Mimarisiyle bizi tesiri altına alan caminin estetik kaygılarla ziyarete gelen turistleri manevi atmosferi menfi derecede etkiliyordu. Akif Emre’nin turistik kolonyalizm ifadesi tecessüm ediyordu. Bir ibadethane için münasip olmayan giyinmenin sebebi turistik kaygılar mı yoksa Katolisizmin geldiği nokta mıydı?
Zübeyir ŞEKERCİ

“… Aynı anlayış doğrultusunda mescitler ve çevresinin temizlik veya düzeni korumak maksadıyla buralarda etrafı kirletici maddelerin satışı kısıtlanırken, su bulundurma zorunluluğu da getirilmişti. Mezarlıklara çöp atmak, buralarda ateş yakmak veya yakınlardan kanal geçirmek yasaktı.” Mustafa Temizli’nin Derin Tarih’in Endülüs dosyasındaki ifadeleri kadim şehrin tarihi serencamını özetler nitelikte.
Sabah erkenden kalkmış ve Kurtuba’ya (Cordoba) seyahat için tren istasyonuna varmıştık. 06:25 trenine son anda yetişmiştik. Endülüs seyahatinin ilk durağı olan Kurtuba bizi serin havasıyla karşılamıştı. İlk durağımız Kurtuba Camii’ydi. Reconquista sonrası Katolikler tarafından katedrale çevrilen cami, Avrupa için en önemli dini merkezlerden birine dönüşmüştü. Geniş bahçesi, Endülüs mimarisinin iyi bir örneği, minaresi ve kahverengisiyle Kurtuba Camii. 856 sütun üzerine inşa edilen cami en fazla sütun barındıran eser hüviyetine sahip. Ancak İslam’a dair ne varsa yok etmeye ahdetmiş Katolikler caminin ortasına bütün gün ışığını üstüne çekecek ve caminin geriye kalan kısmını karanlıkta bırakacak şekilde bir katedral inşa edilmişti. Dönemin kralı V. Charles şaheserin izansız dönüşümüne “sıradan bir şey inşa etmek için benzersiz bir şeyi yok etmişsiniz” diyecekti.
Caminin içerisine girmeden bir süre minaresini seyreylemiştik. Kahverengi cümbüşüyle bizi büyülemişti. Cami bahçesine girdiğimizde turistik kalabalığın yanında yeşilin binbir hali bizi karşılamıştı. Biletleri okutup camiye girmiştik. Oldukça kalabalık, farklı dillerden rehberler ve flaş sesleri. Mimarisiyle bizi tesiri altına alan caminin estetik kaygılarla ziyarete gelen turistleri manevi atmosferi menfi derecede etkiliyordu. Akif Emre’nin turistik kolonyalizm ifadesi tecessüm ediyordu. Bir ibadethane için münasip olmayan giyinmenin sebebi turistik kaygılar mı yoksa Katolisizmin geldiği nokta mıydı?
Mihrabın kendisi, sütunlar ve her yerde göze çarpan Kur’an ayetleri. Tezyinin dozunda olduğunu hissettiğimiz eseri gezerken katedral kısmına geldiğimde içim sıkılmıştı. Katedral’e ayak basar basmaz güneş ışığı camdan gözünüze vuruyor ve etraf olanca aydınlığıyla netleşiyor. Bazıları dua ederken bazıları da giydirme olan eseri inceliyordu. Bir süre daha kaldıktan sonra çan kulesine çevrilen minareye geçmiştik. İçerisine yerleştirilen devasa ziller minareye çirkinlik katıyordu. Merdivenleri tırmanırken sessiz bir şekilde ezan okuyordum. En son ne zaman namaz çağrısı olmuştu kim bilir?
Minarenin tepesinden kadim şehri, caminin bahçesini ve Endülüs şaheseri caminin dış cephesini görebilirsiniz. Endülüs döneminde şehrin nüfusunun bir milyondan fazla olduğu gibi 200.000 hane olduğu rivayet edilir. Dönemine göre oldukça kalabalık olan şehir kaynaklara bakıldığında intizamıyla modern insana örneklik teşkil etmektedir. Dönemin Avrupa’sında hamamı olan tek şehir olması, temizliğe verilen önemin bir göstergesidir. Beyazın kahverengiyle imtizaç ettiği Kurtuba evlerini minareden izlemek oldukça keyifliydi. Ziyaret vakti dolmuş ve görevli eşliğinde aşağı inmiştik. Cami bahçesinde bir süre soluklanırken duyduğumuz çan sesi yüreğimi burkmuştu. Asırlardır müslümanların secdeye gittikleri yere ayak basan gayrimüslimler, ezanın yerini alan çan ve nicesi insanı hüzne gark ediyor.
Camiden ayrılıp Roma köprüsüne geçtik. Köprünün etrafında da turist kalabalığı bizi bekliyordu. Vadi el Kebir (şimdiki ismiyle Guadalquivir) üstüne inşa edilen mezkûr köprü, Endülüs himayesinde ihtişamına kavuşmuştur. Köprüden karşıya geçtiğimizde bizi karşılayan sonradan müzeye çevrilmiş eseri dışardan seyredip yola devam etmiştik. Şiddetini artıran yağmur, bizi istasyona gitmeye icbar etmişti. Yağmur eşliğinde istasyona varmış ve bir süre dinlenmiştik. Daha sonra şehri tekrar gezmeye devam edecekken yine yağmur bastırmıştı. Tam o sırada namaz vakti girmiş ve aktif mescit arayışına girmiştik. Bir süre sonra bir mescit bulmuştuk ancak kapısı kapalıydı. Daha sonra çimenlerde namazı kılmış ve yol üstü tekrar mescide baktığımızda açık kapıdan bir hanımefendi hoca ve talebelerini görmüştük. Portakal ağaçlarının arasında helal gıda arayışı hüsranla sonuçlanmış ve konakladığımız yerde yemek yemek üzere atıştırmalıklarla idare etmiştik. Portakal ağaçlarının arasından tren istasyona geçmiştik.
Kurtuba’ya veda ederken zihnimdeki sayısız dilemmalar da peşim sıra geliyordu. Döneminin ilim merkezi olan Kurtuba, 1000 yıl sonrasında bize kalan mirasıyla bir şeyler söylemişti. Sadece Halife İkinci Hakem’in 400 bini geçen kütüphanesi, âlimleri ve hatta kadın şairleriyle Kurtuba, eşsiz bir tarihe sahip. Kurtuba kadısı İbn Rüşd, bugünkü Batı paradigmasının fikri temellerini atmıştı. Avrupalı prenslerin çocukları İbn Rüşd’den ders almak için aldırmak için yarışıyordu. Reconquista sonrası kitapları yakılması mezkûr zihniyete dair ironik bir örnektir. Peki, bugün biz müslümanlar olarak bu tarihe ne kadar aidiz?
Cevaplanması gereken sorular eşliğinde bir başka güzel; Gırnata ve El Hamra bizi bekliyordu.
