Tuğba Öncü’ye İnfak Etmenin Psikolojik Etkilerini Sorduk

Uzm. Psikolog Tuğba Öncü ile “infak” ve psikolojik etkileri üzerine konuştuk.

İNSİCAM

1. Kıymetli hocam, infak etmenin bireyde oluşturduğu duygular hakkında neler söyleyebilirsiniz? Başkalarına yardım etmenin bir iç huzur ve mutluluk duygusu yarattığından bahsedilir hep. İnfak etmek bu anlamda psikolojik olarak neye dayanır?

İnsan, çoğu zaman aldıklarıyla değil; verdikleriyle hatırlanır. Bu cümle, aslında insanın varoluşuna dair derin bir gerçeği işaret eder. Çünkü insan yalnızca tüketen değil, anlam arayan bir varlıktır. Bu anlam arayışı, çoğu zaman “benim varlığım neye hizmet ediyor?” sorusuyla kendini gösterir. İşte infak, bu soruya verilen en sade ama en derin cevaplardan biridir.

Psikolojik açıdan baktığımızda, başkalarına yardım etmek insanın “bağ kurma” ihtiyacını besler. İnsan sosyal bir varlıktır ve anlamlı bağlar kurabildiği ölçüde ruhsal olarak beslenir. Yardım etmek, sadece karşı tarafın ihtiyacını gidermekle kalmaz; aynı zamanda kişinin kendi iç dünyasında bir genişleme hissi oluşturur. Bu genişleme, “ben yalnız değilim”, “benim varlığım bir başkası için anlamlı” duygusunu doğurur.

İnfak etmek aynı zamanda kontrol yanılsamasının kırılmasına da yardımcı olur. Modern insan çoğu zaman sahip olduklarıyla kendini güvende hissetmeye çalışır. Oysa vermek, bir anlamda “tutunma” hâlini gevşetir. Kişi verdikçe, aslında kaybetmediğini; aksine içsel olarak hafiflediğini fark eder. Bu fark ediş, derin bir huzur doğurur.

Bunun yanında, yardım etme davranışı beyinde ödül merkezlerini aktive eder. Kişi başkasına fayda sağladığında, yalnızca duygusal değil biyolojik düzeyde de bir iyi oluş hali yaşar. Bu yüzden infak, sadece ahlaki bir davranış değil; aynı zamanda insanın yaratılışına uygun bir denge hâlidir.

İslami açıdan baktığımızda ise infak, kalbi arındıran bir eylem olarak görülür. Kişi verdikçe yalnızca malından değil, aynı zamanda bağlandığı, yük hâline gelen duygulardan da özgürleşir. Bu özgürleşme hâli, insanın iç dünyasında ferahlık ve dinginlik oluşturur. Çünkü insan bazen en çok bıraktığı yerde hafifler.

2. Düzenli olarak sadaka veren bir insanın stres, kaygı ve yalnızlık gibi duygularla baş etme biçiminde bir değişim gözlemlenir mi? Gözlenirse nedir bunlar?

Düzenli olarak infak eden bireylerde zamanla duygusal bir dönüşüm gözlemlenir. Bu dönüşüm çok ani ve dramatik olmayabilir; ancak derinden ve kalıcıdır. Özellikle stres ve kaygı üzerinde dikkat çekici etkileri vardır.

Kaygı çoğu zaman belirsizlikten ve kontrol edememe duygusundan beslenir. İnsan, hayatın akışı karşısında kendini çaresiz hissettiğinde kaygı artar. Ancak infak eden kişi, hayatın sadece “alma-verme dengesi”nden ibaret olmadığını deneyimler. Bu deneyim, kişinin zihninde yeni bir anlam çerçevesi oluşturur: “Ben her şeyi kontrol etmek zorunda değilim, ama katkı sunabilirim.” Bu bakış açısı kaygıyı azaltır.

Stres açısından bakıldığında ise yardım etmek, bireyin odağını kendisinden dışarıya yönlendirir. Sürekli kendi sorunlarına odaklanan zihin daralır. Oysa başkasının ihtiyacını görmek ve ona dokunmak, zihinsel esneklik sağlar. Bu da stresin yoğunluğunu azaltır.

Yalnızlık duygusu da bu süreçte dönüşür. Çünkü infak, insanı görünmez bağlarla diğer insanlara bağlar. Kişi belki fiziksel olarak yalnızdır; ancak içsel olarak bir bütünün parçası olduğunu hisseder. Bu his, yalnızlığı derinden hafifletir.

Ayrıca düzenli yardım etme davranışı, kişide bir ritim oluşturur. Bu ritim, psikolojik olarak güven vericidir. Hayatın içinde tekrar eden anlamlı eylemler, bireyin ruhsal dayanıklılığını artırır. Kişi kendini daha dengede, daha köklü hisseder.

3. İnfak etmenin kişinin özsaygısı ve kendilik algısı üzerindeki etkileri nelerdir? Bilhassa “Faydalı olma” hissi bireyi nasıl dönüştürür?

İnsan, kendini sadece olduğu hâliyle değil; başkalarına nasıl dokunduğuyla da tanımlar. Bu yüzden infak etmek, kişinin kendilik algısını derinden etkileyen bir süreçtir.

“Faydalı olma” hissi, insanın varoluşuna anlam katar. Ancak burada önemli olan, bu hissin kibirli bir “ben etkiliyim” duygusuna dönüşmemesidir. Sağlıklı olan, daha naif ve derin bir farkındalıktır: “Benim varlığım bir başkasının hayatına küçük de olsa bir iyilik katabiliyor.” Bu düşünce, insanın kendine bakışını daha şefkatli ve dengeli bir yere taşır.

Özsaygı, yalnızca başarılarla değil; değerlerle uyumlu yaşamakla da beslenir. Kişi infak ettiğinde, içsel değerleriyle uyumlu bir davranış sergiler. Bu uyum, içsel bir bütünlük hissi oluşturur. İnsan kendine daha saygılı, daha kabul edici bir yerden bakmaya başlar.

Ayrıca infak, kişinin kendi yeterliliğini fark etmesini sağlar. Kimi zaman insanlar “benim verecek neyim var ki?” diye düşünür. Oysa vermek sadece maddi değildir; zaman, ilgi, bir tebessüm bile bir infaktır. Kişi verdikçe aslında ne kadar çok şeye sahip olduğunu fark eder. Bu farkındalık, eksiklik hissini azaltır.

İslami literatürde yer alan “verdikçe artma” ifadesi de burada önemli bir anlam taşır. Bu artış sadece maddi değildir; kişinin iç dünyasında bir genişleme, bir zenginleşme meydana gelir. Kişi daha merhametli, daha sabırlı, daha anlayışlı hâle gelir. Yani verdiği şey sadece karşı tarafa ulaşmaz; aynı zamanda kendi ruhunu da dönüştürür.

4. Sadaka veya zekât verirken kurulan empati ve merhamet bağı, bireyin sosyal ilişkilerini ve topluma bakışını nasıl etkiler?

İnfak, insanın kalbinde empatiyi besleyen en güçlü eylemlerden biridir. Çünkü birine yardım edebilmek için önce onun ihtiyacını görebilmek gerekir. Bu da insanı kendi dünyasından çıkarıp başkasının dünyasına yaklaştırır.

Empati geliştikçe, insanın ilişkileri de dönüşür. Daha anlayışlı, daha sabırlı ve daha kapsayıcı bir tutum gelişir. Kişi artık sadece kendi ihtiyaçlarını değil, karşısındaki insanın duygularını da gözetmeye başlar. Bu da ilişkilerde çatışmaları azaltır, bağları güçlendirir.

Merhamet ise empatiyi eyleme dönüştüren bir güçtür. Sadece anlamak değil, harekete geçmek… İşte infak bu noktada devreye girer. Merhamet duygusu aktif hâle geldiğinde, kişi çevresine karşı daha duyarlı olur. Bu duyarlılık, toplumsal bağları güçlendirir.

Topluma bakış da bu süreçte değişir. İnsan artık dünyayı sadece rekabet üzerinden değil, paylaşım üzerinden okumaya başlar. “Ben ve diğerleri” ayrımı yerini “biz” duygusuna bırakır. Bu da bireyin daha aidiyet dolu bir yaşam sürmesini sağlar.

Ayrıca infak, insanın yargılayıcı tutumunu da azaltır. Çünkü yardım eden kişi, insanların hayat şartlarını daha derinden anlamaya başlar. Bu anlayış, eleştiri yerine şefkati, mesafe yerine yakınlığı getirir.

5. Son olarak, infak etmekle insanın aile bağlarını ve yenilenme-tazelenme hislerini güçlendirdiğini söylemek mümkün müdür? Ne dersiniz?

Kesinlikle mümkündür. Hatta infak, sadece bireysel değil; ailevi ve toplumsal düzeyde de dönüştürücü bir etkiye sahiptir.

Aile içinde paylaşım kültürünün olması, çocukların ve bireylerin değer dünyasını doğrudan etkiler. Bir aile birlikte verir, birlikte paylaşırsa; bu durum aralarındaki bağı güçlendirir. Çünkü ortak değerler, ilişkilerin en sağlam temelidir.

İnfak aynı zamanda aile içinde şükrü artırır. Kişi başkalarının ihtiyaçlarını gördükçe, sahip olduklarının farkına daha çok varır. Bu farkındalık, aile içindeki memnuniyeti ve huzuru artırır. Şikâyet eden bir zihin yerine, şükreden bir kalp gelişir.

Yenilenme ve tazelenme hissi ise infakın en zarif etkilerinden biridir. İnsan bazen hayatın yükleri altında yıpranır, yorulur. İşte tam bu noktada vermek, ruhu tazeleyen bir nefes olur. Kişi kendini yeniden anlamlı hisseder.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Hz. Âişe (r.a.)arasında geçen bir rivayette, kesilen koyunun büyük kısmı dağıtıldıktan sonra Efendimiz (s.a.v.) “Geride ne kaldı?” diye sorar. Hz. Âişe (r.a.) “Sadece bir kürek kemiği kaldı” deyince, Efendimiz (s.a.v.) “Demek ki o hariç hepsi kaldı” buyurur. Bu ifade, aslında çok derin bir hakikati anlatır: Verilen kalıcıdır, tutulan değil.

Psikolojik açıdan bu bakış, insanın sahiplik algısını dönüştürür. Kişi, biriktirdikleriyle değil; paylaştıklarıyla zenginleştiğini fark eder. Bu farkındalık, hem içsel huzuru hem de yaşam doyumunu artırır.

Ve belki de insan, en çok paylaştığı yerde kendine yaklaşır. Çünkü vermek, sadece bir eylem değil; insanın özüne doğru yaptığı bir yolculuktur.