İran’a yönelik ve hâlen devam etmekte olan savaşı çıkaran soykırımcı İsrail rejimidir. Aslında bu koalisyonu “Soykırımcı Epstein Koalisyonu” olarak nitelemek de mümkündür.
Mahmut OSMANOĞLU

Düşmanlıklar, İran İslam devriminin hemen sonrasında başladı dersek, abartmış olmayız.
Düşmanlığın kökleri
ABD, Şah’ın gidişi ile birlikte Orta Doğu’da önemli bir jandarmasını, İsrail önemli bir müttefikini kaybetti. ABD ve İsrail ülkeden kovuldu.
ABD başta Batı’nın tam desteğini alan İsrail’in önde olduğu düşmanlık ve yıpratma ilk günden başladı, ilan edilmemiş, perde gerisindeki savaş hiç durmadı.
İran’da devrim sonrası üniversite öğrencilerinin “Casusluk Yuvası (laneyi casusi)” olarak niteledikleri ABD Büyükelçiliğini 1979 Kasım’ında basmaları ve içerideki personeli 444 gün rehin tutmaları ilişkileri iyice gerdi.
Tabas fiyaskosu
ABD diplomat ve casuslarını kurtarmak için “Kartal Pençesi” kod adlı askeri bir gizli operasyona bile girişti. Uçaklar ve helikopterler İran’ın Kuzeydoğusundaki Tabas şehri yakınlarındaki Tabas çölüne inip oradan Tahran’a geçip rehinleri kurtaracaklardı. Ama operasyon esnasında çıkan şiddetli fırtına ile uçak ve helikopterler birbirleri ile çarpıştı. Resmi rakamlara göre sekiz Amerikan askeri hayatını kaybetti. “Operasyon daha başlamadan iptal edildi ve ABD ordusu arkasında yanmış uçak enkazları ve cesetler bırakarak geri çekilmek zorunda kaldı.”
Tabas “Büyük Şeytan’ın (Şeytani Bozorg)” devrim sonrası İran karşısındaki ilk fiyaskosu idi.
Irak savaşı
ABD başta Batı, İran’ın “Devrim İhracı”nı önlemek için Irak’ı İran’a saldırttılar. Irak üzerinden İran’daki yeni yönetimi boğacaklardı. 1980-88 yılların arasında 8 yıl süren savaşta, İran, savaşın başlarında 100-150 km İran topraklarında ilerleyen Irak güçlerini önce durdurup sonra topraklarında attı ve Irak topraklarında ilerlemeye başladı. Bu süreçte Körfez ülkeleri, Ürdün ve Mısır da Irak’a destek oldular. Körfez’den Irak’a bir lojistik köprüsü kuruldu.
Irak’a Batı’nın sağladığı kimyasal silahlar İran’ı ateşkese zorladı ve İran Üst Lideri Humeyni ateşkesi kabul ederken “Bu kararı kabul etmek, benim için baldıran zehri içmekten daha acıdır.” Buruk açıklamasında bulundu.
Irak savaşı hem İran’ı ve hem de Irak ve destekçisi Körfez ülkelerini maddi açıdan etkiledi. Kaynaklarını tüketti.
ABD’nin Körfez savaşları
Saddam belki de İran’ı yıkamamasının bedelini hayatıyla ödedi. ABD’nin “yeşil ışığı” ile önce Kuveyt’e girse de ABD tarafından çıkarıldı ve sonra da II. Körfez Savaşı ile yönetimi ABD tarafından devrildi. Ayetullah Humeyni’nin yapamadığını ABD yapmıştı.
“Direniş Ekseni”
Saddam sonrası yaşanan ilginç gelişme Irak’ın altın tepside İran’a sunulması oldu. Böylece, Suriye ve Hizbullah üzerinden Lübnan ile geliştirdiği sağlam ilişkilerle İran, belki “devrim ihracı” değil ama ondan daha da güçlü bir “Direniş Ekseni” oluşturmaya muvaffak oldu.
Karadan Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e ulaşır ve İsrail ile komşu oldu.
İran’ın perde gerisindeki, kesişen ya da örtüşen ortak menfaatler doğrultusunda ABD ile zımni işbirliği sadece Irak ile sınırlı değildi. Nitekim bunu Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad İran ve ABD’nin belirli bölgesel konularda “ortak çıkarlar” doğrultusunda hareket ettiğini veya zımni bir iş birliği içinde olduklarını çeşitli platformlarda dillendirmiştir.
Bu satırların yazarına göre, bu zımni işbirliği İranlıların efsane komutanı Kasım Süleymani’nin Ocak 2020’de ABD’de tarafından suikasta uğraması ile son bulmuştur.
“Direniş Ekseni”nin zayıflaması
Süleymani’nin öldürülmesi kanaatimize göre ‘Direniş Ekseni”nin çöküş sürecinin ilk halkasını oluşturmaktadır. Eylül 2024’de Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın ve bazı kurmaylarının İsrail hava saldırısında öldürülmesi, Aralık 2024’te Suriye’de Beşşar Esed rejiminin devrilmesi “Direniş Ekseni’nin Irak ve İran’la sınırlı kalmasına, Lübnan ile kara bağlantısının kopmasına sebep olmuştur.
Sıra İran’a geldi
“Direniş Ekseni”ni savaşı kendi topraklarından uzak tutmada bir caydırıcılık unsuru olarak kullanan ve İsrail’i kendi bölgesine sınırlayan İran’ın korktuğu başına gelmiş ve önce İsrail ardından ABD, 2025 Haziran’ında İran’a yönelik literatüre “12 gün savaşı” olarak geçen saldırılarda bulunmuşlardır. Trump saldırılar sonrasında İran’ın nükleer kapasitesini “tamamen yok ettikleri” iddiasında bulunmuş, ama Şubat 2026 sonunda başlattıkları savaşı da “müdahale etmeseydik İran iki hafta içerisinde nükleer bomba yapacaktı” bahanesiyle açıklamıştır.
12 Gün savaşıyla ilgili şunu belirtmekte fayda var: Savaşın başlangıcının kazananı bazı önemli komutanalar ve bilim adamlarının öldürülmesi, nükleer tesislerin bombalanması ile İsrail ve ABD olsa da bitişinin kazananı ve bu soykırımcı ikiliyi ateşkese zorlayan İran’dır. Savaşının sonuna doğru bu saldırganlar İran füzelerini engellemede aciz kalmaya başlamışlardır.
Son savaş
İran’a yönelik ve hâlen devam etmekte olan savaşı çıkaran soykırımcı İsrail rejimidir. Aslında bu koalisyonu “Soykırımcı Epstein Koalisyonu” olarak nitelemek de mümkündür. Netanyahu Trump ikilisi soykırımda beraber hareket etmişlerdir. Aksa Tufanı sonrasında ABD İsrail’e kurduğu hava ve deniz köprüsü ile 90 bin tondan fazla silah ve mühimmat vermiştir. Dolayısıyla Trump soykırıma Netanyahu ile ortaktır. İkisinin de elleri kanlıdır.
Epstein’ın arkasında Mossad’ın olduğu, Trump’ın yayınlanan dosyalarda isminin defalarca geçtiği bilinmektedir. İkili arasında bir Epstein bağlantısı da vardır.
ABD’yi İran ile savaşa İsrail ve ABD’deki İsrail lobisinin çektiğini savunan ABD Terörle Mücadele Merkezi Eski Direktörü Joe Kent zehir zemberek istifa mektubunda “Bu savaşı, İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır.” açıklamasında bulunmuş ve “İran’da devam eden savaşı vicdanen destekleyemem.” demiştir.
Bu da İsrail’in ABD’yi İran ile savaşa zorlamasının argümanları üzerinde düşünmeyi gerekli kılmaktadır.
ABD diplomasi masasını iki kere bombaladı
İran NPT altında ve nükleer tesisleri düzenli olarak denetlenen bir ülke olmasına rağmen, “Nükleer Müphemlik” politikası ile yüze yakın nükleer başlığa sahip İsrail ile birlikte İran’a ikinci kez saldıran ABD’nin, Trump’ın birinci döneminde daha önceden İran’la yapılan nükleer anlaşmayı iptal ettiği gibi “12 gün Savaşı ve mevcut savaş öncesinde diplomasi masasını bombaladığı unutulmamalıdır. Kanaatimizce, İran birinci müzakere döneminde savaşa hazırlıksız yakalansa da ikinci müzakere döneminde ABD’nin oynadığı tiyatronun aynısını oynadı ama savaş hazırlıklarını da tam gaz sürdürdü.
Yeni savaş yine istihbarat zaafı
İran’ın ikinci savaşın başında da gafil avlandığını söyleyemeyiz ama önceki savaştaki istihbarat zaafını sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Ülke Üst Lideri Ali Hamaney ile birlikte birçok komutanın öldürülmesi bunun güçlü bir delilidir.
Ama kendisi aleyhine açılan savaşa hemen ve planlı olarak cevap vermesi iyi bir hazırlığın olduğunu göstermektedir. Körfez ülkelerindeki ABD üsleri ve özellikle de gelişmiş radarları savaşın başında saf dışı etmesi füze isabetlerinin artmasına hizmet etmiştir. Saldırganların radar gözlerinin kör edilmesi savaşın kaderini de İran lehine etkilemiştir.
Tüm savunma İsrail üzerine olunca üsler savunulamadı
Körfez’deki üslerin fazla savunulamamasında İran’ın hava savunma sistemlerini “yorma” taktikleri etkili olduğu gibi, belki de İran’ın Körfez’e saldırmayacağını düşünen ABD’nin hava savunma ağırlığını İsrail’e vermesi etkili olmuştur. Kim bilir belki de gün gelir Trump’ın kendi üslerini savunmasız bırakma pahasına İsrail’i savunmasının hesabı bir savaş hıyaneti olarak ABD’de sorgulanır.
İsrail’in hava savunmasında kendi çok katmanlı sistemleri yanında ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve diğer destekleyiciler İran füzelerini engelleme konusunda başarısız olmuşlardır.
Üç katmanlı başarısızlık
ABD bu yeni savaşta, çok kısa sürmesini beklediği savaşta hedeflerini gerçekleştirmede başarısız olduğu gibi, İsrail’i ve Körfez ülkelerini korumada da başarısız olmuştur. Savaş henüz devam ediyor olsa da “Soykırımcı Epstein Koalisyonu”nun hesapları Tahran’dan döndü dersek abartmış olmayız.
Minab kız okulu katliamı
Savaşın hemen başında İran’ın güneyindeki kız ilkokulunun ABD tarafından iki Tomahawk füzesi ile vurulması soykırım ortaklarının, aynen Gazze’de bebeklere, çocuklara yaptıkları soykırım gibi, çocuk da olsa insan hayatını önemsemediklerini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
İran direniyor
Büyük hasar almasına rağmen İran direniyor. Konvansiyonel bir savaşta baş edemeyeceği bir süper güce karşı sürdürdüğü asimetrik savaşla düşmanlarını kanatıyor. Savaşı ne kadar uzatabilirse düşmanını o kadar kanatacağını, yıpratacağını biliyor. Yeni nesil füzelerle hedeflerini vurmakta zorluk çekmiyor. Elindeki Hürmüz kartını iyi kullanıp dünyayı sallıyor. Irak, Yemen ve Lübnan’daki vekil güçleriyle ABD ve İsrail’i bir hayli yoruyor. Özellikle Hizbullah Lübnan’ın güneyinde İsrail’e ağır kayıplar verdiriyor. İran “Mozaik” savunma konsepti ile darbeleri dağıtıyor ve yumuşatıyor.
Epstein ikilisi zorda
Savaş uzadıkça ve etkileri saldırgan ülkeler ve dünyayı sarstıkça Netanyahu ve Trump’ın gelecekleri tehdit altına giriyor. Üç, dört günde bitirmeyi planladıkları savaş bir ayını doldurdu. Trump’ın onayı kamuoyu anketlerinde hızla düşüyor, en son % 36’ya geriledi, sizler bu satırları okurken muhtemelen daha da düşmüş olacak. Trump ara seçimleri riske sokmuş gibi gözüküyor. ABD ve İsrail’de savaş karşıtı gösteriler her geçen gün büyüyor.
Güvenilir kaynaklara göre günde 21 yalan/yanlış söylediği istatistiklere yansıyan Trump zevahiri kurtarmaya çalışsa da savaşı itibar kaybetmeden bitirmek kendi elinden çıkmış durumda. Çeşitli kanallardan İran’ı ateşkes için baskılamaya çalışsa da İran boyun eğecek gibi gözükmüyor.
ABD belki bir kara saldırısına hazırlanıyor ama bu batağa daha fazla batmak manasına gelecek.
Savaşın en büyük kaybedeni Körfez ülkeleri
Körfez için savaş sonrası pek de parlak gözükmüyor. Altyapı, doğal kaynak ve gelir kaybediyorlar. Kayıpları her geçen gün aratıyor. ABD de koruma sağlayamıyor. Üstüne üstlük savaş bittiğinde Trump her bir Körfez ülkesinden trilyonlarca dolar savaş haracı kesmeye hazırlanıyor. Savaşın en büyük kaybedeni Körfez ülkeleri olacak gibi duruyor. Refah düzeylerinde büyük kırılma yaşanacak. Bölgedeki çok milletli gurbetçilerin çoğu da bu savaşın kurbanı olmaya aday gözüküyor.
Şu da var ki, bu savaş, kendisine askeri üs sağladıkları, milyarlarca dolar haraç verdikleri ama ülkelerini ne İsrail ve ne de İran’dan koruyamayan ABD ile yollarını ayırmak için Körfez ülkelerine güçlü bir argüman oluşturabilir, tabi cesaret edebilirlerse.
Savaşın neticesi
Çok hırpalanmış olsa da savaş sonrasında İran bölgede daha dominant bir güç olarak arzı endam edecek gibi duruyor. İkinci bir Venezuela zaferi yaşamak isteyen ABD büyük bir prestij kaybı yaşamak üzere. İsrail bugüne kadar, Batı’nın da koruma şemsiyesine rağmen bu kadar hiç hırpalanmamıştı. Savaşın ekonomik yükünün de etkilemesi beklenir. Yalnız, İran ile savaş bir şekilde bitirilse de İsrail dizginlenmeden, işlediği suçların cezasını görmeden bölgeye barış ve istikrar gelmesi mümkün değildir.
Bölge ülkeleri ders almalı
İsrail’in yayılmacı politikaları var oldukça savaşları da var olacaktır. İsrail’in kendisine bölgede rakip gördüğü ülkelerin son iki İran savaşından dersler çıkarmaları ve aynı şekilde hazırlıklı olmaları gerekir. Çünkü rahmetli Erbakan Hoca’nın da dediği gibi “İsrail ancak güçten anlar.”
ABD ile İsrail’in İran’a başlattıkları savaş sürüyor. Belki de bir müddet sonra sona erecek ama bölgede hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
