Sanal Mutluluklar Peşinde Koşmak

Dijital mahremiyet kavramını gündemimize almak ve böylece yarınlarımıza daha güvenle yürüyebilmek zorundayız. Dolayısıyla bilgi, belge, ses ya da görsellerimizi, sosyal medya hesaplarımızda paylaşırken mahremiyet süzgecinden geçirmek, güvenliğimizi kendi rızamızla zedelememek gibi bir sorumluluğumuz var. Zaten bilinçli bir sosyal medya kullanıcısı; neyi, ne zaman ve nasıl paylaşacağına karar verebilen, gerçek hayatındaki hassasiyetlerini sosyal medya profiline yansıtabilendir.

Sevdegül ÇEKİÇ

Diyanet İşleri Başk. Uzman Vaiz

Mahremiyet, gizliliktir esasında. Değerli olanın korunmasıdır. Dokunulmazlıktır.  Her bir fert için en özel ve dokunulmaz olanı ifade eden bir kavramdır. Sınırların ihlal edilmemesidir. Bir kimsenin, diğerinin özel hayatına saygı duymasıdır.  

Yaratılanların en kıymetlisi olarak dünyada yerini alan insan için mahremiyet, en temel hakları arasındadır. Canı, malı, aklı, nesli ve dini dokunulmazdır; saygıya değerdir.

Mahremiyet, güvendir. İnsanın kendini güvende hissetmesini sağlayan, doğru ve yerinde hareket etme imkânı sunan bu değer, son derece hayati bir ihtiyaçtır. Bedenimizi, yaşadığımız mekânı, kendimize ve ailemize ait bilgilerin mahremini muhafaza etmektir.

Kıymetli, dokunulmaz ve bize emanet verilen bedenimizi her türlü müdahaleden korumak, mahremiyet olgusunu içselleştirmemizle mümkündür. Utanma olarak ifade edilen haya duygusunun ve saygıya layık olmanın da gereğidir bedenin mahremini korumak.

Mahremiyet duygusuna sahip olmak, pencerelerini perdelerle örttüğümüz yaşam alanımızın özel bir alan olduğunu unutmadan hareket etmektir. Başkaları nasıl izin almaksızın evimize girip çıkamıyorsa, bizim de başkalarının evlerine veya odalarına izin almadan, selam verip varlığımızı fark ettirmeden giremeyeceğimizin bilincinde olmaktır: “Ey iman edenler! Kendinizi tanıtıp izin almadan ve içinde oturanlara selam vermeden kendi evinizden başka evlere girmeyin…” (Nûr Sûresi, 24/27)

Mahremiyet kavramı, ailenin dokunulmazlığını kapsamaktadır. En kıymetli hazinemiz olan ailemizin özel bilgi, belge ve görüntülerini koruduğumuz ölçüde devam eder huzurumuz. Nitekim Kur’an’da geçen “libas” yani örtü kavramı, fiziksel ve duygusal tüm mahremiyetlerin korunmasına imkân sağlayan aile kavramıyla özdeşleşmiştir. Aile fertleri birbirlerine örtü kılınmıştır adeta. Zira mahremiyetin sadece fiziksel bir örtüyle tam anlamıyla sağlanmayacağı açıktır. Dolayısıyla iç huzurumuzu sağlayan duygunun da adıdır o.

Bilginin de mahremiyeti vardır. Yalandan, iftiradan, başkalarının hoşuna gitmeyeceği şekilde arkasından konuşmaktan ve boş sözlerden uzak durmaktır mahremiyet duygusuyla bezenmek. Doğruluğa ve dürüstlüğe yelken açmaktır. Gerektiğinde nezaketle uyararak hata ve kusurları örtücü olmaktır. Davranışlarımızın sorumluluğunun bilincinde olarak yaşamaktır: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36.)

Bir de sanaldaki gerçekliğimizin farkına varmaktır sorumluluk sahibi olmak. Dini, ahlaki, toplumsal kurallarımızın internet ortamında da geçerliliğini koruduğunun bilincinde olmaktır. Gerçek hayatta olduğu gibi, hatta daha fazla hassasiyet taşımaktır.

Görünür olma isteğimizin kendinde yer edindiği bir mecra olarak karşımıza çıkar sosyal medya. Araştırmalara göre Youtube’da video izlemek gibi bazı alışkanlıklar, iş ve uykudan sonra insanların vaktini en çok harcadığı aktiviteler arasında yer almaktadır. Sosyal medya platformlarının sunduğu imkânların yanında neredeyse bağımlı kılacak etkilerinin olduğu da sık sık gündeme getirilmektedir. Sosyal gerçeklikten soyutlanarak yer yer sanal sosyallikte mutluluğu aramaktadır insan. Bir taraftan öznesiyken, diğer taraftan nesnesi oluvermektedir sosyal medyanın…

Öyle ki, ailesiyle ya da arkadaşlarıyla yaşadığı en mutlu anlarını, sosyal medyada paylaşıp kaç beğeni aldığını merak ederken gerçek hayatının inceliklerini kaçırmaktadır belki de. “Sanal mutluluklar peşinde koşmak” denebilir mi acaba bu gayrete?

“Mahremiyetlerini, sırlarını ve kendilerini biriciklik görebilme duygularını sosyal medyaya teslim eden insan, gerçek dünyaya ait kadim değerlerinin elinden gittiğinin farkında bile olmamaktadır.” diyebilir miyiz öyleyse?

O zaman, günlük yaşamın her anını bu mecrada görünür kılma çabamıza nasıl bir çerçeve çizilmelidir? Gönüllü görünürlük hissimize nasıl bir sınır koyalım ki gizli ve dokunulmaz kalması gereken değerlerimiz bilinçli ya da bilinçsiz ortaya saçılmasın!

Gizli kalması gerekenle, paylaşılmasında sakınca bulunmayanları ayırt etmekle işe başlayabiliriz belki de. Devamında ise, özgürlük adı altında gerçekleştirilen kontrolsüz ve kural tanımayan davranışların bireysel ve toplumsal düzlemde bizi değerlerimizden uzaklaştırdığını görmek ve bunun için gerekli tüm tedbiri almak durumundayız.

Dijital mahremiyet kavramını gündemimize almak ve böylece yarınlarımıza daha güvenle yürüyebilmek zorundayız. Dolayısıyla bilgi, belge, ses ya da görsellerimizi, sosyal medya hesaplarımızda paylaşırken mahremiyet süzgecinden geçirmek, güvenliğimizi kendi rızamızla zedelememek gibi bir sorumluluğumuz var. Zaten bilinçli bir sosyal medya kullanıcısı; neyi, ne zaman ve nasıl paylaşacağına karar verebilen, gerçek hayatındaki hassasiyetlerini sosyal medya profiline yansıtabilendir. Bunun yanında; neyi, niçin, ne zaman ve ne kadar izleyeceğine/ kullanacağına ayrıca neyi, kimi takip edip etmeyeceğine gerektiğine dair sosyal medya okuryazarlığı geliştirendir.

“Bir kimse, kapısı açık bırakılmış (veya giriş kısmında perde olmayan) bir eve uğrar da (içeriye) bakarsa kabahat onda değil, ev sahibindedir.” (Tirmizî, İsti’zân, 16) buyuran Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), irade eğitimimiz adına müthiş bir kural sunmaktadır bizlere.  Öyleyse seçici olmalıdır bilinçli bir sosyal medya kullanıcısı. Elinde olanın mutluluğunu yaşamalıdır. Başkasında gördüğünün özlemini çekerek sahip olduklarının huzur ve mutluluğundan kendini mahrum etmemelidir.

“Mahremiyet, mahrumiyet değil özgürlüktür.” diyebilmeli, gerçek özgürlüğün sınırlarını bilmek ve başkalarının sınırlarına saygılı olmakla mümkün olabileceğini unutmamalıdır.  

 “İki düşünüp bir paylaşmalı”, “En hakiki denetimin kendi vicdanıyla mümkün olacağını unutmamalı!”dır. Ve…Hayatın her alanında mahremiyetin güvenli limanına sığınarak aslında kendini bulmalıdır!