgan tarafın kayıplarının haber yapılması yasaklandı. Buna rağmen kendilerinin “özgürlükçü-demokrat” olduklarını iddia etmeleri son derece gülünç bulunuyor.
İran geliştirdiği füzelerle İsrail’in hassas askeri tesislerini, Amerikan subaylarının kaldığı otelleri, zayıf savunulan üsleri, askeri toplanma alanları, elmas borsası, rafine ve limanların hedef alınmasıyla her gece sirenlerin çalması sonucunda Yahudilerin sığınaklarda kalması iyice dayanılmaz hal almaya başladı. İsrail’in güvendiği “demir kubbe” efsanesi çöktü. Onlarca kent adeta Gazze gibi harabeye döndü. İran’ın bu tutumu nedeniyle dünyanın birçok yerinde sempati kazanmasına neden oldu. Başka ülkelerden gelen, bir millet olamamış Yahudiler İsrail’den kaçmaya başladı. Ancak İran havalimanlarını vurduğu için bir kısmı deniz yoluyla Kıbrıs Rum kesimine ve Yunanistan’a kaçmaya başladı. Yahudiler gittikleri ülkelerde istenmeyerek kendilerinin “seçkin ırk” olmadıklarının şokunu yaşıyor.
Şu anda çatışmanın global savaşa evrilme ihtimali yok gibi gözükse de ihtimal sıfır değil. Dört kritik eşik var: Hürmüz’ün kalıcı olarak kapatılması, Rusya veya Çin’in doğrudan müdahalesi, Türkiye’nin NATO’nun 5. maddesiyle sürece dâhil edilmesi ve İsrail’in Mescid-i Aksa’ya füze atarak yıkması veya yıkma teşebbüsü. Bu dört eşikten herhangi biri aşılırsa savaşın boyutu değişir. Mescid-i Aksa’ya yönelik bir teşebbüs İsrail’in sonu olur. ABD veya vekil güçleri de onu kurtaramaz!
Bu kirli savaşta ekonomileri petrol rantına dayanan Körfez ülkeleri kendilerini korumaları için ABD’ye trilyonlarca ödeme yapmalarına rağmen İran’ın attığı füzelere mani olmadıklarını gördüler. ABD’nin tek derdinin işgalci rejimi korumak olduğunu gördüler. Ancak ABD bu ballı müşterileri kaybetmek istemez. Hatta bu savaşın maliyetini bile onlara ödetmeye kalkarsa hiç şaşırmam.
